SÜRTÜK İLE MAHMUR

Balkonumda  bir kayısı ağacı var. Pek şenlikli. Seyrek minik yeşil yapraklarını endamla taşıyor üstünde. Tıpkı değerli taşlardan yapılmış mücevherler gibi. Havada dolanan esintiyle sallanırken dalları rüzgârla konuşur, güneşle arkadaşlık eder bir hâli var. Köklerinin tutunduğu topraktan uzandığı demirlerden dışarıya doğru sarkıttığı cılız bedeniyle etrafı seyretmekten de geri kalmıyor. Belli ki imkânını bulsa tasını tarağını toplayıp gidiverecek buralardan.

Uçup gitmeye, kaçıp gezmeye hevesli bu halinden ötürü “Sürtük” adını taktım ona. Zira biliyorum, toprak tutsa da gövdesini, ruhu dolaşıyor. Kimi zaman merak ediyorum: “Bir çift bacak mı yoksa bir çift kanat mı ister?” diye. 

Bacakları olsa sürekli özlemle takip ettiği kaldırımlardaki insanların arasına dalar ve ardına bakmadan koşa koşa uzaklaşırdı saksıdan da balkondan da muhakkak. Ve kanatları olsa aynı kararlılıkla göğe tırmanmakta dakika tereddüt geçirmezdi. 

Balkonumda bir kayısı ağacı daha var. Daha bodur, yaprakları daha sık ve daha yeşil. Gövdesini eğerek ayırdığı demirlerden anlaşıldığı üzere dışarıdan ziyade içerisiyle ilgili. Bir yeni yetme heyecanıyla esintilere teslim ettiği dallarıyla çoğunlukla salonu izlerken buluyorum kendisini. Saf hâli ve saklı tebessümü nedeniyle “Mahmur” diyorum ona. 

Kanat istemeyeceğinden neredeyse eminim. Ancak bir çift bacak verilse, yapacağı ilk şey kuşkusuz ki içeri dalmak, her yeri merakla gezmek olurdu. Odaları tek tek dolaşır, elektronik eşyayı kurcalar, muhtemelen hayır kesinlikle, oyunlardan birine takılır saatlerce kalkmazdı bilgisayar başından. 

İki saksının ortasında bir saksı daha mevcut. Burada ikâmet eden gül, kayısılara nazaran daha kuvvetli ve sağlıklı.  Belki de bunun verdiği üstünlük hissiyle epey ciddi ve resmi görünüyor. Mesuliyetlerini bilen, her şartta yerine getirenlere has bir duruşa sahip. Bitki olduğunu bilmeseniz rahatlıkla bir bankada ya da devlet kurumunda çalıştığını düşünebilirsiniz. 

Bana kalırsa, Sürtük’ün dışarı kaçmasını, Mahmur’un içeri dalmasını engelleyen de bu gül. Bir hâmi, bir ebeveyn ya da bir velinimet gibi gözetiyor, kolluyor ve zapt ediyor onları. Ayrıca her vakit tomurcuklanıyor, diğer ikisinin meyve verdiği görülmemişken o çiçek veriyor. Otoritesine ve maharetine hayran kalmamak elde değil. Değil de, hâlâ adı yok…

yazar

Yazar: Özlem Pekcan

Okumayı sevdiği için yazar.Kısa öykülerinden bazılarını Farkındalık Yazarlığı Atölyesi Tüy Dergi'de bulabilirsiniz.Blogu: Goglar Kültür SanatFransızca ve İtalyanca bildiğinden çeviri yapmayı da sever. Çevirdiği kitapları merak eder de okumak isterseniz:Küçük Prens - Antoine de Saint-Exupéry (Fransızca'dan, Dorlion Yayınları, 2019)Candide - Voltaire (Fransızca'dan, Dorlion Yayınları, 2019)Prens - Niccolo Macihavelli (İtalyanca'dan, Öteki Yayınevi, 2018)Güneş Ülkesi - Tommaso Campanella (İtalyanca'dan, Öteki Yayınevi, 2017)

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.