ATASÖZLERİ VE DEYİMLERİN HİKÂYELERİ, DOĞRU KULLANIMI

Deyimler ve atasözleri, günlük konuşma dilinde düşüncelerimizin anlatım gücüne zenginlik katarak, toplumun kültür aktarımını gerçekleştiren anonim sözlerdir. Kalıplaşmış bu söz öbekleri, toplumun duygu ve düşüncelerini, inançlarını, değerlerini yansıtır. Bireysel ve sosyal birikimin ürünü olan bu sözlerle sarf edilen birkaç cümle, birçok duygu ve düşünceyi aktarabilme gücüne sahiptir.
Yol gösterici özelliğinden faydalandığımız ve anlatımımızı zenginleştirmek için kullandığımız bu özlü sözlerin ise ortaya çıkış hikâyeleri bulunmaktadır. Örneğin; belli etmeden gizli işler yaparak, düzeni bozmak anlamındaki “Saman altından su yürütmek” deyiminden bahsedelim. Bu deyimin hikâyesinde;  tarlaların su ihtiyacını açtıkları kanallar ile karşılamak isteyen köylülerden ve içlerindeki uyanık ( ! )  bir köylünün daha fazla su almak için gizlice açtığı tünelin üzerini çalı çırpı ile kapatması davranışından bahsedilmektedir.
Yapılan yanlışın olumsuz sonuçlarını fark etme anlamındaki “ Buyurun cenaze namazına!” deyiminin hikâyesinde; IV. Murad zamanında içimi yasaklanan tütün ve diğer maddelerin gayriresmi şekilde tüketilmesine izin veren kahvehane sahibinin padişaha yakalandığı andaki korkusu bulunmaktadır.
Birbiri ile ilgisiz yani uyumsuz durumlar için kullanılan “ Altı kaval, üstü şeşhane” deyiminin hikâyesinde; teknolojiye uyum sağlamak isteyen bir avcının, top atan kaval tipi namlusunun üst kısmına koyduğu yivli namlu ile farklı iki dizaynı bir araya getirerek, düştüğü gülünç durum vardır.
Sahip olunanlarla yetinmek yerine daha fazlasını istemek ve sonucunda zarara uğramak anlamında kullanılan “ Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” deyiminin hikâyesinde; Mısır’da bir liman olan Dimyat’a pirinç almaya giden pirinç tüccarının soyulması ve iflas etmesi, tarlasındaki bulguru bile satması sonrasında ailesinin yiyecek bulgur bulamaması vardır.
Fırsatın değerlendirilmesinde geç kalındığını anlatan “ Atı alan, Üsküdar’ı geçti” atasözünün hikâyesinde; atını kaybeden ve ararken bir hayvan pazarında bulan Köroğlu’nun, satıcıdan atı denemek için aldığı sırada Üsküdar’a kaçması ve satıcıyı arkadaşlarının teselli etme durumu vardır.
Sadece konuşmanın ve vaatlerde bulunmanın işe yaramayacağı anlamındaki “ Lafla peynir gemisi yürümez” atasözünün hikâyesinde; bir peynir tüccarının gemiler ile başka şehirlere peynir satması sırasında kaptan ve tayfalara ücret vermemek için türlü bahanelerle oyalaması vardır.
Karşılanmamış ihtiyaçlardan sonuç beklemenin mümkün olmadığı anlamındaki “ Aç ayı oynamaz” atasözünün hikâyesinde; ormanda odun keserken bir yavru ayı ile karşılaşan gencin,  karnı doyduktan sonra vahşileşen ayıyı pazarda satmak istemesi üzerine oynamama nedenine açlığını bahane ettiği kurnazlık vardır.
Anlamdaki derinlik ve anlatımdaki akıcılık sayesinde kısa cümlelerle uzun uzun öğüt veren birçok atasözü ve deyim, bunlara ait de ortaya çıkış hikâyeleri bulunmaktadır.
Dilin zenginliğinin ve kültür birikiminin ölçütlerinden biri de, atasözleri ve deyimleri doğru anlamak ve anlamına uygun kullanmak olduğu için dil ve kültür bilincinin yerleştirilmesinde sorumluğumuzun farkına varmalıyız vesselam…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.