in

Dilin Olmadığı Bir Hayat Nasıl Olurdu?

Dilin Olmadığı Bir Hayat Nasıl Olurdu?

Dilin Olmadığı Bir Hayat Nasıl Olurdu?

Yazının başlığından da anlayacağınız üzere bugün bir distopya senaryosu üzerine konuşacağız. İçinde yaşadığımız dünyada dil olmasaydı neler olurdu bundan bahsedeceğiz.

Dil her şeyden öte bir ihtiyaçtır. Dünya üzerindeki tüm canlılar kendi türleriyle ve diğer türlerle anlaşmak için bir dil sistemi geliştirmiştir. Eğer bu dil sistemine aşina değilseniz içinde yaşadığınız dünyada yaşayan diğer canlılarla iletişim kuramayacaksınız demektir. Bu da herhalde sosyal bir hayvan olan insan türünün başına gelebilecek en kötü tecrübelerden biridir. İnsanlığın varoluşundan bu yana belki de binlerce farklı dil üretilmiştir. Dilin amacı sosyal hayattaki dinamikleri karşılamak, olay ve düşünceleri bizim dışımızdaki bir diğer insana aktarmaktır. İlk olarak belirli sesler doğar, bunun ardından bu seslerin birleşmesi ile sözcükler ortaya çıkar. Bu sözcüklerin gerçek dünyada veya duygu dünyasında belirli karşılıkları vardır. Sözcükler bir araya gelerek cümleleri oluşturur. Bu cümleler ise sözcüklerin taşıdığı karşılıkların bir araya geldiği ve bambaşka yeni bir bütün oluşturduğu hikâyelerdir. Bu kodlama sistemi dünya üzerindeki her topluluk için farklı olabileceği gibi bazı topluluklarda benzerlikler de taşıyabilir.

Dilin Olmadığı Bir Hayat Nasıl Olurdu?

Dil Hiç Var Olmamış Olsaydı Neler Olurdu?

Dil toplumların kartvizitidir. Eğer bir toplumun diline hakimseniz onunla ilgili hakim olmanız gereken en önemli şeye ulaşmışsınız demektir. Bir toplumun dilini bilmek onunla ilgili her şeyi öğrenmek için en önemli adımdır. Dil üzerinden bir şeyleri çözebiliyorsanız o toplumun kültürüne, tarihine, yaşayış biçimine hakim olmanız için önünüzde hiçbir engel yoktur. Çünkü dil tam anlamıyla bir toplumun, düşünsel ve duygusal tüm yönlerinin en önemli sentezidir. Ve bu yüzden çoğu zaman size öğrenmek istediğinizden fazlasını verir.

Bununla birlikte dil, toplumlar ve kültürler arasındaki köprü olabileceği gibi, onları birbirinden ayıran sınır çizgisidir de aynı zamanda. Dünya üzerindeki dil sayısı kadar topluluk olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bunlardan bir kısmı dilleri ile birlikte yok olup gitmiş olsalar bile, bir dönem dünya üzerinde yaşamışlar ve bu dünyaya belirli miraslar bırakmışlardır. Eğer insanlar hiçbir zaman dile ihtiyaç duymasaydı ve dil üretimi gerçekleşmeseydi belki de küresel bir insanlık tanımından bahsetmemiz mümkün olabilecekti. Yani dilin birleştirdiği toplumlardan ziyade, dilin olmayışının bir araya getirdiği ve dünya üzerindeki tüm insanların oluşturduğu bir topluluktan bahsedebilir miydik? Belki de bu defa tüm insanlık için aynı anlamları içeren belirli görsel kodlar üzerinden iletişim sağlardık. Bahsettiğimiz bu ihtimal elbette oldukça düşük bir ihtimal. Birbirleriyle hiç iletişimi olmayan topluluklar, herhangi bir dil sistemi geliştirmeseler bile kendilerine özgü belirli görsel kodlar geliştireceklerdir. Ve şu anda olduğu kadar büyük uçurumlar olmasa bile toplumlar arasına setler yine de çekilecektir.

Dilin Olmadığı Bir Hayat Nasıl Olurdu?

Düşünsel Dünyanın Çöküşü

Şu anda bu yazıyı yazarken bile dil kullanıyorken yaşadığımız dünyada dilin olmaması halini düşünmek oldukça zor. Dilin var olmadığını düşündüğüm zaman beni en çok endişelendiren insanlarla olan iletişimim değil de zihinsel süreçlerimin, düşünsel dünyamın nasıl işleyeceği oluyor. İnsan yalnızca kendi tecrübeleri üzerinden değil, tüm dünyadaki insanların tecrübeleri üzerinden duygu ve düşünceler üretebilen ve bunlardan belirli dersler çıkarabilen bir canlıdır. Ve çoğunlukla bu tecrübelerin aktarılması için dile ihtiyaç duyar. Elbette bu aktarım esnasında sesli veya görsel kayıtlar da kullanılabilir. Ama dil her zaman duyguyu daha net ve doğru bir şekilde taşıyacaktır. İnsan yaşamında dilin olmaması insanın zihinsel üretiminin neredeyse ortadan kalkması anlamına gelir.

Dil olmadığında insan yalnızca yaşayarak öğrenebilir ve bu bir insan ömrü için çok sınırlı tecrübe anlamına gelir. Oysa insan bunun çok daha fazlasına ulaşabilme imkanı verildiğinde buradan nefis hikâyeler ve anlatılar doğurabilecek eşsiz bir yaratıktır. Yaşamadığı bir savaşın etkileri ona dünyanın en iyi hikâyesini ürettirebilir. Veya kendi başına gelmemiş bir aşk hikayesinin acısını çekebilir. Tüm bu yoğun yaratıcı süreç için ona yardımcı olan tek şey de dildir.

kooplogger

Yazar: İdil Ceren Yılmaz

Gezegendeki yolculuğunun 24'üncü yılında. Atmosferde başıboş gezen hikayeleri yakalayıp insanlara anlatmak en büyük tutkusu.

Blog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.