Ses(N)sizliğin Serzenişi

Ses(N)sizliğin Serzenişi

Ses(N)sizliğin Serzenişi

Sessizliğim bedenime zulmediyor. Meyvesi olarak da saçlarıma düşen kar beyazlığı, alnımda açıklığın peyda olması gibi görülebilir bir çok meyvesi var.  Sessizliğin gözlere sirayet etmesi sanatsal bir imzadır. O derin bakışların içinde yatan tozlu mazi tekrar tekrar yaşanır ve tekrar tozlanır her seferinde…

Lugat dolusu kelimelerim var zihnimde, tek eksiğim bunları cümleye çevirebilecek  istek…

Sessizliğin dalgasında kulaç atıyorum beni alabilecek tekneye doğru. Bilemediğim şey ise teknenin serap olup olmadığı. Bir umut ki bu umut beni dalganın derinliklerinden kurtarıyor.

Her şey ensende esnerken, cevaplar ararken, bi deryada hissedersin kendini. Bu derya öyle bir derya ki öyle bir derya değil, okyanus misali dalgalar ve  fırtınaların eksik olmadığı bir derinlikle kaplı. Ne karaya teslim olabiliyorsun, ne denizin derinliklerine…  Kaybolduğunu, eridiğini, düştüğünü görüyorsun, ne avutan var ne anlayan. Süzülüyorsun dev dalgalarla… Eee demeyecek misin kendine; nereye böyle, nereye kadar, hep mi böyle olucak. Zaten bunu dediğin an, ya kaybetme eşiğindesin ya da her şeyi  kulak ardı edip olmadığın birini oynayacaksın … İşte her şey böyle başladı, kendimi tek anlayacak biri yine kendim , kendime en iyi dost yine kendim, en delikanlı düşman yine kendim. Kendinle kendini keşfedebildiysen sen, kendini aşmış bir kaptan , kaptanı derya olup nice bahri ummanda dalgalarla, fırtınayla dertleşceksin. Ne kadar sert olduğunu, her dalganın sana ne kadar sert vurduğunda anlayacaksın. Sertliğinde derinleşeceksin, derinliğinle tutunacaksın, kanatlanacaksın. En güzel tarafı ise bu derinliğinin; aslında hiç bir sertliğinin olmadığını anladığın ve  derinliğinin seraptan ibaret olduğunu keşfettiğin andır. Sert hissettiğin an kendinden daha sert olanlarla imtihan olucaksın…Kısacası sert oldukça sertlikte sınır tanınmıyacak sana, hep en zoruyla mücadele vereceksin, vazgeçebilmeyi veya vazgeçilmeye  alışacaksın. Bu bumerang çemberinin  seni nasıl biri yapacağına sen karar vereceksin. Neye karar verdiğin senden çok diğerleri için de önemli, neden mi? Sen onlara sert dalga olup onları kendi güvertelerinde sertliği tattıracaksın…

Düşünüyorum, düşünüyorum durduramıyorum düşüncelerimi sonra düşünmemem gerektiğini düşünüyorum, sonuç olarak hep düşünüyorum. Düşünce çukurunda  kefenlenmiş, kefenimi yırtacak cesareti kollarımdan  kaybetmiş, sadece üzerime düşen toprak kırıntılarını ağır çekimde meteor gibi düşüşünü izliyorum…Kelimeler dile geliyor zihnimde, her biri serzeniş ediyor bana, zamanında beni neden cümlene dahil etmedin, bak şimdi böyle olmazdı…Unutamadığım her anım; düşüncelerimin meşguliyetinin en bariz sebebi.Vazgeçerek unutmak, unuttuklarını bir  daha hatırlıyamamak; vazgeçmenin bedeli olsa gerek.Okyanus olsanda o okyanustaki tahta parcası olup, dalgalarına, tüm derinliklerine çürüyene dek serzenişim seni tahakkum altına alacaktır elbet. Her dalgan benim için oldukça her direnişim senin için olacaktır. Elbet derinliklerinde yok olacağım, lakin varlığımı özlüyeceksin ve yokluğumda dalgaların boşa karaya vurucak.Vazgeçtim diyorum ama neyden vazgeçtim;  ona olan hislerimden mi? Anılardan mı? Tekrardan sevebilmekten mi? Derinliğimde olan savaştan mı, yoksa yaşamaktan mı vazgeçtim bilmiyorum neyden vazgeçtiğim konusunda emin olabildiğim tek şey bu. Hep bir yanım eksik bu eksikliği neyle kapatabilirim ki ne karşı koyabilir oldum ne heyecanım kaldı ne de başka bir şey…

Tutunacak dal buluyorum tutunuyorum derken o dal kırılıyor. Sen çok güzel seversin emin ol. Çok güzel sevdim noldu hüsran doldu. Kaybettim her şeyi farkında değilsin. Küllerimden tekrar doğmak için sarfiyatlarım sarfiyatsız kaldı. Gözüm ne görüyor ne paylaşıyor, dilim suspus, bedenim kalori kolik lakin her şey vakitle  sınırlıdır. Vaktin eskisine gidilmez ilerisine ışınlanmaz. Kadın sever çok sever çok güzel sahiplenir, sildiği zamanda çok güzel siler yaşanmamış gibi unutur. Erkekse öyle midir, sever, unutur sevgisini mumyalaştırır; ne gömebilir ne yok edebilir hep durur orda sadece hareket,yön veremez. Hep mumyadır kalbinde… Özlüyorum sevemediğim zamanları, özlüyorum her şeye toz pembe baktığım zamanları, her şeyi öğrenmenin heyecanıyla kavrulan zihnim bilmiyordu ki öğrenince nelerle karşılaşacağını, sevmenin ne derin sular olduğunu ve bu derinlikte kulaç atamayacak güçsüz biri olduğumu…

Sonra birden ne oluyor biliyor musun?  Üzerine bir pranga çekiyorum yaşanmamış olan anıları düşünüyorum ve ya bunlarda yaşanıp sicilimde satır olup silgi işlemez olsaydı. Demek ki insan hem kendinin dert sebebi hem kendinin mutluluk sebebi.Gel  ey dertli gönül senin derdin nedir söyle bana açıkla bana derdini , hangisinin dert olduğunu göremiyorum. Sevgi kelimesinin yoksunluğunda mı saklanıyorsun , sevgiyi mi önüne koyuyorsun benden saklanmak için, tabi sende haklısın seni yakaladığımda nasıl tarumar edeceğimi bildiğin için ağır toplar atıyorsun bedenime, sicilime lakin yakındır seni avuçlarımda zerrecik olana kadar eriteceğimi..Bir anda her şeyden vazgeçebilir misin? Baş edebilecek misin vazgeçtiklerinin özlemiyle, istikrarını koruyabilecek misin bu tavrının… Bazen diyorum çok boş konuşuyorum sonra diyorum ki bazen çok konuşmuyorum hep boş konuşuyorum.Kelimelerin çatıştığı cümlelerde doğru anlamı kavrayabilmek, doğru anlamın kavranılacağı anlamı cümleye aksedebilmek hepsi kişiden kişiye farklılık gösterir.Karşılıklı senkronize olmuş dans eden insanların hareketleri nasıl cazibeli geliyorsa insanlara, bana da kelimelerin fevkalade anlamlı birleşimlerinin bende bıraktığı hazzı henüz yakalayabilmiş değildir, yakalayamaz ve yakalayamayacaktır.

Anlayamıyorsun yüreğim anlayamıyorsun her şey senin toz pembe hayallerinle şekillenmiyor, düşünmem gereken tek organım sen değilsin bilmelisin, onu da geçtim senin hayranlık duyduğun kadın hayatımda ki tek insan değil. Düşünmem gereken çevrem ailem var onları mutsuzluğa sürükleyip kendimi nasıl mutluluk yolunda görebilirim. Fedakarlık gerekir, senin fedakarlığın benden yanaydı lakin benim seni feda etmem gerekti… Fedakarlıklar vardır bu fedakarlık mükâfatla şereflendirilir, kendimden çok senin mükâfatla yoğrulman için kendimi de feda etmişimdir sen farkında değilsindir. İnsan diline aldığı kelimelere dikkat etmelidir o kelimeler cümlede birleşirse; senin için o cümle gün gelir celladın olur farkına varmazsın. Her cümleni zihninde tartıp meramına nakledersen hata  yapmaktan çok kalp kırmaktan sakınırsın.

Kendin için tartmıyorsan cümlelerini, sevdiğinin kalbi için tart ki oda senin kalbini tartacak gücü sende bulsun. Bilmiyorum kaçıncı günü ıssızlığımın, saymıyorum sayamıyorum çünkü her günü yaşamamış gibi yaşıyorum.  Bilmem kaçıncı günün gecesinde sabaha doğru yol alan yelkovan akrebin kovalamacası…Yalnızlığımın serzenişi senden kaynaklanan durum değildir, kendimden olan uzaklığımın acısıdır bazen, çünkü sen beni benden kopardın gittin,  bu başarısızlığın bahanesi sen değilsin benim. Başarsaydım bahanem olmayacaktı sen de beni benden koparıp  benliğimi değiştiremeyecektin. Unutulur gideriz amma bizden kaybolan, benliğimizde unuttuğumuz bizlik ne olacak, geri gelecekler mi yoksa sahrada rüzgarın etkisiyle sürüklenen çalı misali bizden uzaklara mı sürüklenecek benliğimiz.

Sessizliğe hayran kalıyorum, herkesin uyuduğu vakitte ayakta olup her eşyanın serzenişini hissediyorum, dışarının aydınlığını unutmuşuz biz, hayatımız dört duvar arasında kavrulmuş, kimisinin ki etten duvar kimisinin ki farklı etkenler lakin hepsinin gördüğü vazife duvar olmak. O duvarları aştığınız zaman sizde aşıyorsunuz bir çok engeli.Kendi istisnamın açtığı gedik hangi istisnamla kapanabilecek yada istisnalar istisnaları kovalayarak kaidelerin bozulmadığını mı iddia edecek.Kaybetmiş olmak korkutmaz ki beni, benle beraber kaybeden  sen; benden sonra yeni kazançlar elde edip, ben ise kaybetmiş olmuşluğumla kalmam da korkutmaz, beni sadece kendi dilimden çıkan yanlış kelimeleri kulağımın duymuş olması beni korkutur.

Çünkü kendi kulağımın korktuğu kelimelerin sende açtığı yaraların bedelini nasıl öderim. Çıkarttım, böldüm, kestim, payladım şimdi ise paramparça olmuş şeyleri toparlayabilmek için ne gücüm var ne de eylemim.Yine de sen demem, diyemem, ısrar etmek tabiatımda yok. İstemeye korkarım korktuğumla kaybolurum . Bazı şeyleri görüyorsan bu hayatta ısrarcı olamazsın, bile  bile yıkıma gitmek enkazdır.

Devamı İçin Tıklayınız..

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir yorum

Yorum Yazın
  1. Bile bile yıkıma gıtmek enkazdır doğru. Ama önemli olan o enkazın altından nasıl çıktığın ve kimle çıktığındır. Ve her şeye rağmen toparlanıp dimdik durmaktır. İnsan yıklılmadan kalkmayı öğrenemez. Sevmeden sevilmeyi, dokunmadan hissetmeyi, mutlu olmadan mutlu etmeyi bilemez insan. Yolun sonunda uçurum var diye paraşütçü uçmaktan mı vazgeçer?Hayalinin peşinden mi gitmeyi seçer..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.