Yazlık Bahçe Sinemasını Bilir Misin? O Halde Bizdensin!

Bizdensin, çünkü güzelce yaş almışsın belli ki…

Ama

Sen bilmezsin genç insan, yoktun ki daha dünyada… Olsun. ツ Çok keyifli şeyleri kaçırdın ama olsun. Şimdi senin de keyif aldığın başka şeylerin var nasılsa?!

Yazlık Bahçe Sinemasını Bilir Misin? O Halde Bizdensin!
Güzelyalı’da İzmir’in ilk apartmanı Anadolu Apartmanı ve Gözümoğlu Yazlık Sineması

Anlamayabilirsin bizim ‘eskiden ne güzeldi…’ dediğimiz şeyleri ama olsun bazen biz de seni anlamıyoruz ‘eskiden böyle miydi?’ derken! ツ ‘Eskisi gibi’ olması gerekmiyor hiçbir şeyin zaten. Ya da şimdiki gibi olması dert değil. Hatta daha güzel ve modern bazı şeyler, değil mi?Ama olsun… Birbirimizi anlamamız gerekmiyor illaki.Anlamak değil zaten mevzu, anlayış! Birbirimize anlayış gösterdiğimiz sürece biz ‘eskici’ olarak geçmişle, sen de teknolojik olarak gelecekle yaşayabiliriz.’Geçmişle yaşamak’ derken, ‘anılarla’ demek istiyoruz tabii. Zeki Müren de alkışlarla yaşıyordu mesela. Ki, konumuzla alakasını ben de şu an kavrayamadım ama olsun, yakalarız bi’ yerinden…Gelecekten de umutluyuz ha… Tabii canım. Kınamıyoruz, yadırgamıyoruz, reddetmiyoruz. Çağa ayak uydurmak lazım.Lakin gel gör ki; pek güzeldi be o günler… Doğaldı, çıkarsızdı, sevimliydi, keyifliydi. Dert, tasa, borç-harç, çatışma, atışma yine vardı ama sanki daha bir kıvamındaydı, ne bileyim?Çocukken, bildiğin ‘çocuk’tuk biz. Sokakta oynardık da hava kararmadan eve girmezdik. Vallahi bak. Hatta gece yarılarına kadar kaldığımız olurdu sokakta korkusuzca. Saklambaç oynarken bile tırsmazdık bilmediğimiz köşelere saklanırken. Anlatacak o kadar çok şey var ki buna dair. Duyuyorsundur zati etrafındaki büyüklerinden bolca hikaye ama benim aklıma ‘Yazlık Bahçe Sineması’ geldi de onu anlatacaktım esas; dedem ile giderdik Allah Rahmet Eylesin. Bi’ Charles Bronson vardır bilir misin; ‘Çirkin Kral’… Hah, onun filmleri gelirdi çoğunlukla. Hani şu Western filmlerden. Kovboylu movboylu… Anam bunun karısı, kızı filan kaçırılırdı hep. Ya da öldürülürdü yazık. Bu da intikam neyin peşinde asar keserdi adamları itinayla. Biz de sevinirdik dedemle. O intikamı biz almışçasına dönerdik eve gece yarısı huzurla.Ya da Türk filmi olurdu en romantiğinden veya en mesajlısından. Fakat genelde yabancı aksiyon filmleri olduğunda giderdik biz. Zaten de çoklukla öyle filmler gelirdi. 

Arada bir ses giderdi veya film kopardı.  Bunlar olur olmaz, saniyesinde bağırışlar ve ıslıklar başlardı;

“Huooop makinist… Sesss… Alooo…”

Biz çocuklar da büyüklere uyar, eğlencesine bağırırdık avaz avaz. Hey gidinin…

Yazlık Bahçe Sinemasını Bilir Misin? O Halde Bizdensin!
İzmir Bornova Hayat Sineması

Tahta sandalyeleri olurdu sinemanın. Birbirine tel ile bağlı. Tabii… Bi’ de rahatsız ki, sorma gitsin. Minder götürürdük evden elde taşımaya üşenmezsek, çünkü para vermek istemezdik orada kiralananlara. 

Bildiğin açık hava ha… Sağı, solu, üstü açık bir mekan. Hatta yakındaki apartmanlarda oturanlar pencereden, balkondan bedava izleme şansı bulurdu her gün filmleri. Anlayacağın üzere sağı solu alçacık bir duvarla çevrili. Ben de özenirdim; ‘Keşke evimiz şurda olsaydı da, her seferinde dedemi sinemaya gitmek için yormasaydım.” diyerek. E, bir de giriş parası vermek zorunda kalmayacaktık tabii… ツGirişten baktığında tam karşına denk geliyordu dev ekran. ‘Ekran’ dediysem; ‘perde’ işte, anla… ツKapıya kadar sıralanmış tahta iskemleleri düşün yan yana. Giriş kapısının hemen solunda büfesi vardı, gazoz neyin aldığın. Aa, çiğdem/çekirdek faslını unutmak olmaz.’Çıtçıt’ sesleri olmadan film izlenir mi ayol? Kabuklarını yere atacaksın tabii akıllım! Zevki orda?! Süpürmeye başlıyordu film bitip de biz sinemayı terk etmeye başlarken görevliler. Hani;’Yatıya kalmayacaksınız herhalde, biz de bir an evvel işimizi bitirip evimize gitmek istiyoruz müsaadenizle. Hadi yallah!’ demek ister gibiydiler… ツO çiğdem çitlenecek, o Cincibir gazozu içilecek, o Frigo dondurma hüpletilecek illaki anacım. Açık hava sinemasının olmaziseolmaz’ıdırlar kendileri. Tabii. Hatta ben, yemek yiyip de gittiğimiz halde nedense oranın uyduruk tostunu pek bi’ severdim. Minicik kare ekmeğin içinde ‘arakibulasın’ peynirli yanık tost! Ama ne lezzetliydi bir bilsen?! Dedem çok şeker bir adamdı mekanı cennet olsun. Beni kırmaz, her seferinde gülümseyerek elimden tutup, on dakikalık mesafedeki o şirin sinemaya götürürdü canım benim. Bazen mahalleden arkadaşlarla da giderdik ha. Tabii canım, kendi başımıza. Saat 21.00’de başlardı film ve gece yarısına yakın olurdu çıkış saati. Güle oynaya dönerdik eve sallana sallana. Balkonda karşılardı dedem de beni. Ben gelince, film hakkında kısa bir sohbet eder ve uyurduk. Ya da bir-iki el tavla oynardık uyumadan önce. (‘Uykudan Önce’ vardı bir de tonton Adile Naşit teyzeden masal dinlediğimiz ama konumuz dışı tabii. Uyumadan önce deyince aklıma geliverdi öyle bi’…) Yenilirdi mahsusçuktan dedem bana. Ben de pek bi’ başarılı oynadığımı falan sanırdım herhalde ki; ailedeki herkesi düelloya davet ederdim. Neyse şekerim demem o ki; bilmezsin sen genç insan o günleri, yoktun ki daha dünyada?! Öylesine güzeldiler ki… Anlamayabilirsin bizi ve yaşattığımız hatıralarımızı ama olsun, biz de seni anlayamıyoruz zaten çoğunlukla…Ödeştik ツ Daha ne güzel günler göreceğiz beraberce inşallah, değil mi? Ve bir gün gelecek, Zeki Müren’ de bizi görecek zaten. 

Hepimizi… 

Hep gülümsediğin filmler tadında, mis gibi ve sağlıklı bir hayat diliyorum canım okur.

İklim´in Dora´n

Rapor Et

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları