ASIL KÖRLÜK NEDİR ?

Selam Cansa’ nın kalemi okuyucuları ve bizi  yeni keşfeden dostlar! Kitap önerisi sunmak istediğimiz ilk haftanın kitabı, adına aşina olduğunuz, oldukça ses getiren 1998 Nobel edebiyat ödüllü Portekizli yazar Jose Saramago’dan körlük kitabı. Pandemi döneminde olduğumuz bu süreçte kitabı ve bu yazarın kitabını okumanın ayrı bir anlam ve öneme sahip olduğunu düşünüyor, sizlerle de konusu ve kitap hakkındaki duygu, düşünce ve fikirlerimi paylaşmak istiyorum. Araştırıldığında her yerde bu fikir ve önerilerle karşılaşabilirsiniz belki ama bir de kitaba benim bakış açımdan bakmanızı isterim sevgili okurlar. 🙂 ilk sayfası ‘Bakabiliyorsan gör. Görebiliyorsan fark et.’ Sözüyle etkileyici bir şekilde başlayan bu kitap heyecan verici, akıcı, farklı yazım tarzıyla da önce sizi afallatan ama daha sonra buna alıştıran farklı bir üsluba sahip. Toplumsal koşullara, düzene, ilişkilere, cinsiyet rolleri gibi konulara yer veren önemli konulardan söz edilmekte ve okurken bizleri düşündüren, distopik, birazda ürkütücü olduğunu düşündüğüm ve şu anki pandemi halimizle ilişkilendirebildiğim bir roman. İlişkilendirmemin sebebi iki durumunda farklı hastalıklar olsa da salgın süreci olması, gittikçe yayılması ve şu anki durumumuz gibi bilinçsizlikler, bazı değer ve alışkanlıkların yok oluşu aynı zamanda insanların psikolojik, sosyal, toplumsal çöküşler yaşaması diyebilirim. Peki neden körlük?  içeriği nasıldır? diye soracak olursanız anlatayım dostlar. 🙂 Körlük ülkeyi yıkıp geçen bir salgın hastalıktan bahsediyor. Adı bilinmeyen bir ülkenin, adı bilinmeyen bir şehrinde, arabasının direksiyonunda trafik ışığının yeşile dönmesini bekleyen bir adamın ansızın kör olması ile başlar. Fakat bu normal körlükteki karanlığa değil süt beyazı bir boşluğa gömülmesiyle farklıdır. Ardından da bir virüs gibi bütün şehre hatta ülkenin her yerine yayılır. Durum böyle olunca ülkede yönetim ve düzen adına bir şey kalmaz, insanlar kendi başının çaresine bakma yolu ararlar. İlk kör olanlar karantinaya alınıp şehrin uzağında bir akıl hastanesine terk edilirler, bir anlamda ölümle baş başa bırakılırlar. Açlık, pislik, karmaşa ve anlaşmazlıklar ortaya çıkarak insanların hayat mücadelesi vermeye çalıştığı yalnızca kör olmaları değil artık ruhlarının da körleştiği bir hayat vardır. Aralarında sadece bir kişinin kör olmadan yaşadığı ve diğerlerine yardım ve rehberlik ettiği bu akıl hastanesindeki karantinadaki körlerin aç, bakımsız ve umutsuz bırakıldığı, yaşam mücadelelerini ve sonra şehre inişlerini anlatır. Kitabın bahsettiğim konu ve içeriğiyle birlikte okurken bende uyandırdığı hisler ise ruhumuz ve kalbimizdekileri yansıttığımız gözlerimizin artık olmayışı ile her şeyin durması anlamsızlaşması insani yönlerin zayıflayıp  mücadele, zorbalık gibi durumlara yer bırakması,  duyguların önemsizleşmesi, değer yargılarının yok oluşu, İnsanın karanlık yüzünü( psikolojide Sigmund Freud’un değindiği id kavramına, kişinin hayvani yönüne denk gelebilir) ve bunlara rağmen yaşamak istemek fazlasıyla düşündüren ve her okumamda empati yapmamı sağlayan, 2 dakika da olsa gözlerimi kapatmaya çalıştığım ama bunu hayal bile etmeye alışamadığım, dehşetle gözlerimi açıp her şey için şükretme sebebi bulduğum bir kitap. Sahip olduğumuz bu rahat hayatımızda aniden bu durumla karşılaşsak ve her şey bambaşka olsa, yardım eden ve bu durumu düzeltecek biri olmasa, sadece ölümü beklesek ya da insanın insana düşman oluşuna çaresizlikle alışmaya başlasak, psikolojideki öğrenilmiş çaresizliği yaşar ve  insancıl yaklaşımdaki Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki maddeleri karşılayamaz hale gelir insanlığımızı kaybetmeye başlarsak ne olur peki? Ne yaparız? Peki körlük sadece görememek midir? Her bakan kişi görüyor mu? ‘ Asıl körlük , umudun tükendiği bir dünya da yaşamak mıydı?’, ya da ‘ duyguları ifade edecek kelimeleri kullanmamak, yaşamda yavaş yavaş kör olmak değil midir?  Soruları kitaptaki cümleleri kendime soru olarak sorduğum ama cevabını bulmanın beni zorladığı, neden ülkede tek bir kişin kör olmadığı ve onun böyle olmasının sebebini merak ettiğim, bunları düşünürken biraz da yaşamın anlamını ve niçin yaşadığımızı, kendi hayatımı, benliğimi sorgulamama teşvik etti diyebilirim.   Beni çok fazla etkilediği, ayrıca hayatımız ve yaşam fonksiyonlarımızı alt üst eden bu covid-19 dan dolayı da hem kitap hem yaşanılanlar rüyalarıma kadar girdi diyebilirim. Gördüğüm rüyanın ilginçliği ise kitabın bende etkisinin ne kadar büyük olduğunu göstergesi olduğunu düşündüm. Kısaca bahsetmem gerekirse de şu anki virüs nedeniyle insanların hatta aile bireylerinin bile birbirinden kaçtığı, benimde sığınacak ve adeta inzivaya çekilecek yer aradığım bu rüyada insanlar arasında temas etmeden koşmaya çalışırken bir yandan herkese bu kitabı okudunuz mu diye sorup çok şey öğrenirsiniz, bizi anlatıyor demiştim. Sonrasında uyanıp yatakta düşünekaldığım ve beni anlayan bir arkadaşıma anlatıp üzerine konuştuğumuz, benim için ilginç olan bir gündü. Şimdide buradan rüyadaki gibi size sesleniyorum dostlar! kitabı okudunuz mu? Çok şeyle ilişkilendirip yaşamınızda anlam aradınız mı? diyor ve hala okumadıysanız bence okumalı ve okutturmalısınız da diyorum. Rüyamda kimse bunları söylerken telaştan sesime kulak vermiyor koşuşturuyordu ama sizler buradan benim sesime kulak verir, okumayı denersiniz, belki de daha çok anlam çıkarırsınız diye düşünüyorum. Kitaptaki bu körlüğün bize çok şey anlattığı, biraz da somut bir simge olup hayatta kör olmadan da körleştiğimizi bazı yönlerden de köreldiğimizi giderek yozlaşma ve zayıflık içinde olduğumuzu düşündüren ve farkındalık katan belki bizi biraz daha anlamlı hale getiren varoluşumuzu keşfetmemizde bir yol olabilir diye düşünüyorum sevgili okurlar. Kitabın görmek adıyla devam niteliğinde olan bir kitabı daha bulunmakta ve insanı merak ve keşif yolculuğuna çıkaran niteliğe sahip. Peki bu kitabın birde filme uyarlandığını  biliyor muydunuz? 2008 yapımı körlük diğer adıyla ‘Blindless ‘, kitabı okumanın verdiği zevki ve heyecanı 2 saatte  tam olarak karşılar mı bilemem ama aklınızda bulunsun sevgili okurlar.  Hayatta kalbinizin hissettiği ve aklınızın düşündüklerini, gözlerinize heyecan ve mutlulukla yansıtıp ışıltısını hiç kaybetmemeniz, kendinizi de arayıp keşfetmeniz dileğiyle. Diğer yazımda buluşana kadar mutlu kalın, mutlu yaşayın !!!

MERVE CAN

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

3 Yorum

  1. Merve Can kitabı okumadım ama bir yerde görmüştüm. Yinede daha önce okuduğum bir kitaba çok benziyor burada anlatıldığına göre ve kitap hakkındaki görüşlerin de çok etkileyici, doğru birkaç saniyeliğine bile gözlerimizi kapatsak asla alışmak istemeyeceğimiz bir durum bu işte tamda bu yüzden insan, vücudundaki beş duyu organının değerini bilmeli ve yaşamını buna göre şekillendirmelidir. Sadece bu beş özellikle de değil sahip olduğu bedenin tüm özelliklerini sevmeli ve mutlu olmalıdır çünkü yaşam bunu gerektirir. Kendini sev ruhun ve bedeninle. Gerçekten görüşlerini sevdim çok güzel.