Hayata Karışanlar

Perdelerini çekenler güneşe, umutlara gözlerini kapasalarda hala dışarıda hayat devam ediyordu. Gitmek zorunda oldukları bir okul, iş vardı. Evdeki güneşten perde çekerek kaçan perdelerini çekenler dışarıya çıkarken çok endişeliydiler. Dışarıdaki güneşten kaçmak zordu onlar için aynı zamanda umut vadeden bir çocuk gülümsemesini, mutlulukla cıvıldayan bahar kuşlarını görmek istemiyor ve buna dair hisler beslemek istemiyorlardı içlerinde. Kaçmak zordu bunlardan. Bu sabah özenle hazırlandılar zırhlarını kușandılar, siyahlara içinde sert bir ifadeye büründüler. Artık hazırlardı, bir adım attılar kapının dışına. Henüz sabahın erken saatlerinde güneş yokken adım atmak kolaydı. Günün ilerleyen saatleri şimdiden gözlerinde bir korku, içlerinde bir panik hissi oluşturmaya başlamıştı. Ne zamandır dışarı çıkmamışlardı, ne kadar uzun bir tatildi bu? Doktorların raporları ile geçen bir yaz ve bir kış sonunda dışarıdaydılar işte, artık kaçış yoktu. Kendilerini zorlayarak bir adım daha attılar ve bir adım daha kısa süreli bir yürüyüş ardından otobüs durağına geldikler. Ne kadar çok insan vardı burda, bakmamaya çalıştılar fakat aylar sonra ilk defa bu kadar insanı görmenin şaşkınlığını yüzlerinden anlaşılıyordu. Kafalarını çevirdiler aceleyle insan görmek istemiyorlardı. Otobüse binip okula gittiler okul demeye bin şahit isteyen okula. Yanlışlıkla, yanlış tercihle düştükleri bu okul adımlarının geri geri gitmesi düşüncesini destekliyordu. Mecbur olmasa önünden geçmeyeceği okula kendi ayaklarıyla adım adım yaklaşıyordu. İnsanlıktan yoksun düşünmeyi bilmeyen varlıkların olduğu bir yerdi orası. Bu varlıklar insandan çok başıboş gezen türlerdi. Okul zaten okuldan çok korku filminden fırlamış, terkedilmis bir malikaneye benziyordu. Okul, tanıtımında izledikleri videodakine hiç benzemiyordu hatta alakası yoktu. Bu yanlışlıkla geldiği okul 24 tercih arasında son seçenekti hayat onları bu iğrenç yere yanlışlıklada olsa sürüklemisti. Perdelerini çekenler saatleri saydılar burdan kurtulmak için hatta günleri haftaları. Okuldan çıkmadan, güneş görmeden gün bitmişti bu varlıklara tahammül etmek zorunda olduğu bir gün daha bitmişti. Kaplumbağa hızındaki o otobüs sonunda gelmişti. Günün en sevdikleri saatleriydi tam bu saatler. Güneş batmak üzereydi, güneş ışıklarını yer yüzünden çekerken umutlar gidiyordu, hiç istemedikleri umutlar. İçinde beslemeye bile tahammül edemedikleri umutlar artık güneş ışıklarıyla gitmişlerdi. Geriye gözlerini kapamak ve eve varmak umut hissini görmeden içilerine hapsetmeden. İndiler otubusten bu sefer kafasını yerden kaldırmadan yürüdüler etraflarına bakmadılar hiç ayak seslerinden sokağın kalabalığını anlayabiliyorlardı. Ağlayan bir çocuk sesi duydular. Diğer perdesini çekenler yollarına devam ederken o dayanamayıp bakışlarını oraya çevirdi, ardından çocuğa bağıran annesini duydu. Karışmadı sadece baktı. Çocuk dolu gözlerle ona bakıyordu bir anlığına çocuğun dolu gözleri ile kesişti bakışları. Hemen çekti gözlerini çocuktan ve yürümeye devam etti. Onlar, perdesini çekenler bu dünyada içten içte ağlayan çocukken bağıran anne ise hayattı. Hayat onlara ağlama yürü derken onlarsa dayanamıyor hayatın onlara bağırmasına daha çok ağlıyorlardı. Eve varmıştı diğer perdesini çekenler gibi.

yazar

Yazar: Acemiyazar

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.