Hafta Sonu

Kadın bekledi o gün, bütün gününü hazırlanarak geçirdi. Süslendi, adam için kendini güzelleştirdi. Adama göre zaten güzeldi ancak daha da güzelleştirdi kendini. Adam gelecekti bu sefer adı kadar emindi kadın çünkü özlemi dayanılmaz bir hâl almıştı ve içinden Adam’a gitmek geliyordu, atlayıp  taksiye onun kokusunu ciğerlerine çekmek, onun dudaklarını, yanaklarını, gözlerini öpmek, onun nefesini içine çekmek geliyordu içinden. Özlemle tutuşunca daha da istekli oluyordu Adam’a karşı. 

Akşam saatleri yaklaşınca parfümlerini açtı, parfüm banyosuna gerek yoktu ancak iki kere kulak arkasına sıktı parfümü, Adam’a güzel kokmak istiyordu. Adam’ın onu istemesini istiyordu. Onsuzlukta olduğu müddetçe nefes alamayan kendisiydi, belki kokusuyla onun başını döndürürse, o da onsuz kalamaz diye düşünüyordu. Adamı bir kere daha sevdiğin fark etti. Bir kere daha özlem hançeri kalbine saplandı. İçi acıdı, sanki dakikalar yıllar gibi geliyor, zaman geçmek bilmiyordu… Saniyeleri değil saliseleri sayacak bir saat almalıydı bu saniyelerin neden geçmek bilmediğini anlamıyordu.

Özlemiyle yanıp tutuştuğu adamın gözlerini düşündü oturduğu yerde, kahve kokusu bile adamın kokusunu andırıyordu çünkü ne zaman yanına gelse elinde bir termos dolusu kahve getirdiği için. Kahve, şiir, aşk, özlem, müzik, gitar her şey Adam’ı anımsatıyordu kadına. Kadın sürekli özlemle dolup taşıyordu ki telefonu çaldı… Arayan Adam’dı; bir saate kadar yanına gelecekti, onu alıp uzaklara götürecekti. Bütün bir haftasonunu beraber geçireceklerini söyledi Adam ona. Kadın nefessiz kalmayacağı koca bir haftasonunu düşündü, sevinçten evinde top gibi zıplamaya başladı. O kadar saf bir sevinçle yaptı ki bunu nasıl dağıldığına dikkat bile etmedi.

Hemen yatak odasına koşup Adam’ın yanında giyebileceği onun sevebileceği renkte kıyafet aldı yanına, birkaç bakım ve cilt malzemesi attı çantaya. Bir de spor ayakkabılarını bağladı çantaya ve hazırdı. Adam aradı, “Aşağıdayım.” dedi. Kadın sevinçle merdivenlerden aşağı indi ve kuğu gibi süzülerek Adam’ın aracına bindi. Nefes alıyordu, Arabada Adagio çalıyordu, müziğin kollarına bıraktı düşüncelerini emniyet kemerini bağlar bağlamaz… Rahat nefes almayı o kadar özlemişti ki gözleri doldu birden aklına nefes alamadığı anlar gelir gibi olunca. Ama şimdi onun yanındaydı, pozitif düşünmeliydi. Onsuzluğu aklından geçirmemeliydi, geçirirse tekrar olurdu. Geçirirse evrene mesaj göndermiş olurdu. Şimdi önünde koca bir haftasonu vardı. Kırk sekiz saat;  iki bin sekiz yük seksen dakika demekti. Her dakikayı hatta her saniyeyi iyi değerlendirmeliydi kadın adamın yanındayken. Ona dokunmalı, onu sevmeli, onu sevdiğini göstermeli ve ona kendisi için ne kadar değerli olduğunu hissettirmeliydi. Hiç bir saniyeyi uyuşarak geçirmemeliydi, bu nedenle alkol almayacaktı alsa bile küçük yudumlarla az içecek ve adamla beraberken onun varlığından keyif almak için farkındalığını yükseltecekti. Uyuşmak onunla geçirdiği zamana hakaret gibiydi… Onunla geçirdiği her saniyenin farkında olmak harika bir duyguydu.

Arabaya biner binmez, özlediği Adam’ın önce yanaklarını sonra alnını sonra burnunu ardından gözlerini sonra dudaklarını öpücüklere boğdu. O kadar şımartmak istiyordu ki Adam’ı… Florasına kavuşmuş bir süs bitkisi gibi adamı izliyor, tuttuğu eline sıklıkla buse konduruyordu. Adam gününü anlatıyor ve düşüncelerini açıklıyordu. “Bir adamın kapalı kutu olmaması kadar rahatlatıcı bir duygu daha yok!” diye düşündü kadın! Samimilerdi, ilişkilerinin boyutunu ve zamanını beraber geçirebildikleri zamanı düşününce orantısızlık olduğunu saptamıştı kadın ancak yine de bütün bunlara rağmen fazlasıyla samimilerdi. İkisinin de dürüstlüğe verdiği önemi gösteriyordu bu. Adam ona huzur vermeye gelmişti, kadın da Adama huzur verecekti şimdi. Kıskançlık, kavga, gizli saklı hiç bir şey yoktu aralarında. Bu da aralarındaki güven bağını güçlendiriyor ve kopmaz hâle getiriyordu. 

Kadın bir kere daha derin bir nefes aldı ciğerlerinin dibine kadar çekti Adam’ın kokusunu içine. Bir yandan ortak sevdikleri müziğin tadını çıkarırlarken, bir yandan kadın Adam’ın anlattıklarını hayranlıkla dinliyordu. Adam arada “Canım” diyordu, kadın iç geçiriyordu… Adam için kadın “can” ise, kadın için Adam “Can’dan öteydi”. Karşılıklı sevip, sayılmak bu zamanın en bulunmaz nimetiydi. Adam’ı kendine gönderilmiş nimet gibi görüyordu, mucizeydi kadına Adam’ın gelişi, onunla unutulmaz bir haftasonu geçirecekti ve kare kare saklayacaktı kalbinde…

okur

Yazar: chileksu

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.