in

Çağımızın Bir Yazarı: Dostoyevski Üzerine Notlar

Çağımızın Bir Yazarı: Dostoyevski Üzerine Notlar

Çağımızın Bir Yazarı: Dostoyevski Üzerine Notlar

Freud, Dostoyevski’yi incelediği ünlü makalesine şöyle başlar: ”Yaratıcı sanatçılığı en az şüphelenilecek yanıdır. Çünkü Dostoyevski sanatçılık bakımından Shakespeare’in hemen yanında yer alır. Karamazov Kardeşler ile hiçbir roman boy ölçüşemez. Dünya edebiyatının en yetkin örneklerinden biri olan ”Büyük Engizisyoncu’yu” ne kadar övsek azdır. Yaratıcı sanatçı sorunu karşısında psikanalizin, silahlarını ne yazık ki bir yana bırakması gerekiyor.”

Stefan Zweig’de ”Dostoyevski psikologların psikoloğudur…” diyerek ona özel bir önem verir. Zweig, ”Dostoyevski’nin bilinçdışının yeraltı dünyasına doktorlardan, hukukçulardan, suç uzmanlarından ve psikopatlardan daha derin bir şekilde sokulduğunu dile getirir.”

“Her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık.”

Yeraltından Notlar, F. M. Dostoyevski

Dostoyevski’yi anlatabilmek için çıkılmış yolda cümleye nasıl başlanılabilir? Yaklaşık 1 saattir oturmuş ve bu soruyu düşünüyorum. Sanırım ne söylesem, hangi cümleyi yazsam yetersiz kalacaktır. Yine de bir yerden başlamam gerekiyor sanırım… Bilirsiniz her insanın hayatında ayrı bir yer edinmiş bir yazar vardır, işte benim hayatımda da bu yazar Dostoyevski’dir. Çıktığım bu zorlu yolda Dostoyevski ve başlıkta belirttiğim kavramlar üzerine konuşmadan önce benim bu eşsiz yazarla tanışmamın ve beni nasıl etkisi altına aldığına kısaca değinmek istiyorum: ”Bundan 6 yıl önce şans eseri eski bir ‘Suç ve Ceza’ basımının elime geçmesiyle başladığım Dostoyevski serüvenim, kuşkusuz hiç abartılı kaçmayacak bir şekilde hayatımda ki önemli dönüm noktalarından biri olmuştur.  Öyle ki ona karşı beslediğim hayranlık ve sevgi çoğu insanı hayretlere düşürmüştür. Ama gelin görün ki ben bu hayranlık duyduğum insanı çevremdeki insanlara okumaları için önermekten hep çekinmişimdir. Şimdi diyeceksiniz; ”madem bu kadar seviyorsun bu yazarı, neden insanlara önermiyorsun!” bu soruya verebileceğim tek cevap şu olabilir sanırım: ”Dostoyevski okumamış bir insan çok şey kaybetmiştir, aynı şekilde okuyan insanda…” İki şekilde de kayıpla sonlanan bu yollardan biri; hiçbir şeyin farkında olmadan, daha huzurlu bir yol, öteki taraf ise her şeyi fazlasıyla anlamanın getirdiği hastalıklı ve azaplı bir yol. İnsanları bu yola sokmak basit bir şey mi?

Bir insan, daha doğrusu Dostoyevski’yi sindirerek, onu hissederek okuyan bir insanın hayatının bir daha eskisi gibi olacağını düşünemiyorum. Nasıl ki tarih M.Ö ve M.S diye ayrılıyorsa, okur içinde D.Ö ve D.S diye ayrılması gerekir hayatının. Benim için bu ayrım Karamazov Kardeşler’i okuduktan sonra gerçekleşti. Kuşkusuz duyduğum hayranlık inanılmazdı ama içimde bir şeyler kopmuştu, bir huzursuzluk hissediyordum. Öyle ki Karamazov Kardeşler bittikten sonra 1 hafta boyunca kitap okumamıştım.

İçimdeki bu huzursuzluğu çözümlemeye çalışırken şans eseri, edebiyatımızın kuşkusuz en büyük şairlerinden biri olan Cemal Süreya’nın bir röportajına denk gelişim, bu büyük şairle benzer duyguları hissedişim, bir nebzede olsa içimi rahatlatmıştı.  Cemal Süreya TRT’ye verdiği röportajında ortaokulda Dostoyevski ile tanıştığını söylüyordu ve bu durumu da şöyle açıklıyordu: ‘’Aslında ikinci bir doğum tarihim var. Edebiyatla ilgili olarak, 1943’de Dostoyevski’yi okudum ondan sonra hiç huzur kalmadı bende. Dostoyevski’yi bugün eskisi kadar seviyor muyum? Çok şey aldı onun yerini ama yine de beni edebiyata şiire iten şeylerde en çok bir romancının Dostoyevski’nin etkisi oldu. ‘’

“Evet, derin, gereğinden çok derin bir yaratıktır insan, ben olsam bu kadar derin yaratmazdım onu.”

Karamazov Kardeşler, F. M Dostoyevski

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, doktor bir babanın oğlu olarak 11 Kasım 1821’de Moskova’da dünyaya gelir. Altı çocuklu ailenin ikinci çocuğudur. Küçük yaştan itibaren edebiyatla ilgilenmeye başlayan Dostoyevski, Puşkin, Goethe, Cervantes gibi yazarlarla tanıştı. 1937’de önce Puşkin’i arkasından annesini kaybetmesi onu derinden etkiledi ve ertesi yıl St. Petersburg’daki Askeri Mühendislik Okulu’na gönderildi. Edebiyata yoğunlaşmaya başlaması da bu döneme denk gelir. 1844’te edebiyatla daha yakından ilgilenebilmek için askerlik mesleğinden istifa eden Dostoyevski, edebiyatı meslek olarak seçmeye karar verir.

İlk edebi eseri, Balzac’ın Eugenie Grandet romanının Rusça çevirisiydi. 1845’de ilk romanı İnsancıklar’ı yazdı. Romanını ev arkadaşı Dmitri Grigoroviç’e okudu. Grigoroviç St. Petersburglu Şair Nekrasov’la o da ünlü eleştirmen Belinski’yle paylaştı. 1846’da ilk romanı İnsancıklar yayımlandı ve edebiyat çevrelerinde büyük ilgiyle karşılandı. Dostoyevski bu dönemi kendi ağzından şöyle aktarır: ”1845 kışı başında birden İnsancıklar’ı yazmaya başladım, ilk romanımı; ondan önce hiçbir şey yazmamıştım. Romanı bitirince onu ne yapacağımı, kime vereceğimi bilmiyordum.”

Ne var ki ardından gelen çalışmaları Öteki, Ev Sahibesi, Beyaz Geceler (1847-1848) aynı başarıyı sağlayamadı ve ilk romanında kendisine destek veren ünlü eleştirmen Belinski’nin alaylarına hedef olmuştu. Aşırı duyarlı ve sinirli bir kişiliğe sahip olan Dostoyevski bunun üzerine ruhsal çöküntü yaşayarak hastalandı ve bu yıl Dostoyevski’ye sara teşhisi konuldu. Daha sonra bu hastalığı yazarın hayatını zorlaştıracak, yapıtları üzerinde büyük etkisi olacaktı.

“Hem geçmişten söz edecek gücüm yok artık. Düşünmek bile istemiyorum geçmişimi.”

İnsancıklar, F. M. Dostoyevski

1849 yılına geldiğimizde Dostoyevski, Petraşevski grubunun radikal üyelerinin devleti devirme planına ve Çar I. Nikola’nın baskıcı yönetimine karşı faaliyetlere katıldığı iddiasıyla  tutuklandı ve ölüm cezasına çarptırıldı. Peter ve Paul Kalesi’nde hapis yattığı dönem, ‘’Küçük Kahraman’’ ı yazdı. İnfazın uygulanmasına dakikalar kala, cezası Sibirya’da dört yıl kürek ve altı yıl hapis cezasına çevrildi. Hapiste okumasına izin verilen tek kitap İncil’di. Bu süre boyunca etrafını kuşatan, horlanan ve ezilen kesimi yakından tanıma fırsatı buldu. Edebiyata dönüşü Amcanın Rüyası isimli, mizah öğeleri barındıran Gogolvari öyküyle oldu. Aynı yıl yayımladığı kısa romanı Stepançikovo Köyü ve Sakinleri de istediği ilgiyi göremedi…

“Okumaktan başka yapacak işim, gidecek tek yerim yoktu, çünkü çevremde saygıya layık, beni kendine çekebilecek bir meşguliyet bulamıyordum.”

 Dostoyevski

Dostoyevski 1860’ta tefrika edilen ve toplum dışına itilmiş kişilerin anlatıldığı Ölüler Evinden Anılar ile kendini edebiyat çevrelerine tekrar kabul ettirdi. Tolstoy ve Turgenyev’in övdüğü bu eser Sibirya’daki mahkûmiyetinden derin izler taşıyordu. Yoğun çalışma temposu nedeniyle sağlığı bozulan Dostoyevski, doktorunun tavsiyesi üzerine 1862’de hayalini kurduğu Avrupa Seyahatine çıktı. Fransa, İngiltere ve İtalya’yı kapsayan bu kısa gezinin ardından. 1863’ te Batı kültürünü eleştirdiği Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları ’nı kaleme aldı. Kumar tutkunu olan yazarımız maddi sıkıntılarından kurtulma umuduyla Almanya, Wiesbaden’e kumar oynamaya ve bir süredir ilişki yaşadığı Polina Suslova ile buluşmaya gitti. Birkaç yıl sonra yayımladığı Kumarbaz bu dönemde yaşadığı büyük yıkımları anlatır. Kumar borçları yüzünden başı sıkça derde giren Dostoyevski’nin, Kumarbaz adlı romanını borcuna karşılık olarak yirmi altı günde yazdığı söylenmektedir.

“Namuslu olmak sizi diğer insanlar üstün yapmaz, övünme hakkını vermez, zaten herkes yaşadığı sürece namuslu olmak zorundadır.”

Dostoyevski

1864’te Yeraltından Notlar’ı tefrika etmeye başladı. Aynı yıl karısını ve Ağabeyini Kaybetti. Suç ve Ceza üzerinde çalışmaya başladı. Bunu izleyen on yıl boyunca, Dostoyevski art arda Suç ve Ceza, Kumarbaz, Budala, Ecinniler, Delikanlı gibi başyapıtlarını kaleme aldı. 1866’da Suç ve Ceza yayımlandı. Sürekli borç baskısı altında yaşayan ve alacaklıları tarafından sıkıştırılan Dostoyevski, işe aldığı yirmi yaşındaki sekreteri Anna Grigoriyevna Snitkina’yla, karısının ölümünden üç yıl sonra, 1867’de evlendi. 1880’de Puşkin anıtının açılışında konuşma yapmak üzere Moskova’ya davet edildi; konuşması hem halk üzerinde hem de edebiyat çevrelerinde büyük yankı uyandırmıştı.

Yazarlık hayatı boyunca işlediği önemli temaları bir araya getirdiği Karamoz Kardeşler’i ölümüne üç ay kala tamamladı. Karamazov Kardeşler’in Dostoyevski’nin ”en önemli romanı” olarak nitelendirilmesinin nedeni ise; Dostoyevski’nin yazarlık yaşamı boyunca konu edindiği temaları yeniden ele alarak farklı bir bütüne ulaştırmasından kaynaklanır. Bu romanı üzerinde 3 yıl boyunca çalışır Dostotevski ve romanı bitirmesinin hemen ardından ciğerinde kanama meydana gelir. 28 ocak 1881 sabahı Dostoyevski, büyük aşkı Anna’dan İncil’i getirmesini ve gösterdiği satırları okuması ister. Daha sonra bu sözleri okuyan Anna’ya dönen Dostoyevski, ”bugün öleceğim”diye seslenir.

Anna bundan sonraki birkaç saati hiç unutmadı, anlattıklarına göre Dostoyevski onu teselli etmeye çalışıyordu, ”sevgi dolu, tatlı sözler söylüyordu, benimle geçirdiği mutlu hayat için bana teşekkür ediyordu.” Ama hepsinden daha fazla hoşuna giden bir şey daha söylemişti, yazdığına göre, ön dört yıllık bir evliliğin sonunda şunları söylemişti Dostoyevski: ”Unutma, Anna, seni her zaman çok sevdim, sana bir kez bile ihanet etmedim, düşüncede bile.”

Dostoyevski 28 Ocak 1881’de St. Petersburg’da hayatını kaybetti. Sayıları 30 bini aşan kalabalık bir halk kitlesinin katıldığı cenaze töreninin ardından, Tihkvin Mezarlığı’na defnedildi. Bir buçuk kilometreyi bulan cenaze alayının uzunluğu saygınlığının bir tanığı olur…

“Sonra öğrendim bunun asla olmayacağını, insanların değişmeyeceğini ve onları kimsenin değiştiremeyeceğini ve bunun çabalamaya değmediğini!” 

Dostoyevski

Kaynakça: 

Joseph Frank / Dostoyevski Çağının Bir Yazarı

İletişim Yayınları, Dostoyevski Kronolojisi

Kaynakça’da fikir veren Dostoyevski Eserleri:

Karamazov Kardeşler

Suç ve Ceza

Yeraltından Notlar

Ezilenler

Ölüler Evinden Anılar

Öteki 

Ev Sahibesi

Budala

Stepançikovo Köyü

Ecinniler

Kumarbaz

Beyaz Geceler

İnsancıklar

Netoçka Nezvanova

Amcanın Düşü

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.