pişmanlık bir bıçak gibi battığında

Kaynak belirtilmedi

Bir ya da iki gece öncesinde sahilde bir bankta, yanımda kahvem ve kulaklığım takılı bir şekilde yalnız başıma oturuyordum. Bu yıl ne zaman kahvemi alıp sahil kenarına insem çoğunlukla yalnızdım. O bankta denize karşı otururken, ağlarken, kayalıklardayken, yürürken ve dahası. Bu sene; çevremde her ne kadar sohbet ettiğim, iletişimde bulunduğum insanlar olsa bile bir tık daha yakın olduğum insanlar yoktu. Bu yüzden yalnızdım. Kahvaltıda, akşam yemeğinde, hava almaya çıkacaksam,markete gideceksem, düşünüyorsam… O gece de aynı mutsuzlukla otobüse bindim ve otobüs durmaksızın ilerlerken düşündüm durdum. “Sıla dedim, zaten burada kalıcı olmadığını kendine söyleyip dururken herkesten kaçtın. Kendine kimseyle yakın olmayacağını, buradan gittiğinde zaten hiçbirini bir daha görmeyeceğini söyleyip durdun.Bağlanmaktan ve sana bağlanılmasından zaten kaçınan, korkan biriydin ve seni tanımak isteyenlere, bilmek isteyenlere asla fırsat vermedin. Belki aklında birisi vardı, belki kafandaki profile uymuyorlardı. Ama yine de sen kimsenin seni tanımasına, görmesine izin vermedin.Kendini kapattın da kapattın. Peki ya ne oldu? Şimdi yapayalnızsın.Odaya geliyorsun tam anlamıyla anlaşabildiğin ortak birisi yok, yemek yerken, çarşıya giderken, kahve içerken, otobüste yurda dönerken yalnızsın. Ne olurdu sanki izin verseydin? Ne olurdu sanki o’nun ikinci kahve teklifini reddetmeseydin? Birinin gelmesine ve o kapılardan içeri girmesine izin verseydin, sağlıksız olacak olsa bile, sağlıksız bir biçimde başlayıp devam edeceğini ve aynı şekilde sonlanacağını bilsen bile en azından sadece bir kere izin verseydin…En azından bir kez deneseydin ve tatsaydın sevilmenin ne demek olduğunu, bir felaket olacağından şüphesiz eminsin ve buna çok inanıyorsun ancak sadece deneseydin belki şimdi bu kadar yalnız hissediyor olmazdın. Belki telefonunda sohbet ettiğin insanlar olduğu gibi gerçek hayatta da şu an tanıdığından daha fazla insan tanıyor olabilirdin, düşüncelerini, sohbetini paylaşabileceğin; gülüşlerini dinleyip gözlerine bakabildiğin insanlarla bir arada olabilirdin..” Kafamın içi tamamıyla düşüncelerle karmakarışıkken ve artık ben bile katlanamıyorken bunlar geçiyordu zihnimden. Otobüsün kapısındaki camdan yansımama bakarken ve dinlediğimi sandığım şarkı kalabalık ederken düşündüm durdum. Onu reddedişimdeki pişmanlık ilk kez, uzun bir aradan sonra ingilizce kulübünde denk gelmemizle battı içime. Sanki kafamdan aşağı bir şeyler döküldü, yıkılıp parçalandı içimde. Oradan çıktıktan sonra ağlamayı düşündüm. Sonra saatler içerisinde onunla konuşurken ne kadar da heyecanlı ya da konuşmaya istekli ,doğru kelimenin veya tanımın ne olduğundan emin değilim, olduğumu düşündüm. Aynı masada oturuyor oluşumuzdan, konuşuyor oluşumuzdan, göz göze geliyor oluşumuzdan memnundum. Ben reddetmiştim ama sonrasında… Sonrasında ilk pişmanlığı hisseden de ben olmuştum.En azından… En azından ona veya beni tanımak isteyen bir başkasına fırsat vermiş olsaydım belki de şu an ‘keşke denemiş olsaydım, sonunu görmüş olurdum’ düşüncesi kafamın içinde türlü belirsizliklerle dönüp dolaşıyor olmazdı. Olmazdı. Olmazdı, olmazdı, olmazdı. Pişmanlık içinde kavrulup durmazdım. Başaramadığım ve denemediğim her bir şeyin,  her bir hareketin pişmanlığı. Şimdi hepsi toparlayamayacağım kadar karmakarışık hissettiren bir ip yumağına dönmüş gibi hissettiriyor. İçimdeki susmak bilmez ses bana şunu fısıldıyor: “Yapamayacağım,yapamayacağım,yapamayacağım.”

 

 

dipnot: öneri şarkılar, after hours – the weeknd; the abyss – the weeknd

 

shirasword
drifting away
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm yorumları gör
Önceki
Kitap severler için yazılmış roman

Kitap severler için yazılmış roman

Sonraki
Memleket Ağıdı:Sesleniş

İlginizi Çekebilir

kooplog'dan en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerez (cookie) kullanıyoruz.