Aşk paranoyaklık mı?

Başlığı seçerken biraz tuhaflaştım. Hem zıt hem birbirine o denli yakın iki sözcük. Elbet bir sebebi vardır, zaten hayatta neyin sebebi yok ki… Misal kimi gün bir şeyler karalama ihtiyacı duyarken yola çıktığımız unsur görgü tanığı olduğumuz bazı vakalarla zorlayıcı olabiliyor. Son zamanlarda sevgi denen güzelliğin beraberinde aşkı çağrıştırdığı o dönemlerinden gittikçe uzaklaştığımızı hissediyorum. Değişen çağın dinamikleri, mesafelerin azalması yanında iletişim kolaylığı zorluk namına bazı güçlüklerin hedonist bir yaklaşımla bertaraf edilmesi bazı değişimleri beraberinde getirdi. Oysa insanoğlu yine etten kemikten duyguları olan bir varlık olarak sahada hep bir amatör ruh içinde mücadele vermekte. Sadece gözlemlerim sonucu şundan eminim, şüphe aşkı alevlendirmiyor, aksine saplantıyı arttırıyor. Empatinin yoksunluğu yaşananların olduğu yerde kalmasına mani oluyor. Biri yoluna devam eder, biri bekler, düşünür, yorum yapar, kederlenir. Hesaplar geçirir aklından halbuki karşı tarafın haberi dahi olmaz. Bir mesajın yanıtlanma süresini bile hızına oranlayıp kendine pay biçer. S.Freud bir ifadesinde “Paranoyak asla tamamen hatalı değildir” diye belirtirken kişiyi bu sürece götüren durumların oluştuğu noktaya dikkat çekmek istemiştir. 

Size yaşadığım bir örnekten bahsetmek isterim. Bir arkadaşımla kafede oturmuş dertleşiyorduk öğlen paydosunda. Fakat neşeli başlayan sohbet sonrası konu beraberliğine gelince olumsuzlukları sıralamaya başladı. Yüzündeki gerginlik ve hafakanları öyle kontrol dışıydı ki, sürekli şikayet halindeydi. Nefes alsa yorum için araya gireceğim ama yok. Üstelik şikayetlerin içinden kendisini de çekip çıkarmıştı. En sonunda sen beni bile bu kadar yordun deyince içerleyip tavır alınca iki saatimizin boşa gittiğini anlamıştım. Güzin abla veya aşk doktoru değilim tabi ki fakat bilirsiniz birinin yansıttığı enerji az da olsa size fikir verir durum değerlendirmesi adına. 

 Geçmişten gelen zorlukların beslediği hikayeleri dinlerim zaman zaman annem, dayım büyüklerimin anlattıklarından. Ucu yanık mektuplar, sesini kaydedip sevgiliye söylenmiş şarkılar. Uzaktan uzağa bakışmalar. Belki daha umutsuz ama daha iyi niyetli. Maddiyatın pervasızca sorulmadığı, iyi niyetine inanılan çöpçatan teyzelere güvenildiği zamanları. Koşulsuzca, problemli bir evliliği yürütmek çözüm değil mutlaka. Fakat o dönemin insanlarındaki sabrın onda birinin günümüz insanında olduğuna inanmıyorum. En fenası da ilgisizliğin, vurdum duymazlığın artışıyla ilişkiye olan saygının sevgiden önce tükenmesi. Eğer sevdiğiniz insana olan şüpheniz varsa bunu dile getirmek de kolay değil. Duygularınızda yaşayacağınız dalgalanma o an kişiliğinize dair bir tehdit gibi de algılanabiliyor çünkü. Dedektif olursunuz, yargıç olursunuz, polis olursunuz. Bir eş, bir sevgili kalmak adına olursunuz da olursunuz. Derdiniz hep yakalamaktır bir açığı, hissettiklerinizi haklı göstermektir. Oysa korkularımız, bizi samimi yapmıyor. Tutumlarımız hissettiklerimizi ne kadar doğru yansıtırsa o denli ilişkinin içinde var olabiliyoruz. 

Bazı kıskançlıklar ve gereksiz tartışmaların olduğu yıpratıcı bir ilişkide mantık hep sonradan gelir. Zaafından ötürü birçok insan kaygı yaşayabilir doğal olarak ancak kaybetme korkusuyla sevdiği insana hayatı zindan ederek, o kişiye olan sevgisinin onda büyümesini beklemek de fazlaca bir iyimserlik. Evet, çocukluk yaşamında sevgisiz büyümüş, daha önceki ilişkileri sekteye uğramış ve ihanetlerle örselenmiş olabilir insan. Hayatımıza yeni giren biri belki de bu problemlerin karşılığı bize bir armağan iken, içimizdeki zehri akıtmak için onu kurban edebiliyoruz ne yazık ki hırslarımıza.

Aşk, paranoyaklık mı? Büyüttüğümüz tutkuların bir sonucu mu? Kişiden kişiye değişir. Fakat aşkın bizim gibi olmayan karakterleri de sevmemize imkan veren bir ruh depremi olarak sağlıklı yaşanabileceği kanaatindeyim. Artısıyla eksisiyle bizi sevebilen insanlarla, bu sorunları yaşayacak kadar çok zamanımız yok biliriz. Çünkü tüm gerçekliğimizle bize ulaşan birinin farklı yönlerimizi sonradan keşfetmesine imkan vermeyen de bizleriz. Şartların zorluğunu aşmış her ilişki, üçüncü kişilere o fırsatı vermeyecek kadar gücünün farkındadır. Bitişlerse yeni başlangıçlar için de bizi olasılıklara her daim açacaktır. Herhalde yaşamdaki bu devinim, üzerine yeni eklentiler aldığımız bir değirmen gibi bizi öğüttükçe (eğittikçe) öğreneceğiz yolumuzu. Bazen ikinci şansı insan özgürlüğüne de tanımak isteyebilir. Özgürlükten bile çok sevecek kadar birini tanıdıysanız zaten, şansa ihtiyacınız da yok demektir…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.