Ayağa kalk..

Hüzünlü bir gece yalnızlık içinde sigara dumanında boğulurcasına çırpınan bir adam, üstü başı kir içinde, daracık bir odada damı akıtan bir evde sessizce eliyle içki bardağını sıkıyor,  öfkesinden içinde biriktirdiği bu sitem dolu sözleri dökemiyor,  işte diyor hak ettiğim ölümü yaşıyorum. Yavaş yavaş yüreğinde bir acı hissediyor canını almak için başucunda bekleyen azraile selam veriyor.

Hadi bedenimi bıraktım ruhumda sana ait..

Susmuş, ellerini birbirine kenetlemiş. Umudu tükenmiş yalvarırcasına azraile bakıyor..

Yardım mı istiyor yoksa kurtulmak mı kendisi bile karar veremiyor.

50 yaşında sarhoş, evinin soğuk ruhsuz köşesinde içkisini yudumlarken başka ne düşünebilirdi,  hayatındaki herkes onu terk etmişti. Yapayalnız ve içten içe korkuyordu. Ölümün kokusunu hissediyordu. Ölümün kokusu olur muydu gerçekten diye düşündü..

 Bu zalim dünyada zavallı çürümüş bedeniyle şerefe diye bağırdı şerefe..

Ömrümüzü tüketirken,  yaşamak için savaşmayı bıraktığımız da bizde içten içe aynı durumda değil miyiz. Dışardan bakıldığında iyi gibi görünen ama aslında içimizi kemiren düşünceler bize hakim olduğunda, yavaş yavaş kayıp gitmiyor muyuz?

Ne yapmalıyız? Yenik mi  düşmeliyiz yoksa kendimize mi gelmeliyiz?

Aslında en temel sorunumuz kendimizi suçlamamız, nereye kadar peki.

Kalbimizin her köşesini saran umutsuzluğa kötü düşüncelere dur demenin tam da zamanı şimdi..

okur

Yazar: Mavimsim

Blog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.