İçimdeki Çocuk Boğuluyor

İçimdeki Çocuk Boğuluyor

İçimdeki Çocuk Boğuluyor

Bu günler de yine araftayım. Seviyorum ama sevdiğim başkasına ait. Belki seviyor ama sevmekten korkuyor.Bilmiyorum.Araftayım …

İçimdeki çocuk boğuluyor,nefes aldıracak kimsede yok yaradan dışında.Bedenim cennetteymiş gibi maskelenmişken, içimdeki çocuk cehennemde boğuluyor. İnsanlar dıştan inceliyor beni, cesaret edip içten anlayacak biri var mı?Bilmiyorum, boğulurum.Sevdiğim ama sevmeyenim duyar mı sesimi.Sanmıyorum belki de çok mutlu …İÇİMDEKİ ÇOCUK BOĞULUYORSelamlar olsun; güneşi şen dünya.Selamlar olsun yüzü gülen içi ağlayan güneş.Seni anlıyorum, renk vermiyorsun aynı ben gibi …Güneşim de benim gibi , gülüyor ama ağlıyor.İçimde ki çocuk boğuluyor , insanlardan ve her yansımasından.Yalan sözlerin mesken edindiği insan kalabalığından nefret ediyorum. Onları gördükçe, nefesim kesiliyor , yarına sakladığım umutlar bozuluyor ve gelecek adına kaygılarım durmadan artıyor. Büyük bir muğlaktayım. Uzun bir yaşam sokağının sonu çıkmaz,sağa ya da sola dönsem etrafımı saran yalancı insan setleri. İleri gitsem çıkmaz, geriye dönmeye çalışsam çoktan zaman beni dönülmezliğe sokmuş oluyor.

Zamanla, yarışırım sanır insan, farkına varmadığı ise gözlerinden belli oysaki. Bugün de aynı geçti der, elinden uçup giden anların farklılığını algılamaz. Oysaki zaman o kadar hızlı ilerliyor ve tekrarsız akıyor ki, bir daha dönemezsin okun yaydan çıktığı ilk ana. Oysa ki bugün, dünden o kadar farklı ki , baksak göreceğiz ama ayakta uyuyoruz.

Zaman yıkım getirir. Uzun bir an o değişimi hissedemezsin hatta belkide hiç hissedemezsin.

Düşünsene bir aynaya her gün bakıyorsun ama sanki hep olduğun anda ki gibisin. Ama muğlakta kalmakta böyle bir şey sanki. Hep kendimizi kandırıyoruz aslında şu klişe lafla ‘’ Bu gün da farklı bir şey yapmadım. Ay ne sıkıcı hep aynı şeyler’’.İşte bu insanlar çevremi maskelediği sürece içimdeki çocuk bile boğuluyor. Nedensiz yaşamanın anlamına varamıyorum ben ve içimdeki. Ruhum bedenimin içinde işkence çekiyor ve bedenim bu durumu dışarı yansıtmıyor, yansıtsa anlayacak biri var mı ki zaten ?Gözüm her gün gülüyor ama aslında ağlıyor. Bedenim sanki dünyanın en mutlu ruhuna sahip gibi davranıyor oysa ki içine sıkıştığı bu duvarın en derinlerinde cehennemi yaşıyor.Herkes beni gördüğüyle yorumluyor ve mutlu sanıyor. Bir Allah’ın kulu da gelip demiyor ki; ey dost nedir bu yüzüne vurmuş olan hüzün. Kimse demiyor ki; ey dost mutluluğun altına maskelediğin bu hüznün sebebi nedir diye…

İnsanlar alışmış artık benciliğe ve bencilik oynamaya. Sanki karşısındakiyle ilgileniyormuş gibi ama içine gömüldükleri menfaatçilerin kanatlarına karşı koyamıyorlar. Sadece yanındaymış gibi görünüp, olayı, bir sahnede oyun oynuyormuş gibi idare etmeye çalışıyorlar. Gözlerini kaçırmakta o kadar ustalaşmışlar ki, gerçekten sana değer verdiklerini sanıp kucak açacaksın hem de güneşi kıskandıracak bir sıcaklıkla.Oysaki sen yani ben farkına varıyorsun. İnsanlar; yaşamın kendilerine vadettiği büyük rollerden kaçıp , benciliğin hegemonyasında ki küçük rollerin oyuncusu olmayı seçiyorlar.

Ne kadar acınası bir durum…O kadar şanslıyken ve dünya üzerindeki en kutsal varlıkken , sürüler halinde önümüze konulana tamah etmek. Kabullenemiyor, var oluşun nedenlerini hala sorgulayan aklım. Algılayamıyorum, insanların bu çarktaki monotonlaşmalarını. Yüreğim cehennemin en dibinde yanıyor, sürü halinde yaşayan insancıkları gördüğü her an. Birde bu kendimizi kandırma hikayelerimiz yok mu, ah ne kadarda salağız. Mutluyuz, sorunumuz yok , her şeyim var , aman bana dokunmayan yılan bin yaşasın diye diye söylenir ve bize yöneltilen her şeyi sorgusuzca kabul edip boyun eğiyoruz. Çark dönmek zorunda değil mi? Yoksa, çark dönmezse mutlu olamayacağız demi?İnsan çok garip bir yaratık.Evet, yanlış okumadınız birer yaratığız! Kendimizi mutlu edeceğiz diye binlerce canlıyı üzmeyi göze alıyoruz. Ya da bizi sürüler halinde güdecek politikacıları seçiyoruz, aman ben onu seçeyim de, keyfime bakayım diyoruz.Akıllıyız ya hatta dünya üzerinde ki en akıllı varlığız ya , yok öyle bir şey.İnsanız diye kendimizi hep avutuyoruz. Hayaller dünyasında yaşıyoruz.Neden hayaller dünyasında yaşıyoruz diye soruyorsunuz belkide?Aslında cevap, gerçekliğimizden utandığımız ve korktuğumuz için. Çünkü hayatın bize karşılıksız sunduğu her şeyi mahvettik. Emeğin önüne, aç gözlüğümüzün geçtiği anda kazandığımız savaşı kaybettik. Elimizde olanı paylaşmaktan kaçındık. Olanla yetinmekten vaz geçtik ve her şeyin sahibi, ben olmalıyım diye binlerce masuma kıydık ya da yok ettik. Zavallı doğayla savaştık, kazandığımızı sanıyoruz ama her geçen gün daha da düşüyoruz tabiatın kucağına.Hayvanları cansız saydık, şuursuzca katlettik. Kendimiz rahat edelim diye onların yaşam alanlarını acımasızca tahrip ettik ve sonsuza kadar yok ettik. Sonra bu yüz yılda kendimize modern insan dedik. Moderniz ya biz. Teknoloji aldı başını gitti diyoruz. Teknoloji yaşamımızı uzatacak ya…Farkına varmıyoruz , yada unutuyoruz . Evrenin bir kanunu ve yasası var. Biz her bir itirazımızda her bir baş kaldırışımızda daha da dibe batıyoruz. Ama her zaman ki gibi yine sadece kendimizi düşünüyoruz. Sanki biz zarar görmüyoruz gibi ve hepimizin kendine ait bir dünyası varmış gibi hareket ediyoruz. O kadar gözümüz açlığa saplanmış ki masumların ölümü bize doyumsuz bir şehvet veriyor. Kana susamışız ne kadar üzüldük desekte umurumuzda değil. İtiraf et insan…Saklasan ne olur gözlerinin ele verdiği sendeki o canavarı. Üzülüyorum, acı çekiyorum desen ne olur, gerçek seni ardına sakladığın maskelerle saklandığın sürece. Kimi kandırıyorsun akıllı insan.

Doğa sana inanır mı? Evren seni maskeleriyle kabul eder mi?Sen güneş hep turuncu mu sanıyorsun .Ya da gök hep temiz ve berrak.Ya da deniz hep mavi ve saf.Yok insan evlatları, siz o kadar günah işlediniz kiDünyanın her karışına kini, nefreti, acıyı işlediniz.Güneşi, yalanlarınıza maruz bıraktınızDenizi kendi pisliğinizle kirlettiniz.Sonra tabiat ananın size her zaman ki gibi,Saf güneşi doğurmasını,Temiz denizinde yıkamasını,Ve göklerin size nur yağdırmasını istiyorsunuz.

Olmaz Akıllı insan olmaz…Ok yaydan çıktı , sen çırpın çırpına bildiğin kadar. Çoktan biz cenneti cehenneme değiştirdik ve seçim sansını sonuna kadar kaybettik. Hani akıllıyız ya, evet akıllıyız akıllı olmadığımızı anlamayacak kadar.Sayenizde içimdeki çocukta boğuluyor, nefes almasını sağlayacak hiçbir güzellik bırakmadınız. Ölümün suçlusu sizsiniz. Cehennemde görüşmek üzere….

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

2 Yorum