Mektup

Sevgili Bilge,
Sana bir mektup yazmış olsaydım cümlesindeki ihtimal halini ortadan kaldırabilmek için sana mektup yazıyorum. Zaten keşkelerle geçmiş çok zamanım oldu. Bir videoyu ezberleme noktasına geldim, her defasında unutmaya çabaladım. Tekrar tekrar izleyebilmek için. Her kelimesinin bana söylenmiş olduğunu ümit ederek. İnsan, cesareti kırılıp, gücü kalmadığı zaman bir videoya bile sıkı sıkı tutunabiliyor. Bende tutundum. İzledim, ezberledim, unutmak için yattım, kalktım izledim… 

  Sana içimdekileri neden daha basit bir dille anlatmadım bilmiyorum. Gurur muydu? Kırılmış olmanın sessizliği mi? Hayatı boyunca herşeyden kaçmış insan için normal bir davranış gibi gözükebilir. Ama insan içinden kaçabilir mi? Bende kaçamadım. Denedim, yolumu kaybettim. Kaçmayı denedikçe dibe yaklaştığımı hissettim. İçimdeki boşluk hissini doldurabilicek hiçbir şeyle karşılaşamadım daha. Kırgınlıklarımı tamir edecek bir yer de bulamadım.
Sonra sabah sana bir mektup yazsaydım düşüncesiyle uyandım. İşte burdayım. Tüm benliğimle. Gururum, kırgınlıklarım, içimdeki boşlukla. Yaşadığım günler boyunca bir insanın bir insana böylesine boşluk bırakabileceğine inanmayarak ve kendini o koca boşluğun içinde bularak. Burdayım.. Yazdıklarımı seninle paylaşmayacağım belki düşüncesinin rahatlıyla ve delicesine bütün hissettiklerimi bilmeni isteyerek. 

  Yani Bilge, ben kaçtıkça sana koştum. Senden kurtulmak için attığım bütün adımlar, ayaklarını sürüyerekte olsa beni sana geri getirdi. Şarkıları söylemiyorum bile. Duyduğum her anlamlı cümlenin sana çıkmasını bende anlayamıyorum, sana nasıl anlatıyım. Vurdumduymaz görüntünün arkasındaki ben bu işte Bilge. Söylemeye korkak! Ama düşünmeye dibine kadar kadar cesur. Burdayım.. Artık sende değil kendi içimde. Seni orda bulmak zor değil nasılsa. 

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.