Yakınma

Öyle bir hale geldim ki gelen vuruyor, giden vuruyor. Gelen tüm olması gerekenlerini dayatıyor, giden olanımı yerden yere vurup gidiyor.

Gelen eleştiriyor, giden sövüyor. Tüm doğru yaşayanlar onlar. Doğrucular sizi! Adı üstünde doğru, neye göre doğru diye sormazlar mı? Bu eleştiri cürreti nerden? Hakikat ile mi geldin, aptal? Aptallar işte.

Varsa yoksa benim düşüncem, benim fikrim. En iyi ben görürüm, en iyi ben yaşarım, sen kimsin ki bakışlar? Peki beni ne kadar tanıyorsun diye sormazlar mı?

Gelen anlatıyor, giden anlatıyor. En son ne zaman yaşadığım ciddi bir problemin konuşulduğunu hatırlamıyorum. Hep onların yaşadıkları, onların problemleri konuşulur. Benim de hakkım yok mu diye sormazlar mı?

Yeri geldi mi herkes etikçi, herkes ahlakçı. Ardı arkası kesilmeyen öğütler ve yaşam tarzları! Cahil işte! Bildiğini zannediyor! Cahil, bildiğini zanneden değil de nedir? Sen cahilsin diye söylemezler mi?

Benim gibi ol dayatması! Çoğunluğun dayatmasıdır bu! Benim sevdiğim şeyleri sevmelisin, benim baktığım gibi bakmalısın, benim gördüğümü sen de görmelisin, benim güldüğüme sen de gülmelisin! Sen olacaksam ben’im neye yarar diye sormazlar mı?

Sorsan hepsi fedakardır bir de! Karşılıksız hiçbir şey vermeyen fedakarlar bunlar! Twitterdaki bir favı bile menfaat çerçevesinde atan insanlar bunlar!

Nerde fedailik? Dostunu dinlerken dinlemekten ziyade bir sonraki konuşmanı hazırlamak mıdır fedailik? Anlamaya çalışmak yerine akıl vermek midir fedailik?

En büyük fedailik hiçbir şey yapmadan bütün varlığınla orada sadece yanında bulunmak değil midir? Neden sözlerinizle kirletiyorsunuz, eğer güzelleştiremeyeceksiniz?

Daha önce çoğu kez yanılmış olmanıza rağmen nasıl aynı hataya düşersiniz! Tekrardan yanılıyor olamaz mısınız? Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz diye sormazlar mı?

Neden beraber yürümek yerine öne geçme çabası içerisindesiniz? Her zaman ama her zaman ve her yerde öne geçmek istiyorsunuz! Sonra da biz demokratız diye geçinirsiniz! Nerde demokratlığınız diye sormazlar mı?

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bir Yorum

  1. okur okumaz aklıma Simyacı’dan çok sevdiğim bir alıntı geldi.
    “Papaz okulunda olduğu gibi, insan her zaman aynı insanları görürse, bunları yaşamının bir parçası saymaya başlar. İyi, ama bu kişiler de bu nedenle, yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar. Bizi görmek istemedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır. Çünkü, efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır.”

    Bu devrin insanları gerçekten de böyle değil mi? Hep bir çıkar ilişkisi, hep bir yarış içerisindeler. Yazınız hislerimin özeti resmen, elinize sağlık :’)