Her şeyin, her adımımın mükemmel olmasını istemek gibi bir hatam vardı.Keza bu hatadan döndüğümü, geçip gittiğini de söyleyemem.Zihnimde farklı bir ‘ben’ vardı, onun hayaliyle yaşıyordum.Onun hayaliyle uyanıp, yatıyordum.Onun hayaliyle gündüzleri geceye kavuşturuyordum.Sonra ne olduysa oldu, sanırım o hayali gerçek sanmaya başladım.Onun sadece soyut bir hayal dünyasından ibaret olduğunu es geçtim, süsledikçe süsledim, güzelleştirdikçe güzelleştirdim.Gerçek hayatımın ne kadar berbat olduğu umrumda değildi, sadece o hayale katıyordum her güzel şeyi.Oradaki benin hayatı çok güzeldi.Başarılıydı, bir zamanlar kaybettiği başarısını geri kazanmıştı sonunda.Güzeldi;içi,dışı olmak istediğim şekilde güzeldi.Makyajı yüzünde ‘lipstick on a pig’ cümlesindeki gibi durmuyordu.İnsanlar onu fark ediyordu, insanlar onun yazdığı yazıları, çektiği fotoğrafları beğeniyorlardı.Kendisinde diğerlerinden daha özel olduğunu düşündüğü bir öz var sanıyordu.Hiç sendelemiyordu,hayal ettiği başarılara koşuyordu.Hayat ne kadar güzel ve yaşanabilirdi onun gözlerinden.Acı yoktu,keder yoktu,susturmaya çalıştığı düşünceler yoktu.Sadece güzellikler vardı,sanki daha öncesinde var olmamışcasına.Hayalinde her şeye sahipti,her şeyi yapmıştı. Gözleri yaşama hevesinden uzak bomboş bakmıyordu,yüzü yorgun gözükmüyordu.Her şey yolunda gidiyordu.Gidiyordu,gidiyordu,gidiyordu. Ta ki hayaller bir iğne ucuyla patlayan bir balon misali gibi yok olana kadar.Sonra fark etti.Gerçek dünyanın ve sahip olduğu tek yaşamın ne kadar sıkıcı olduğunu.Ne kadar çok pislik ve hüzünle kaplandığını.Belki hayal ettiği kadar bile uzun yaşayamayacağını.Hepsini fark etti, bir dalga gibi devleşti üzerine doğru gelirken.Gerçek hayatı avuçlarından dökülüyordu,kum taneleri gibi.Başarısını geri kazanamamıştı,kazanamıyordu belli ki bu gidişle de kazanamayacaktı.Makyajı hala ‘lipstick on a pig’ şeklinde duruyordu yüzünde.Ne içi güzeldi ne de dışı.Ve insanlar yazılarını görüyor olsalar bile beğendikleri şüpheliydi.Aklındaki düşünceler hiç susmazdı ve bunlar sıradan düşünceler de değillerdi, çok daha kötülerdi.Sahip olduğu özün onu o kadar da değerli ya da farklı biri yapmadığını biliyordu.Herkes gibiydi.Herkes ne derece özel ve değerliyse o da o kadar özel ve değerliydi.Sadece hayalini beslediğini, gerçek hayatına dair bir şey yapmadığını fark etti.Belki isteklerinin gerçek olduğunu göremeden ölecekti,kim bilir.Kitaplıkta çürüyen ders kitapları kendi başına çözülemezdi,birinin onlar için emek vermesi gerekiyordu,alıp çözmesi, bitirmesi gerekiyordu.Instagramda dolaşıp durmanın,koşturmanın bir anlamı da faydası da yoktu.Müthiş içi sıkılıyordu,normalde hoşuna gidecek şeyleri dahi çoğunlukla istemiyordu.Patlayacaktı iç sıkıntısından, odasında,evde volta atıp dolanıp duruyordu.Kahve içiyordu ama içmek istediğinden değil,canı sıkıldığından.Ne kahvenin tadı kalmıştı ne de tatlıların.Hepsini boş uğraşlar uğruna tüketmişti.Belki de dinlediği şarkıdan yola çıkarak kafasında kurduğu hayal dünyasından çıkması gerekiyordu.Ama ne yazık ki o bir yazardı,yazan bir ruhdu.Onun için her şey kurgu malzemesiydi.Bu yüzden de bu kadar çabuk çıkamıyordu.Gerçekle hayal arasındaki hayali fakat o ince blurlu çizgi çoktan kaybolduğunda bunun sadece hayallerine etkisi yoktu.Gerçek hayatı da parçalanıp duruyordu.Sanırım şu sıralar sadece yazmak ona bir nefes,bir can oluyordu.Düzenli kullanılmayan ilaçlar ve tutmayacağını bilerek verdiği sözler, uğraşmadığı çabalar kendisini aynı yere tekrar tekrar çiviliyordu.Bozuk bir para gibi harcıyordu saatleri ve günleri.Ne kadar pişman olacağını idrak edemeden.Çok geç olacaktı, çok yazık olacaktı.Değerlendirilmemiş bir potansiyelden ibaret hayatı böyle giderse asla istediği şekilde biçimlenmeyecekti.Elini sallasa dağılacak bir hayal bulutuna tutunup kendini hep orada zannedecekti.Ne kötü.Çok yazık oldu,çok geç oldu.
dipnot: instagram, everyghostinme.
