Kana Karışan Yok Olmaz.

Fotoğraf sahibi: Jeffrey Zhang (@jeffreyzhang_920 on Unsplash)

Bugün, yine sıradan bir sabah sandım.
Alarm çaldı. Elimi uzattım, susturdum. Uyanmadım.
Yastığın kenarında bir gölge vardı, hafif. Güneşin mi, geçmişin mi olduğu belli olmayan.
O gölge bile yetti…
O an içimde bir şey kıpırdadı.
Tüm sessizlik, derimin altından yürüyerek kalbime ulaştı.
Ve ben o an anladım:
Daha yataktan kalkmadan, bir duygu daha kana karışmıştı.

Kalktım. Aynaya bakmadım.
Son zamanlarda gözlerimden kaçıyorum.
Orada hep başka biri var.
Daha sessiz. Daha yorgun. Daha “beni” bilen biri.
Ama o ben miyim, bilmiyorum.

Mutfağa geçtim. Suyun kaynamasını beklerken, beklemenin kendisi ağır geldi.
Sanki su değil, ben taşmaya yakındım.
Ve sonra bir ses — pencereden gelen bir çocuğun kahkahası.
İçimde bir şey koptu.
O kahkaha… o kadar uzak ki bana.
Sanki bin yıl önce ben de öyle gülmüştüm.
Şimdi ise…
Sadece hatırlıyorum.
Ama hatırlamak, yaşamak değil.
Hatırlamak, bazı duyguların öldüğünü kabul etmek.
Ya da… ölmediğini. Hâlâ orada, saklandığını.

Sokağa çıktım.
Kalabalığın arasında yürümek, bazen yalnızlığı daha derinden hissettiriyor.
Birileriyle çarpıştım. Özür diledim. Onlar da etti. Herkes kibar.
Ama kimse birbirine dokunmuyor gerçekten.
Göz göze gelmemeye yeminli gibiyiz.
Sanki eğer birinin gözünün içine uzun bakarsam, içimdeki her şey dışarı fırlayacak.
Ve insanlar bunu taşıyamaz.
Ben bile taşıyamıyorum bazen.

Bir parkın bankına oturdum.
Yanımdan bir çift geçti, elleri birbirine kenetli.
İçimden bir ses “ne güzel” dedi.
Ama hemen ardından başka bir ses, “bunu sen de yaşamıştın… ama bırakmak zorunda kalmıştın,” dedi.
İkisi de aynı anda konuştu.
Biri umutlu, biri küskün.

İşte bu karışım…
Kana karışan tam da bu.
Aynı anda hem inanan, hem vazgeçen bir tarafın olması.
Hem yürümek isteyen, hem diz çöken bir yönün.

Gece çöktü. Ev sessiz.
Işıkları açmadım, karanlık daha dürüst geliyor.
Duvarın köşesine yaslandım.
Ve ilk defa yüksek sesle söyledim:
“Ben hâlâ kırığım.”

Hissettim.
Bedenim tepki verdi.
Bir titreme.
Bir gözyaşı.
Ama o gözyaşı bugünün değil.
Yılların ağı, şimdi damla damla akıyor.
Biriken ne varsa,
bir anda değil,
yavaş yavaş…
damarlarıma yayılıyor.

Bastırdığım her anı, her duygu, her hayal kırıklığı…
şimdi içimde yürüyor.
Kalbimle midem arasında bir yerden geçiyorlar.
Her biri ayrı iz bırakıyor.
Bazen nefes alamıyorum.
Bazen gözüm dalıyor.
Ama en kötüsü…
bazı anlar var ki, hâlâ güzel.
Ve işte bu beni en çok yaralayan:
O güzel anıların da kanıma karışmış olması.
Onlar da artık yük.
Onlar da artık sessizce acıtıyor.

Bir fotoğraf değil bu.
Bir film sahnesi değil.
Bu… gerçek.
Bu, yaşanmış.
Bu, bastırılmış.
Bu, sindirilmiş.
Ve şimdi…
kan gibi, içimde dolaşıyor.

Kimse görmüyor.
Ama ben hissediyorum.
Kalabalıkta bir başıboş duygu gibi,
vücudumda yersiz dolaşıyor.

Yüzümde mimik yok belki.
Ama içimde bir hayat var — çığlık atan, susan, bekleyen, kapanan, açılan.
Bu hayatı kimse bilmez.
Anlatamam.
Çünkü kelime yetmez.
Cümle yetmez.
Anlam yetmez.

Ama biliyorum…
Ben yaşıyorum.
Tüm bu suskunluğa rağmen,
tüm bu bastırılmışlığa, kırılmışlığa rağmen,
ben hâlâ yaşıyorum.

Ve içimde ne varsa,
hepsiyle birlikte varım.

Kana karışan hiçbir şey, yok olmaz.
Sadece görünmez olur.
Ama ben…
onu hâlâ taşıyorum.
Her adımda.
Her uykuda.
Her sessizlikte.

Ve belki bir gün,
o duygu…
yeniden adını söyleyecek.

Belki ben de o zaman,
kendime “hoş geldin” diyeceğim.

Emrah Durmuş
Umut..
Subscribe
Bildir
1 Yorum
Beğenilenler
En Yeniler Eskiler
Inline Feedbacks
Tüm yorumları gör
Önceki
Güvenilir Haberlere Nasıl Ulaşırız?

Güvenilir Haberlere Nasıl Ulaşırız?

Sonraki
Bazen öyledir, öyle olur ve geçer gider.

İlginizi Çekebilir

kooplog'dan en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerez (cookie) kullanıyoruz.