SESSİZ ÇIĞLIĞIN GÜRÜLTÜSÜ

Kayıtsızlığın kol gezdiği ölümün ensesinde bir yaşam mücadelesi, insan olma çabasının altında ezilen şeytan uğultuları. Ademoğlu ne çok ağlamış, ne az gülmüş. Kendini arayan, yorulan adam bulduğu ile yetinmiş. Yetinmiş de yolun bitişini unutmuş. Çocuklar ölmüş, masumun canı yanmış, adamın gözyaşı kurumuş. Dünya dönüşünü bilmem kaçıncı kez tamamlamış, tamamlayamamış da olabilir bilmiyorum, adam unutmuş. 

Vakit geçmiş çocuklar ölmüş. Savaş bitmiş. içimizdeki savaş devam etmiş. İnsanoğlu bir daha hiç eskisi gibi olamamış. Birbirini anlamamış, kimse kimsenin hikayesini dinlememiş. İnanç yerini kaygıya bırakmış. Ne olduysa ondan sonra olmuş. Yolun sonunu düşünen insan, yolun güzelliğini fark edememiş. Gökyüzü kirlenmiş, bakanların kalbini yansıtmış. İçin için ağlayan sokak kedisi üşümüş. Kış çetin geçmiş. Sevgi bitmiş. Aşk ölmüş. Bir küçük kız bu acının altında ezilmiş. Yetişkin olmuş.

 Benim bu hikayede bir rolüm yok. Ben başka yerde arayamam kimseyi. Hiç bir yere yetişemem.

Yolu açık olan uğrar belki. Uğrayamazsa da canı sağ olsun. Bir gelenimiz olur belki, bir türkü açarız. Bilmediğimiz geçmişi özleriz. Ağlaşırız belki. Kalbimizi temizler, yolumuza gideriz.

Derdimizi de alır yanımıza, gideriz. Sonu olmayan yolculuklara çıkar, aşık oluruz belki. Şanslıyızdır belki bizde. Hayatımızda bir kez olsun hesap etmeyiz belki.

Bir başkasının hikayesinde yer ediniriz kendimize. Sessizce. Belki umudu orada buluruz. Hiç tanımadığımız bir durakta huzuru bekleriz. İnsan olmayı öğreniriz belki. Hesapsız sevmeyi öğrenir, hesap etmeden koşarız. Yağmuru kucaklayarak… sessiz ve ıssız.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bir Yorum