in ,

Türkiye’de Üniversite Öğrencisi Olmanın Çilesi

Türkiye sınırları içerisinde maaş imkanı en az olan meslektir.

En büyük silahınız “Abi ben öğrenciyim”dir.

Şansınız varsa, devlet bursu alabilirsiniz ancak eğer şans konusunda kendinize güvenemiyorsanız büyük bir borç altına girersiniz, hem de daha 18’inizdeyken!

KYK yurdu çıktıysa bilin ki seçilmiş öğrencisinizdir. Ancak KYK çıksın diye tüm şansınızı kullandıysanız, sekiz kişilik odalara mahkumsunuzdur.

Özel dernek, kurum ve kuruluşlardan burs alabilen öğrenciler… Neyse.

Part Time işverenler, sizin okuduğunuza inanmıyormuşçasına iş yerinin tüm işlerini size yükleyebilirler. Derslerden sonra beyin yorgunluğu yetmez gibi birkaç saat içinde bedenen de bitik bir hale gelirsiniz.

Ev tutacaksanız, emlakçılar ve ev sahipleri sizi çift maaşlı olarak görebilir. Öğrenci olduğunuzu anlarlarsa kiralar bir anda neredeyse %50 oranında artar. Depozitodan bahsetmek istemiyorum bile.

Aynı zamanda kalacağınız apartmanda kokan çöpler kesin size aittir ve apartmanda sizden başkasının gürültü yapmasının imkanı yoktur, bu yazılı olmayan bir apartman yöneticisi kuralıdır.

Neredeyse tüm komşularınız size düşmandır, kırılan bardağın dahi sesini duyabilirler. Tüm apartmanın derdi sizin evinize girip çıkan misafirler oluverir.

Bindiğiniz toplu taşımada en vasıfsız sizsinizdir, tüm yaşlılara yer vermek zorundasınızdır.

üniversitede sınıfta oturan öğrenci

Sınav kağıtlarını rastgele fırlatıp masada kalan kağıtları geçiren hocalarınız vardır. Bunun dışında sizi tek ve zor soru sorarak sınayan, zorlanmanız için sabahlara kadar planlar yapan hocalarınızdan bahsetmiyorum bile. Kendinizi geliştirmek için gittiğiniz üniversitelerde derse gelmeyen akademisyenler, sınav kağıdınızla kumar oynayan öğretim üyeleri, uzaydan soru getirmeye çalışan hocalar ile okumaktan bir hayli soğursunuz.

En kötüsü ise, üniversitede bir birey olduğunuz için aileniz dahi size saygı duyarken herhangi bir hocanızı eleştirdiğiniz anda senelerce aynı dersi alabilirsiniz. Hatta o ders yüzünden bölüm bile değiştirenler olmuştur.

Siz süründüğünüzü düşünseniz de, sizden büyükler için üniversite yılları her zaman kıymetlidir. Etrafınızda sürekli öğrenci zamanlarına dönmek isteyen +30 bireyler göreceksiniz.

Her zaman cebiniz boştur ama her zaman en zengin siz görülürsünüz.

Siz gelecek için köklü planlar yaparsınız, akademik kariyer düşünürsünüz. Ancak her zaman memuriyet isteyen babaannenizin duası vardır. “İnşaallah memur olursun yavrum, en iyisi devlette çalışmak.”

Okuduğunuz bölüm %80 ihtimalle KPSS için 90 üstünde kesin atama yapabilecek bölümdür. 3. sınıftan itibaren KPSS telaşınız başlar.

Sizin iş bulma ihtimalinizle akrabalarınız daha ilgilidir. Tek dertleri sizin atanamayışınız olabilir. Hele de bu akrabaların, atanabilen ya da yüksek maaşlı evlatları varsa vay halinize. Bu potansiyel akrabalar ailenizle aranızı bile bozabilir.

Hangi bölümü okuyorsanız, birinci sınıfta olsanız bile çevreniz sizi artık uzman sayar. Tıp okuyorsanız anneannenizin bel ağrılarını çözmelisiniz bir kere! Başka şansınız yok.

Bunlar öğrenciyken yaşadıklarım, öğrenci arkadaşlarımın bana aktardıkları hüzünlü cümleler, hatta neredeyse birçoğumuzun başından geçenler.

Hayatımızın her aşamasında yeni bir zorlukla karşılaşıyoruz. Ortaokulda kolay diye kandırıldığımız liseydi, liseden sonrası kolay derken üniversiteli olduk. Kendi hayatımızla ilk kez karşılaştığımız üniversite döneminin devamı da elbette bir öncekinden zor olacak.

Muhtemelen unuttuklarım vardır,

Siz üniversite okurken ne tür durumlarla karşı karşıya kaldınız?

-Bir sonraki bölümde liseli olmak ile devam edeceğiz, sevgilerle.-

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.