Yaşayarak İntiharı Seçen Bir Adamdan Mektup

Hayatından vazgeçerek ölmeyi tercih eden insanların intihar mektuplarına alıştınız değil mi? Bu öyle bir mektup değil. Bu yaşayarak intihar etmeyi tercih eden bir adamın mektubudur.

Mevcut düzenin üzerimize yüklediği sorumluluklar, toplumun bize dayattığı oku- öğren,-iş bul-çalış-evlen-çocuk yap-emekli ol-öl görev dizilimi, hayatımıza dahil ettiğimiz ve adına aşk denilen sancılı süreç ve kendi varoluşumuza dair kendimizi tanıyamama süreci… Hepimiz bu  aşamalardan birer birer geçiyoruz. Doğduğumuz andan itibaren üzerimize yüklenen bu misyonlar kendimize yabancılaşmamıza ve içinden çıkamayacağımız müthiş bir mücadeleye dönüşüyor. Tabii şans yanımızda değilse. Tanrı zar atmaz fakat tanrı kasadır ve her zaman kasa  kazanır. Zaman sahip olduğumuz en değerli varlığımızdır. Maalesef zamanımızı evcilik oyununa benzeyen ve senaryosu yaşam tarafından yazılan bir oyun ile harcıyoruz. Yalnızlıkla başlayan yaşam sürecimize başka insanları yol arkadaşı olarak benimseyerek yürüyoruz. Ne yol bitiyor ne yol arkadaşımız bize daima eşlik ediyor. Sonunda yorulmuş bir yalnız olarak son durağa gelip yaşam treninden iniyoruz.

Her şeyini yitirmiş bir adam olarak söylüyorum ki hayatı yaşanabilir kılan tek şey belirsizlik. Çünkü ne ile karşılaşacağımızı kestiremiyoruz. Umut en büyük direncimiz, ekonomik sistem ve insanın bitmek bilmeyen hırsı önümüze en büyük engel. Artık şaşırmadığımı farkettim. İnsanlardan beklentimi oldukça asgari düzeyde tutuyorum. Hayal dünyam benim arka bahçem. Orada küçük fantezilerimi gerçekleştiriyorum. Ben mi duygularımı yönetiyorum? Duygularım mı beni yönetiyor? Hayır ikisi de değil. Beni artık hormonlarım yönetiyor. Salgı bezleri ve zihnimin bana sunduğu elimde kalan tek şey: mantık, yaşam sürecimde bana eşlik ediyor. Sevgi denilen o görünmez bağ sanırım sadece annenin çocuğuna olan hisleridir. Çünkü karşılıksız olduğunu görebiliyorum. Diğer tüm adına sevgi denilen hisler bana yapmacık ve samimiyetsiz geliyor. Bir de aşk denilen tamamen hormonların zihni uyardığı süreli tutsaklık var. Erkek ve kadının kendi bedenlerini, performanslarını, şovlarını sergilediği yapay bir platform. Şov bitince her iki cins de ringe çıkıyor ve nakavt olan taraf duygusal hezeyanlar içinde bunalıma giriyor. Bir de bizi oldukça yıpratan ekonomik süreç var. Ondan hiç bahsetmeyeceğim. Çünkü bu üzerine konuşulacak bir konu değil. Bu alandaki adaletsizlik ve serüven mantığı tamamen devre dışı bırakıyor. Ayrıca mektubumda değinilecek kadar kısa sözleri hak etmiyor. Sorunların büyük bir oranı maddi süreç ile ilgilidir.

Bugün bir karar aldım. Dozunu artırdığım ilaçlarımın bana her gün salık verdiği kendimi öldürme isteğini bastırabildim. Yaşayarak intihar edeceğim. Her gün insanların takındığı maskelerin ardındaki yüzlerini görsem bile etkilenmeyeceğim. Dedim ya artık beni hiçbir şey şaşırtmıyor.Beni zayıf düşüren duygularımdan arınıp hayatı koltuğumdan izleme kararını verdim. Artık kaybedebileceğim bir şey yok. Benden alınabilecek herhangi bir şey de yok. Tamamen silahsızım. Kendimi koruma isteği duymuyorum. Eğer herhangi bir olay başıma gelip de son nefesimi vermezsem nefes alarak intihar edeceğim.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

3 Yorum