Deneme1
Eee, evet. Deneme , deneme 1..2. Hayat denemesi 1.
Son yazımın üzerinden 4 yıl geçmiş. Kendi hislerimi bıraktığım sanal bir günlük varsayıyorum burayı. 4 yıl mı geçmiş, 4 yıl mı benim üzerimden geçmiş hala tam anlayamasam da geçmiş işte. Artık 25 yaşındayım. Belki yolun yarısında değilim, ama sabrımın yarısındayım. Bu anlatacaklarım benim hayatımdan bir kesit.
Bu geçen 4 yılda staj yaptım, babamı kaybettim, tez yazdım, 4 senelik üniversitemden 3.5 senede mezun oldum, annesel sorunlar yaşadım, travmalarım birikti, bitirme stajımı yaptım, işe girdim, 4 ülke gezdim, aşık oldum ve burdayım.
Çok üzgünüm. çok mutluyum, kaygılıyım, bunaldım.. Aşığım, nefret ediyorum. Her şeyi hatırlıyor ve her şeyi unutuyorum. Her şeyi çok istiyorum ama hiçbir şey yapmaya heves bulamıyorum. Sigarayı bırakmak istiyorum.
Zamanında babamı korkusuz, annemi bilge sanardım. Babamın korkularının yüzüne net şekilde vuruşunu, annemin bazı konularda hiçbir fikrinin olmadığını gördüm.. Kabullendim. Sanırım o vakit büyüdüm. Bunları fark ettiğimde olgunlaşmaya başlamıştım. Kendimi kabullendiğim vakit, olgunlaşmıştım.
O zamanlar hayat çok güllük gülistanlıktı. 25 yaşın bana getirdiği şeylerden biri bu aydınlanm a.. İstediğin kadar olgun biri ol, 21 yaşındaysan hayatın çok başında oluyorsun. Bunu babamı kaybettiğimde anlamıştım aslında. Babamı kaybettiğimde 21 yaşına yeni girmiş sayılsam bile 22, mezar taşını seçtiğim gün 23 olmuştum.
Çok kızgındım. Aramız hiç özenilen şekilde iyi olmamıştı. 2021’in ocak ayına kadar. O sene düzelmişti aramız. Saçlarımı sevmiş, beni sevdiğini söylemişti. Mezuniyetimi en ön sıradan izleyeceğine söz vermişti çünkü 1 sene sonra mezun olacaktım. Antalya sıcağından bunalırım diye, “Mezun olunca kendine 1 sene müddet ver. Beraber Karadeniz turu yaparız.” demişti. O heyecanla erken bitirme kararı almıştım okulu. Çok çalışmıştım derslerime. Yaz dönemi stajı vardı önümde, ama arkasından gelecek olanın geleceğimi bu denli etkileyeceğini bilmiyordum.
Stajdan sonra okuduğum şehre dönmüştüm. Tez yazıyordum artık. 18 Ekimdi. Annem aradı, “ Stajdan sonra uğrarım diye söz vermiştin. Çok özledik. Baban gelsinde mangal yapayım ona diyor. Haftasonu gel 2 günlük nolursun..’” dedi. Çok yorgundum, çok gitmek istemiştim ama yılbaşından sonra zaten hep onlarla olacaktım. Babamın beni düşünmesi beni heyecanlandırmıştı aslında ama, “Anne gelmeyeceğim, belki 1-2 haftaya gelirim. Zorla mı getirteceksin zorlama işte!’” diye kızmıştım anneme. Telefonu kapadıktan sonra babam bana para göndermişti, ‘gelirsin diye’ notuyla. Sonra geceler boyu karanlık rüyalar..
Ayın 21’i oldu. Nasıl anlatacağım bilmiyorum.. Sabah uyandım.. Oturdum bilgisayarın başına harıl harıl tez yazıyorum. Telefonum çalıyor ama numara tanıdık değil. Açmadım. 1 oldu 2 oldu hatta 3 oldu. Aradan yarım saat geçti. Abim aradı.. Ölsem mezarıma gelmez, babamla kavgalılar ve beni arıyor?! Açtım. “ Abim.. Abim baban öldü diyolar. Kimseye ulaşamıyorum. Amcam aradı beni. Seni de aramış. Abim memlekete gel.” diye ağlıyor. Telefonu kapadım.Arayan amcamdı demek.. Dünya etrafımdan kaydı. Hayır ya dedim. Olamaz. Ben daha mezun olmadım.. Karadeniz.. Titriyorum. Annemi aradım, cevap yok. Teyzemleri aradım, yakın oturuyolar diye, cevap yok. Telaştan babamı aradım babamı lan babamı. Sonra tutamadım içimde korkumu. Ağız dolusu çığlık kopardım ağlayarak. Ev arkadaşım odama geldi. Haberi alan kuzenlerim onu aramış çünkü. Aradan ne kadar süre geçti bilmiyorum ağlarken. Ağlayarak bi çanta hazırladım. Bilet aldık. Ne ara gittik otogara onu da bilmiyorum. 6 saat sürüyordu yol. Benimse 6 senem geçmişti.
Babamı kaybetmek, kendimi kaybetmekti. İçimdeki kız çocuğunun daha o sene okşanan saçları tel tel döküldü o yolda. İçimdeki ergen kızın baba kız gezme hayalleri paramparça oldu. Üniversite okuyan genç kızın mezuniyette babasıyla dans etme hayalleri çook uzak ülkelere gitti. Benliğim beni bıraktı.
Memlekete gittiğimde otogardan beni abim almıştı. Babam alırdı hep. 21 Ekim saat gece 10. ‘Zorla mı getirteceksin ya’ diye yaptığım isyana bir cevaptı bu. Zorla gelmiştim. Hemde hafta sonu gelmeden. Kırılmıştım resmen. Eve gittiğimdeyse bir kalabalık vardı. Herkes konuşuyordu, uğultu şeklindeydi ama duyuyordum. “Evet kızı bu..” “Çok yazık oldu küçükmüş daha” “Üniversiteden bu sene mezun olacakmış” “Kalp krizi” . Annemi buldum kalabalıkta. İkiye bükülmüş koltukta oturuyor. Ağlamaktan gözleri şişmiş, burnu kıpkırmızı, gözünün feri kaçmış, donuk donuk bakıyor yere. “Anne” dedim. Herkes sustu. “İyi o” dedi. “Anne” dedim yeniden. Kalkamadı yerinden, sarıldım. Ağladık.
Bizim memleketin adetidir, en azından öyleymiş bende o gün öğrendim. Tüm ailesi görene kadar kaldırmazlarmış bedeni. “Hadi” dedi. “Hadi, vedalaş..” Kalktım annemin kollarından. Sendeleye sendeleye yürüdüm babamı koydukları odaya. Kapı açıldı. Yerde yatıyor. Örtü sermişler üstüne. Dizlerimin üstüne düştüm görünce. “Kalk” dedim. “Mezuniyetim için söz verdin kalk” diye bağırdım. Elinden tuttum. Saçlarımı okşarken elleri sıcacıktı, yumuşacıktı. Anladım, o yoktu artık. Elleri soğuktu. “Kalk baba çok soğuk burası kalk” dedim. Kalkmadı. Bıraksalardı biraz yakınsaydım ona, ‘beni şimdi bırakamazsın diye.’ Bırakmadılar. Gerisini de gecesini de hatırlamıyorum.
22 Ekim sabahında kendime geldiğimde herkes cenaze için hazırdı. Bense hiç hazır değildim. Nasıl olabilirdim ki? Biri üstüme uzun bir şeyler giydirdi. Biri kafama örtü bağladı. Ben ise bilincim kapalı sadece ağlayarak yürüyordum. Çok hızlı oldu her şey. Gömdük. Kendimi de gömdüm ben. Beni anlayanlar olacaktır aranızda, bir kız için arasını yeni düzelttiği babasını kaybetmek her şeyini kaybetmekti.
Daha çok şey olacaktı, farkında değildim. Daha çok şey kaybedecek çok şey kazanacaktım. Defalarca gelen kusma isteğini bastıracak, gözyaşlarımı kendime saklayacaktım. Gözyaşlarımı kurutup, kalbimi hislere kapatacaktım. Tabii ki henüz farkında değildim.
Günlüğümü burada kapatıyorum.
