12 Gün Demli Kaldı Bizim Çayımız

Bazı hikayelerin sonu olmasın isteriz, daha o hikaye başlamadan sevincimiz ve kursağımız birbirine karışır hatta, duygularımızı bastıramayız, kendimize asla hakim olamayız, olmak istemeyiz belki de.

Doruklarda olalım isteriz, eskinin yarasını sarsın isteriz yeni gelen, bizi alsın bizden koparsın, bambaşka bir insan etsin, hep orada kalsın isteriz, hep bizi sevsin ve bizi kıskansın.

Kalmaz ama. Olmaz çünkü.

Kalamaz ya onlar, neden kalsınlar, acıyı bir taraf çekmedi ki bir taraf uğraşsın sadece. İki yaşanmış ama yarım kalmış hikaye. Birbirini sevmeye çalışan iki yarım insan.

12 Gün demli kaldı bizim çayımız.

12 Gün.

Çok komik bir süre farkındayım elbette. Ama ben kendimi sarılmış hissettim o 12 günde. Yeniden doğdum. Ben oldum yeniden. Kaldığım yerden değil, daha da iyi yerden devam etmeye başladım yaşamıma.

Seni de almıştım üstelik artık yanıma. Aldığımı sanmışım desem daha doğru olur aslında.

Güvenin ne olduğunu, nasıl gerçekten kazanıldığını ve nasıl bir anda tuzla buz olan bir buzdan heykel misali gözlerimizin önünde yıkıldığını da biliyorum.

Kolay istemiyordum güvenini ben. Sınav olsaydın bana, kazanmayı hırsla hak edeceğim cinsten, cevapsız kaldı sorularım, uğurladım sonsuzluğa kitapçığı.

Ne sandın ki sen?

Aynayı bana tutmanı, beni biraz daha sevmeni değil de bana açık olmanı istedim yalnızca ben.

Belki biraz bahsetseydin hayatından, merak ettirmeseydin kendini bu kadar. Kavuşurdu sahi bir gün kalplerimiz.

Gecesinde tatil planın oldu belki sayemde, sonrasında bozulmuş olsa bile.

Kendini gizlemek de güzeldir, gizem hayatın her anında özeldir.

Sadece bu sefer gizem, gereğinden fazla uzun sürdü gibi.

Bilemedim.

Anlayamadım.

Anlamak istemedim.

Yaralarını sardığım, gerçekten değer verdiğim, hayatıma almak istediğim.

Yorgunluğumu.

Bitkinliğimi.

Dargınlığımı

Hepsini bir kenara, bana gelmen için attığım o sen.

Bana heyecanı veren, içimde sararmış umutları bir anda yeşerten, belki bana bir gelecek bile vadeden sen.

Kendini de aynı kenara koydurmak zorunda mıydın ki sen?

Neden yaptın sahi?

Neden gelemedin?

Gelmeden gitmemi emrettin, küfürler ve hakaretler, maniple denemeleriyle gelen yalanlar, suçlamalar, pişmanmış gibi yapmalar.

Çok yanlış düşünmüşsün beni. Giderken de seviyordum seni

Avcunun içinde değildim ki ben. Avuçları doya doya kokluyordum sadece güzel kızım.

Kaybettiğim masumiyetin yerine koyuyordum seni.

12 gün evet. Çok komik biliyorum. Ama derler ya hani, kimisi de ilk cümleden vuruluyor diye.

Bizimki de o hesap. Sen de istedin beni, hor gördün oysa, elinin tersiyle teptin beyaz atlıyı, pamuk prensesim, güzel gözlüm.

Komik anılar biriktirdik, derman olmayı denedik birbirimize, eskiler engel oldu kalbinin beni kabul etmesine.

Unutamadın, aksini söylesen bile unutamadın, unutsaydın denerdin, en kötü özelinle hoş geldin derdin.

Diyemedin sen merhaba. Git demek daha basitti dimi sana?

Zaten hep kötüler gider değil mi? Gidenin nedeni de sorulmaz, gidişi de asla durdurulmaz. Çok isterdim ben, çok isterdim bizi inan.

Tonlarca anıdan evvel, bize benzeyen bir bebeği. Anne oluşunu, Baba demesini.

Göremediğim gözlerinde gördüm ben yarım kalmış ışıltını.

Olamadım diğer yarısı ışıltımın.

Ulaşmazsın da bu saatten sonra, istemezsin de. küfürlerinle anarsın bir süre daha, başkasıyla edersin artık özlem dolu sohbetlerini.

Güvenemedin. Güvenmek istemedin, istediysen de korktun, bana elini veremedin. Birer fincan çayı bile, bir masada var edemedin.

Acılar ders aldırır derler, dersini farklı dilde aldırmış ama bak.

Konuşamadık aynı dili bir türlü. Yanlış anlaşıldım, doğruyu diyemedim.

Birimiz hep bir umut, hep bir zaman, ötekimiz acaba, oysa, keşkeler ile başlayan gecede.

Birimiz hep bir ama dedi hep bir yeter, diğerimiz deli gibi kapıda, girmek için kalbe, bekliyordu belki bir müsaade.

İmzamı da attım oraya bir yere, ufak ipuçları bıraktım benden kalbine.

Adım olsun adresim dursun numaram kalsın diye.

Kim bilir belki bir gün sen, gelip kuşuna dönersin diye.

Bir adım gerekti bize, bin adım ileri gitmemize.

Belki utana, belki çekile ama birbirimize gelmemize.

Gelemedim 12 günde be, gidemem ki ben saniyede.

Bir süre daha sendeyim ve bunu söylüyorum bil diye.

Dönersen ıslık çal, dönmezsen el salla.

Saygı duyuyorum senden gelecek her ana, o an bana, mahşerde de gelmeyecek bile olsa.

Hep anılarda, hep hatıralarda, bazen sayılarda.

12 gün demli çayın ben de artık, sonrası bayat bile değil.

Garip bir son oldu ama. Sevenler böyle etmez ki veda.

Biz sevmeyi de becerememiştik ki daha, güzel terk ettik oysa.

Keşke diyeceğiz keşke, unutamayacağız belki hiçbir şekilde.

Ya da bir kağıt misali ikimizde birbirinin çöpünde, güleceğiz durum eğer öyle ise halimize.

Gülelim bakalım, ikimize de yakışıyor ya gülmek.

Hep gülelim, hep sevinelim, hep isteyelim mutluluğu.

Aşkı başkasında arayıp boşluklara dalalım geceleri.

Bundan sonrası bundan öncesi gibi.

12 günüm var benim artık, hafızamda yer eden, unutmayacağım, garip deneyimin.

Hala komik geliyor o sayı bana.

Gün yahu gün, hafta değil, ay değil, yıl hiç değil.

12 gün.

288 Saat.

Birkaç yüz fincan çay.

Belki düzinelerce kahve.

Kısa bir hikaye, geri dönüşü olmayan hisler, bol güldüren, bol üzen, mağdur eden hain zaman.

Birimiz gözyaşlarıyla dans ederken ötekimizi kahkaha tufanına sokan hatta. Bak her şeyi unutsam bizle ilgili, onu unutamam işte, ne özenilesi, ne nadir bir an yaşattı ikimize.

Oysa ne güzel başlamıştı 12 gün, sonu böyle basit gelmeseydi eğer, tüm cevapları da biliyordum, şaşırtan oydu ya beni zaten.

Çok güzel olmamız gerekirken çok kötü öldük ya sevgili.

Böyle olması gerekmiyordu ama böyle oldu, dönüşü yok. Varsa da bende yok ben istesem de dönemem. Yolum yok ne de olsa.

Eğer senin olursa da bir fincan tavşankanı çayın dumanında, hep beni, elini yakan sıcaklığında ise, buruk bir meraka terk edilen bu aşkı daimi hatırla.

Afiyet olsun sana, koyarsan da bir fincan bana, benim ki açık olacak unutma.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.