Bülbülleri Öldürmeyin

 Şeker Portakalını okuduğum zaman sanırım 12-13 yaşlarındaydım. O güne kadar okuduğum kitaplar ; çocuk klasikleri ve elime ne geçerse kitapları idi.

Bülbülü Öldürmek kitabını okuduktan sonra şöyle hissettim: 

– Bu kitabı o yaşlarda okusaydım kesin şeker portakalım bu kitap olurdu. Tabii kıyaslama yapmayacağım. Bir iki karakter belki. Örneğin, Portuga ve Atticus belki karşılaştırılabilir. Portuganın çocuğu olmadığı halde Zezeye duyduğu o üstün duygular Atticus’da annesiz kalmış iki çocuğunu anneyi neredeyse hiç hissettirmeyecek kadar güzel büyütmesi. Hem de 30’lar Amerika’sında. 

Aslında bit okur olarak saygı duyulacak bir sürü karakter vardı ve hangisini daha fazla övsem bilemedim. O yüzden çok ayrıntı vermemeye çalışarak sadece duygulardan bahsetmek istiyorum. Çünkü bir okur olarak tam da sevdiğim , gözlerimi doldururken aynı anda da beni gülümseten yapıtlar her zaman benim için ilk sıradadır. Bu illa dram olacak diye bir şey yok. Yazarın yeteneğine bağlı olarak Yüzüklerin Efendisi serisinde de aynı edebi ve duygulara hitap eden tadı bulabiliriz.

Bülbülü Öldürmek 30′ lar Amerikasında geçiyor. Sanırım sonlarına doğru çünkü Hitler lafzı geçiyor bölümlerden birinde. Kitap 1960 yılında basılmış. sadece ırkçılık üzerine yazılmış olsa o yılların etkisinde yazılmış genel geçer bir eser olarak kalabilirdi. Ama öyle olmuyor.

Birincisi, siyah beyaz ayrımının çok net ve can acıtıcı olduğunu öylece anlatıyor. Bir çocuğun gözünden anlatmayı belki de bu yüzden tercih etti yazar. (Kitabın geneline hakim, bu ince düşünülmüş yazım şekli.)

Yormadan, dramatize etmeden biz insanarın çocukken bilmediğimiz ama büyürken öğretilen hatta zorla dayatılan ayrımları öylece söyleyivermiş. Hem de önyargılı olmalarımızı, dikenlik gibi gördüğümüz gül bahçelerini her şeyi her şeyi ustalıkla anlatmış. 

Rumi’nin söylediği söz geldi aklıma. Bu kitaptaki Rumi ise Atticus:

“Gül düşünür gülistan olursun. Dikenlik düşünür dikenlik olursun. ” . Bu evrensel kanunu kitabı okurken de iliklerinize kadar hissedeceksiniz. 

Bülbülü Öldürmek ; biraz Yeşil Yol, biraz Fareler ve İnsanlar tadı barındırıyor. İkisinin toplamı ama farklı anlatım ve sonlar. Bir sürü karakter var ve hepsiyle çok özel bağlar kurabilirsiniz. 

Bu arada ben Scout karakterinin kız, Calpurnia karakterinin siyahi olduğunu kitabın içinde epeyce ilerledikten sonra farkettim. Belki benim arızam bu bilemiyorum, ama başta da söylediğim gibi yazarın hiçbir şeyi çok göze sokarak anlatmayan üslubuyla ilgili bu, bence. Ben zaten yazarı da erkek zannetmiştim başta 🙂 

Bayan Maudie, yaşlı huysuz kadın komşu, dedikoducu kadın, farklı aile yapıları her yerde ve her inançta aynı. İnançların nasıl da binlerce parçaya bölündüğü… Hiçbiri için kelime israfı yapmasına gerek kalmamış Lee’nin. Sanırım “kadın yazar” eli değmiş desem, bende cinsiyetçilik yapmış olmam 🙂 

Hikaye Scout’un gözünden anlatıldığından olsa gerek en acı olayar bile daha farklı bir sızı bırakıyor kalbinizde. Nasıl desem?

“Şekerli bir acı gibi.”

Ağlarken gülümsemek gibi.

Olay anlatımının güzelliği ile ilgili , Scout’un Radleylerin verandasından mahallesine baktığı kısmı tıpkı bir sinemacı gibi anlatmasını söylemeden geçemem. Adeta kahramanın yerine geçiyor ve sahneye giriyorsunuz. Kitap kısa bir anlığına film setine döndü benim için. 

Bir de merak ettiğim bir şey oldu. Acaba yazar  Bop Ewell karakterini oluştururken ingilizcedeki “evel” kelimesine bir bağlantı kurmuş olabilir mi? Bence kesinlikle öyle 🙂

Boo Radley karakteri için bile okunması gereken bu kitapta En çok Atticus saygı uyandırırken, Dill , Jem, Bayan Maudie, Yargıç Taylor tanıştığınıza memnun olacağınız başlıca karakterler.

Tom Robinson sen en sona bırakıldın. Tüm insanlığın senin adın altında özür dilemesi gereken bir sürü mazlum varken bugün hala başta Amerika olmak üzere tüm dünyada önyargılarla savaşmak ne acı. Belki çözüm değil ama ten rengi ayrımı bizi doyuramayınca dinlerimizden , dinlerimiz bir olunca mezheplerimizden, siyasi görüşlerimizden v.s.ha bire birbirimizi kırıyoruz. Yani tek derdimiz renklerimiz değil anlayacağın. Ayrımcılığın en dibini şahsen ben de görmüş olsamda hatırana saygı duyuyorum kendimce. Sen bir isim değil koca bir tarihsin, diyebilmek isterdim. Bügün çok gerilerde kaldı , diyebilmek de isterdim ama maalesef  “Black Lives Matter” demek gerekiyor birçok ülkede. Geri kalan ülkelerde ise Black kelimesini çıkartıp yerine binlerce alternatif koyabilirsin. Sınır yok . Yazsam buraya sığmaz. Çünkü hayasızlığımızın bir sonu yok. Kaldı ki kitap hala tartışma konusu olabiliyormuş.

Özetle Tom Robinson burası -hala- dünya ve bülbüller ölmeye devam ediyor.

okur

Yazar: halidehatun

Blog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.