APTALSINIZ !

                                       

İnsanlar için küçük bir gerçek : öleceksiniz. Fakat ölümün sizin elinizden gelmesi garip. Sizin yüzünden mesleğim daha da zorlaşıyor. Yıl 1941, Sözde 2. Devrimlerini yapan Stalin’e yetişmek zorken bi’ anda Hitler geldi. 1941’de Sovyetler’de çalışıyordum çoğunlukla. Hitler Barborassayı başlattığından beri işlerim çok yoğun oldu. Nazilerin öldürdüğü ruhları toplayıp gökyüzüne götürmek benim işimin anlamı olmaya başladı. Yıllar boyu başka genç adamların üstüne koştuğunu sanan bir sürü genç adam gördüm, öyle değil. Doğruca benim kollarıma koşuyorlardı. Her şey şöyle başladı : Ufak tefek, tuhaf bir adam vardı. Bu adam hayatıyla ilgili 3 önemli detaya karar verdi  

  • Saçlarının herkesin taradığının tam tersine tarayacak  
  •  kendine ufak ve tuhaf bir bıyık bulacak
  • Bir gün dünyaya hakim olacaktı

Genç adam bir süre dünyayı nasıl ele geçireceğini düşünerek dolaştı sonra bir gün bir anneyle çocuk gördü. Anne çocuğu uzunca azarlamaya başladı, çocuk ağladı. Sonra onunla tatlı tatlı konuştu ve çocuk sustu, sakinleşip gülümsedi. Evet Führer dünyaya kelimelerle hükmedecekti. “Asla silahla saldırmayacağım, buna gerek kalmayacak.” Sonunda sözlerle vatanı ele geçirdi ve onun için can verecek milyonlarla savaşa başladı. Almanlar aptallığını yapmıştı. Veba salgını bile bu yıkımın yanında partilik bir zamandı. Nazi kamplarında ki Yahudi ruhlarını alıp gökyüzüne taşıdıktan sonra Sovyetlere gitmek için yoldaydım ve orada garip bir konuşmaya şahit oldum. “Sen hırsız değilsin, o adam sen içerden yiyecek al diye masanın üstüne yemek bırakıyor. Hırsızlık ordunun yaptığı şey ! Senin babanı aldılar ve benimkini de. Bize yada onlara sormadılar, kendileri yerine ailemizden birini ölüme götüren liderler asıl hırsız.” Bu çocuk ağzına sahip çıkmazsa yakında benimle tanışacak. Bu arada ben orak falan taşımıyorum. Sadece hava soğuk olduğunda siyah kukuletalı bir  pelerin giyiyorum. Beni uzaktan tanımanızı sağlayacak bir kuru kafaya benzer yüzümde yok. Neye benzediğimi merak ediyorsanız ben devam ederken sizde bir ayna bulun. Sizi ben öldürmüyorum. Siz birbirinizi milliyetçilik, toprak ve zenginlik için öldürüyorsunuz. Ben sadece ruhlarınızı gökyüzüne götürüyorum. Sakın bana suç atıp, canavar gibi göstermeyi denemeyim. Bütün dürüstlüğümle (ve artık çok mızmızlandığımı biliyorum) hala Sovyetlerde Stalin’e yetişmeye çalışıyordum. Sözde ikinci devrimleri ; kendi halkını katledişi.

ve sonra Hitler geldi.

Bana göre savaş liderinizin size verdiği başarmanız gereken bir iş gibidir. Sürekli tepenizde “Bitir, bitir” diye dolaşır ve siz daha çok çalışır asla durmazsınız, gece gündüz çalışırsınız. Tabi lideriniz bu sırada kadınlarla yatıyordur. İşi bitirirsiniz ama lideriniz size teşekkür etmez ve daha fazla iş verir. Hiter bunu yaptı. Tüm Avrupa yetmedi Asya ve Afraka’yı istedi. Sizler aptallarsınız. Üzerine bombalar attıklarınız, kılıçla saldırdıklarınız kardeşlerinizdi. Onlar Fransız’dı, onlar Yahudi’ydi, onlar sizdendi. Dinleriniz, ırklarınız, cinsel tercihlerinizle birbirinizi ayrıştıracak kadar aptalsınız. 1941’de Cehennem dünyadaydı resmen. Yağmurdan çok bomba yağıyor, Almanlar beni yormak için ellerinden geleni yapıyordu. Hitler beni dinlendirmemeyi kafasına takmış olmalıydı. Ruslar’a Tanrı bile yardım edemezdi. Minks, Smolenks, Kiev ve daha nicesi. Milliyetçi gençler ve diğer milliyetçi gençler liderlerinin emirleri altında ölüyordu. Kış geldiğinde biraz dinlenebildim ama kış biter bitmez hemen ruhlar birikmeye başladı ve o malum olay başladı : Stalingrad Savaşı. Daha önce cehennemi hiç görmedim ama bence Stalingrad cehennemin yeryüzünde ki temsilcisiydi. 1942-1943 yılı, riskin daha fazla risk yarattığını, hayatın daha fazla hayat doğurduğunu ve ölümün daha fazla ölümün getirdiğini gösterecekti. Stalin savunmada ölüme gönderdiği gençler ve yasa boğduğu aileler yetmemiş olacak ki hücum içinde milyonlarca genci cepheye gönderdi, hoş Hitlerde farklı değildi. Stalingrad’ta Sovyetler üstünlük sağladı. Alman şehirleri bombalanmaya başladı. Patron tepemdeydi, “BİTİR İŞİ ! BİTİR İŞİ !” bombalar geliyordu ; bende öyle. Hitler halkını sakinleştiriyor ve basınla halka sanki dünyaya hakimmiş gösteriyordu. Kelimelerin gücünü keşfetmesi iyi olmuştu. Bunlar sizin yüzünüzden ! Hitler’e inanan ve dünyayı böyle sarsan insanlardan farkınız yok. Onlar olayları Milliyetçilik ve ırkçılıkla yorumladı ve radikal kararlar aldı. Sizde olayları kendi dininize, ahlakınıza göre yargılamıyor musunuz ? 8 yaşında “HEİL HİTLER” diye bağıran ve Hitler istese savaşa gidecek çocuk ile 8 yaşında bir ibadethaneye gidip 5 bin Tanrıdan birisine güçlü sevgi besleyen çocuk aynıdır. Ailesi olarak sizin dünyayı kana bulayan Almanlardan bir farkınız yok. İşinize gelen kitapları okuyup doğruladınız, işinize gelmeyenleri ise dininize yada ahlakınızına dayanarak reddettiniz , sanki hepinizin dini yada ahlak anlayışı bir olmak zorunda gibi. Yeni Hitlerlere yeni Naziler ve SS’ler yetiştiriyorsunuz.

Sovyetler Almanya sınırlarına kadar dayandı. Almanların sınır şehirlerde büyük bir sessizlik vardı, tabi bombaları saymazsak. Sözlüklerinizde, sessizlik sükunet ve sakinlik anlamına geliyor. İçtenlikle söylüyorum sessizliğin sakinlik ve sükunetle alakası yok. Almanlar bu konumda bile Yahudileri rahat bırakmadı bu yüzden Almanya’nın her yerine gitmem gerekti. Münih üstünden geçerken birisini gördüm. Yukarda bahsettiğim kızı, küçük hırsızım. Bodrumda kitap okuyordu ve düşünüyordu. “Kelimelerden nefret ediyorum. O olmadan Führer bir hiçti. Kelimeler olmasaydı bunlar olmazdı, bu kadar insan acıyla boğulmazdı.” Sonra yanında ki yazdığı kitaba döndü, “Kelimelerden nefret ediyorum ve onları çok seviyorum. Umarım onları doğru yazmışımdır.” Bu kızı sevmiştim, bunu yapmamam gerekiyordu. Dışarı çıkıp gökyüzüne baktım. Yağmur yağıyordu… Ne ! Hayır ! Yağan yağmur değildi, bombalardı. Bi’ anda her şey yıkıldı, bende öyle. Önce orduya hırsız diyen çocuğu aldım, adı Rudy’di. Kardeşlerine sarılmıştı. Orada yaşayan herkesi almıştım, aslında hayır almamıştım. Kitap okuyan o kız, adı Liesel’di. Ev çökmüştü ama bodrumda olduğundan ezilmedi, görevliler onları kurtardı. Rudy’i gördü, cesetleri bir yere yığılmıştı. Ağlamaya başladı, benimle beraber… İşte bu yüzden birini sevemem. Siz birbirinizi vahşice öldürdüğünüzden birini sevemiyorum. Görüyorsunuz ya, ölümün bile duyguları var. Anlamadığım şey, birbirinizi kesip öldürdünüz, kafalarınıza bombalar attınız. Peki ne elde ettiniz ? Moğollar tüm Asya’ya hükmetti, Osmanlı 3 kıtaya hükmetti, İngiltere “Güneş Batmayan İmparatorluk” oldu, peki ya sonra ? Hepsi yıkıldı. Öldürdüğünüz evlatlara, yasa boğduğunuz ailelere değdi mi ? Azrail’den, ölümün sahibinden bunları duymak umarım en büyük canavar olan siz insanların hoşunu gider. Münih’ten ayrılmadan önce Liesel’in “Bu insanlar ne kadar yorgun. Aslında yorgun olan onlar değil, benim. Kalbim çok yorgun, 13 yaşında ki bir kızın kalbi bu kadar yorgun olmamalı.” dedi. Savaş 13 yaşında ki bir kızın kalbini bu kadar yorabilirdi.

okur

Yazar: Faruk Blog

Blog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.