Sosyalleşemeyen Sosyaller

Şimdi bir durun ve düşünün sosyalleştiğinizi sandığınız hangi mecrada gerçekten sosyal, dışa dönük, aktif, fikirleri önemsenen bireylersiniz? Sosyal medyaların böylesine zirve yaptığı, fikirlerimizi paylaştığımız, yeri geldiğinde hiç görüşmediğimiz insanların günlük yaşantılarına sızdığımız bu sosyal medya ne oldu da beni böylesine kendinden uzaklaştırdı? Instagram ve twitterı her gün farklı amaçlarla kullanan biri olarak instagramı hayatımdan çıkaralı fazlasıyla iyi hissettiğimi gururla söyleyebilirim. 3 haftalık twitter diyetimin sonunda belki geri döndüm fakat eskisi gibi mutlu olduğum, zaman harcadığım bir mecra değil artık.

Bir süredir instagram sayfamın beni ne kadar yansıtmadığının farkındaydım ve rahatsız oluyordum. Gülümseyen fotoğraflar atmak, güncel olarak yaptıklarımızı, gördüklerimizi, yediklerimizi, reklam edecek hikayeler atmak dışında neydi ki bu mecra? Üstelik o her fotoğrafta gülen ben, ben de değildim ki zaten. Günlük yaşantımda o kadar güler yüzlü olduğum konusunda da pek emin olamıyorum. Kendimden de, profilimden de, ana sayfamdaki insanlardan da fazlasıyla soğumuş ve uzaklaşmıştım.

Üstelik kilitli profilime sadece tanıdığım insanları alayım, bu mecrada kendini kaybetmiş, alışveriş, para ve tanınma düşkünü insanlardan ya da tanımadığım herkesten bu profili koruyayım derken içeriye aldığım, tanıdığım sandığım insanların da o “instagram insanına” dönüşmeye çalıştıklarını fark etmeye başladığım an bunun bitmesi gerektiğine emin oldum. Ayrıca profil kilitleme meselesi de bir hayli kafamı kurcalamaya başlamıştı. Bir tanıdığımdan duyduklarım da bu konuda emin olmamı sağladı. Yıllardır görmediğimiz ilkokul arkadaşımızı sırf ayıp olmasın diye takip ediyor, profilimize alıyoruz fakat her gün kahve aldığımız, ilkokul arkadaşımızdan daha çok gördüğümüz barista istek atsa isteğini kabul etmiyoruz.

Çünkü profilimiz gizli… Her gün yüz yüze geldiğimiz, teknik olarak profilimiz daha açık halde yaşadığımız baristadan hangi profili gizliyoruz? Bunu düşününce de fotoğraflarımızın yanındaki o kilit de benim gözümde işlevini kaybetti.  Instagramdan zaman zaman çok kopuktum, kapatmak hayli yerindeydi fakat 8 yıldır aktif bir twitter kullanıcısıydım ve bütün sosyal medyalar arasında favorim her zaman twitter olmuştu. Kimsenin fotoğrafının, görünüşünün, ne sattığının, ne aldığının kimsenin umurumda olmadığı sadece düşüncelerin paylaşıldığı bir yerdi – bir yere/zamana kadar- sonra orası da çığırından çıktı.

Nefretler, dışlamalar, hakaretler, linçler… Yazdıklarımı defalarca kontrol ediyor, korkuyordum hatta. Diken üstünde yürünen ama bir o kadar da hoşuma giden bir yer halini almıştı. Eğitim, siyaset, adalet, mesleki konular her gün kötümser yorucu ve insanın hevesini söndüren onlarca tweet okuyordum, her şeye hevesimin, ümidimin tükendiğini adım adım hissediyor ama dur da demiyordum kendime. Okumaktan kendimi alamıyordum, bu nefret dünyasının her gün içine gömülüyordum.

Black Mirror sosyal linç bölümünü seyrettiğimde evet dedim, gittiğimiz nokta bu çok korkunç, çok ürpertici ama gerçekti. Sosyal medyadan adım adım uzaklaştığım bu noktalarda bir de karşıma Sosyal İkilem belgesel filmi çıktı. O saatten sonra her şey değişti kafamda, cesaretimi topladım.  Bu bir cesaret mi demeyin yapmaya çalışın ve gerçek bir cesaret olduğunu görün.

O an cesaretlendim ve bu mekanizmanın bir çarkı olmayacağım dedim, instagram ve twitter hesaplarımı sildim. Sildikten sonra beni ne kadar yıprattığını daha iyi anladım. Ve bu uzaklık, bu “medyasızlık” beni kendime getirdi desem yeridir. 3. haftanın sonunda eksikliğini hissettiğimden değil sırf bana fayda sağlayan nadir birkaç kişiyi ve paylaşımlarını görmek için twittera geri döndüm. Instagramsa benim için hala dönmeye değer değil.

Sosyal medyalar yüzünden kendimizi tanımak için içimize bakmıyoruz, insanların bize attığı yorumlara, beğeni sayılarımıza ne kadar onaylandığımıza bakıyoruz. Maalesef aynalara değil başkalarına bakarak kendimizi tanımlamaya çalışıyoruz. Amacım teknolojiyi ya da interneti kötülemek değil, olamaz da. Her gün arama yaptığımız google, bir şeyler seyrettiğimiz youtube, bunu paylaştığım mecra hepsi sosyal medyaların parçaları…

Bu kadar aleni kimlik ihlallerinin, nefretlerin yaşandığı “sosyal medyalar” dediğimiz facebook, twitter, instagram vs gibi medyalardan bir süreliğine uzaklaşmanın onlara bağlı olmadığımızın bir göstergesi olduğunu, bir başkaldırı ve kendine saygı olduğunu düşünüyorum. Geri döndüğüm fakat eskisi gibi keyif alamadığım twitterı, oradaki nefreti ve umut tacirliğini de başka bir yazıya saklıyorum. Bu yazı kafanızda soru işaretleri bıraktıysa eğer bu okumanın üzerine Sosyal İkilem belgesel filmini ve Black Mirror dizisinin Sosyal Linç bölümünü seyretmenizi tavsiye ederim.

Okuduğunuz için teşekkürler, somut olarak sosyal ve mutlu olduğunuz, fotoğraflarda değil gerçekte güldüğünüz güzel günler dilerim.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

8 yorum

Yorum Yazın
  1. Merhaba Beyza hanım. Geçen sene sizinle aynı kanaate vararak tüm sosyal medya hesaplarımı kapattım. Tıpkı bir sigara tiryakisi gibi yoksunluk çektim (aslında aynı dönemde şekeri ve ekmeği de hayatımdan çıkardım) ve şuan aklıma bile gelmiyor bu dejenere platformlar.

    İş için Linkedin hesabı açıp biraz daha kaliteli bir ortama dahil olmak istedim fakat bağlantı sayım artınca yapılan paylaşımların altındaki zihniyetin hiç değişmediğini fark ettim 🙁 Şuan sadece haberleri takip ederek var olmaya çalışıyorum.

    Yazınızı okumak bana yalnız olmadığımı hissettirdi teşekkür ederim.

  2. Güzel olan yazının yaşanıp bir tecrübe sonu da ortaya çıkması. Kalpten gelen her yazı kalbe tesir edermiş. Tebrik ederim sizi güzel yazınız için. Devamını bekliyoruz.

  3. Birşeyleri tecrübe edip yazmak gayet faydalı ve güzel oluyor. Tebrik ederim bu samimi ve içten olan yazınız için.

  4. Tavsiyeleriniz üzerinize social dilemmayı ve black mirror dizisinin ilgili bölümünü izledim. Gerçekten söylediklerinizin altını tam anlamıyla doldurur nitelikteydi. Belgeseldeki rastalı beyefendiye de burdan hoşbuldum demek istiyorum. 😅

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.