İnsanın Doğayla İmtihanı!

İnsanın Doğayla İmtihanı!

İnsanın Doğayla İmtihanı!

İnsan ile doğa arasındaki ilişki gerçekten de ilginç. Yüzyıllar öncesinde tehlikelere ve yokluklara karşı tıpkı bir ana gibi insanoğlunu sarıp sarmalayan “doğa ana” ile insanlığın imtihanı çok ağır geçmekte.

Uygarlaşma ve modernleşmenin, insanoğlunu her gün doğadan kopardığını söylemek, yanlış olmasa gerek. İlk insanların ve medeniyetlerin yaşamlarını-günlük yaşamlarını- sürdürdükleri, yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamak için avlandıkları, yine barınma ve güvende kalma hissi için doğanın nimetlerinden faydalandıkları tabiatla içiçe yaşamdan… Doğayı tarumar eder hâle geldik.

Kentleşme ve modernite aşamaları sonrasında, insanlık hızla doğadan koptu. Ve, kendince daha “konformist” yaşam alanları inşa etti. Dört duvarın içine hapsolan insanlar, kendilerini daha sağlıklı ve mutlu hissettiler. Evet, sosyolojik aşamaların hızlıca duyumsanması, âdeta obez birinin önündekilerini şorolop yutup mideye indirmesi gibi, kentleşme ve gecekondulaşma tabiatın tarumar edilmesinin başat etkenleri olarak göze çarptı.

Şöyle bir ülkemize baktığımızda… Kadim Anadolu coğrafyasında ikamet etmekteyiz. Gerçekten de çok şanslı bir ülkeyiz. İklim açısından da doğal bitki örtüsü açısından da çok şanslı bir ülkeyiz.

Kentleşme ve aşırı tüketim olgusu, insanoğlunun gözünü öyle bir bağladı ki…

Bugün ülkemiz birçok hususu tartışmakta. Ama, şunu unutmamız gerekir. Türkiye Cumhuriyeti olarak, bizler birçok gelişme ve değişimi, içselleştiremeden ve acı veya gözyaşı dökmeden, ülkemizin kurucu liderlerinin atılımları sayesinde edinebildik.

Birçok ülke ve medeniyet, sanayileşme ve kentleşme yine emek ve sermaye oluşumlarında nice “badireler” atlattı. Bugün, “medeni” Avrupalıların üzerine titredikleri her husus, işte böyle bir “savaşımın” sonunda elde edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bizler, her şeye rağmen tarihin basamaklarını belki emeklemeden sıçrayarak geçmişsek de, birçok devlete göre, bulunduğumuz kadim coğrafyada “tek” ve “biriciğiz”!

Özellikle, popülist ve liberal ekonomik politikaların uygulandığı, dünyayla eklemlenme dönemlerinde, aşırı göçün etkisiyle… Güzelim doğa parçalarını imara açtık, veya kaçak göçek şekilde yerleşim yerleri olmasına sesimizi çıkarmadık. Demek istediğim, “insanlık” ilerlerken, medeniyet yolculuğunda geniş ufuklara yelken açarken, doğayla olan ilişkimizi hep ikinci plana attık.

Her şey gözümüzün önünde gerçekleşiyor. Dünyanın kazanımları bir avuç elitistler tarafından sahiplenilmekte, mazlum ülkelerin yeraltı ve yerüstü zenginlikleri yağmalanmakta. Öngörülebilir gelecekte bizleri, istisnasız herkesi açlık ve kıtlık sorunları beklemekte. Ekilebilir topraklar, temiz su, verimlilik, doğal güzelliklerimiz ve zenginliklerimiz… Eğer, insanlar, doğaya olan haşin davranışlarını bu şekilde devam ettirirlerse, teknolojinin avantajlarını doğayı daha da berbat hâle getirmek için kullanılırlarsa, gelecekte nasıl hava alacağız veya en hayati gereksinmelerimizi nasıl tedarik edeceğiz?

Para ve tüketim hırsının insanları ne durumlara soktuğu ortada. Doğal zenginliklerimiz, ormanlarımız, çeşitliliğiyle bizlere birçok “nimetler” sunan bitki örtüsü topluluğumuz…

Daha fazla harcamak için, daha fazla tüketmek için yağmalanmakta. Gerçekten de çok acı bir kelime ama, sanırım insanların tabiata olan bakış açıları ancak talan ve yağma kelimeleriyle ifade edilebilir. Bakir ve el değmemiş güzelim kıyılarımız, doğal güzelliklerimiz, anayasa tarafından korunmasına rağmen… Bir şekilde yasaların ya da yürürlükteki diğer hukuksal normların arkasından dolanılarak, yağmaya ve talana açılıyor.

Kentleşme ve aşırı işbölümü ile ağır sanayinin yükleri altında ezilen günümüzün “modern” bireyi, kendisini gerçekleştirme faaliyetlerinde nedense doğayı içinden çıkılmaz bir kaosun içine sürüklemekte. Düşünsenize, zaten her yıl insan kusuru olmaksızın ormanlarımızda ve diğer önemli tabiat harikalarımızda eksilme ve kayıplar yaşanmaktayken, bir de insanların bire bir kendi egoist hayat tarzlarının devamı için biricik varlıklarımızı iğdiş etmeleri, gerçekten de içler acısı bir durum.

Ülkemizde de son günlerde en güncel husus bu doğanın tahribatı konusu. Gerçekten de çok şanslı bir konumda bulunuyoruz; umarım yetkililer, sahip olduğumuz doğal zenginliklerin korunması adına ellerinden gelenin mislini yaparlar. Gittikçe vahşileşen insan denen varlığın tarumar ettiği doğayı, yine hak ettiği yere getirecek insan!

 Senelerdir doğayla imtihanımız bizleri sınamakta; kâh sel felaketi olarak kâh orman yangınları olarak… Yazamıyorum, kelimelerim tükendi; ama biz biz olalım doğayı tüketmeyelim!

kooplogger

Yazar: Erhan Salman

Ben, ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ BÖLÜMÜ mezunuyum...

Yıllardır çeşitli mecralarda, dilimiz döndüğü kadar bir şeyler karalamaya çabalayan biriyim...

Yazma sevdasına ilk önce politikadergisi.com sitesinde başladım, sonra sırasıyla radikal blog ve milliyet blog mecralarında sürdürdüm...

Hâlen milliyet blog mecrasında yazmaya devam etmekteyim...

Elimden geldiği ve dilim döndüğü ve kalemim yazmaya devam ettiği sürece, siz kooplog ailesi ile paydaş olmaya devam edeceğim...

Yazma serüvenimde bana paydaş/yaren olmanız dileğiyle,

Esen kalın...

Blog YazarBlog Okurkooplogger

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.