O'na.

Hayatımızda, ölüm gerçeği her zaman idam giyotini gibi düşmeyi bekler. Aslında kafamız sürekli o iki parça arasına sıkışmış haldedir, yaşam ve ölüm. 

İlk kez hayatta olduğumuzun farkına vardığımızda, birilerinin de bizim gibi olduğunu anlarız. Sonrasında anladığım şey, kadınların çok farklı olduğuydu. Çünkü cinsiyetlerimiz varmış. İşte o zaman başladı benliğimiz ayrımları yapmaya.  Oyunlar oynamaya başlarsınız, bazen kavga edersiniz, bazen kafanızdan tutar kocaman öper sizi yanağınızdan, bazen öyle sıkı sarılır ki, hiç bırakmayacakmış gibi, bazen el ele tutuşur koşarsınız hiç uslanmadan. Yorgunluk yoktur o oyunlarda çocukken. 

Zamanla değişmeye başladığınızı fark edersiniz, büyümeye başlamışsınızdır, hayatınızda artık zorunlu olan ve sorumlu olduğunuz bir çok şey olmaya başlamıştır. Okula başlarsınız ve hayatınız tam anlamıyla değişmeye başlar. Hayatınız süresince, sosyal hayatınızda kadınlarla karşılaşırsınız, bazıları arkadaşınız, bazıları sevgiliniz olur. Bir erkek benliğinin, varlığını tamamlayabilecek eksik yanıdır kadın benliği. Bir araya gelince bir bütün olur. Sanki kadın bir yarısı, erkek diğer yarısı gibidir. Hayat bu ikisini bir araya getirerek üreme gerçekleştirir. Bir şekilde güven duygularının oluşması gerekir bir araya gelmek için, bir çok fedakarlık yapılır ve bir şeyler yaşanır, bir araya gelinir, evlenilir ve çocuk olur. Varoluş nihai amacını gerçekleştirmiştir artık. İki insan bir araya gelmiş ve üremiştir. Bir şekilde yuva oluşmuştur… 

Bizim olayımız ise hiç başlamadı, hiç bitmedi, bizim olayımız hiç bir şey! Ama ben, işte o hiçliğe, hiçlik bile olsa bağlanmak istedim. Çünkü yalnızlığın çekilmez bir karmaşa olduğunu idrak ediyorum. En çok kendinle baş başa kaldığında savaşıyorsun. Savaştığımın yalnızlık olduğunu anlamaya başladığımda sana denk gelmiş bulundum. Yahut, bir şekilde bir birimize denk geldik. Seninle konuştuk biraz, ama çok değil, seninle biraz da tanıştık gibi. Henüz bir birimize yaklaşmış değiliz. Ne sen bekleyensin ne de ben gelenim henüz…

Ölüm diye başlamıştım, kısaca yaşamdan bahsettim. Hayatımızı aslında ölüm kastı ile yaşarken insan hep pişmanlık duyar. Söyleyemedikleri, yapamadıkları ve geç kaldıkları her şey için. İşte, ben söyleyemediklerim için, yapamayacağım şeylerden pişmanlık duymak istemiyorum. Konuşmak istiyorum sana, en basit ve yalın haliyle sadece konuşmak be kadın! 

okur

Yazar: Agâh

Blog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.