Sorgulamanın Anlaşılmaz Kimyası

Sorgulamanın Anlaşılmaz Kimyası

Çevremdeki insanları düşündüm dün gece. Aslında uzun zamandır düşünüyordum, bazılarını çözemedim hala. Nasıl bu kadar sığ olduklarını anlayamıyorum, nasıl bu kadar düşüncesiz olduklarını. Söz söylerken bir kez bile düşünmeyişleri, yaptıkları herhangi bir hareketin hiçbir anlamının olmayışı beni hayrete düşürdü. Önceleri herkesin benim gibi, arkadaşlarım gibi olduğunu sanırdım. Aynı olmadığımızı, birbirimiz gibi olmadığımızı anladım fakat nedenini hala çözemedim.

Tüm gün, tüm hayatı boyunca kendisiyle birlikte olan insan nasıl oluyor da düşünmeye vakit bulamıyordu? Nasıl bu kadar boş, amaçsız olmaktan usanıp kendini boşlukta hissetmiyordu? Nasıl sorgulamıyordu? Ve sorgulamayarak kendisi dahil savunmaya çalıştıkları, değer verdikleri her şeye zarar verdiklerini nasıl fark etmediler?

Bu sorgulamayan insanlar; bir amaca hizmet eden, görev niteliği taşıyan toplumsal durumlarda da yerli yersiz, manasız konuşurlar ve o kavramın içini boşaltırlar. Kalan herkes de ne yaptığını bilmeyen bu insanlardan dolayı o kavramın “boş, gereksiz” olduğu yanılgısına kapılır. Ne yaptığını kavramadığı için, abartısız ve gereksiz açıklamalar yapmaya yeltenip kavramı daha da aşağılık bir hale sokmaktan başka bir şey yapmazlar. Hem destekçilere hem kavrama hem de öteki insanlara zarar vermişlerdir fakat hiçbir zaman bunun farkına varmazlar tam aksine zeki ve aydın oldukları kibrini taşırlar.

Sorgulamak, toplumdan çok bireyin yararına bir olgudur. Hayatı anlamlandırmak, yeni deneyimler edinmek insanın bir ihtiyacıdır. Peki bazılarımız neden bu ihtiyacı derinlemesine hissederken bazılarımız hiç hissetmeyiz? Belki bu Aristo’nun bilgi anlayışındaki gibidir: Sorgulamak ihtiyacı içimizde vardır ancak gün yüzüne çıkması için tetiklenmesi gerekiyordur. Belki de Platon’un bilgi kuramı gibidir: Sorgulamak ihtiyacı, bir kere tadına baktıktan sonra hep istediğimiz bir deneyimdir.  Aristo’nun yoluyla düşünürsek bir tetikleyici ne olabilir? Ortam değişikliği. Doğduğunuzdan beri belli bir çevrede büyümüş, okumuş, evlenmişseniz sorgulama ihtiyacı hissetmeniz zordur. Birbirine az çok benzeyen, dünya görüşleri değişmeyen insanlar arasında onlara benzersiniz. Yaptıklarınızın doğru mu, yanlış mı, doğaya uygun mu olduğunu merak etmezsiniz.

Bunlardan başka alternatif yoktur, herkesin yaptığı budur ve sizin yapacağınız da budur. Ne zaman sizin gibi olmayan bir insanla tanışırsanız, sizinki gibi olmayan bir davranışı, düşünceyi görürseniz o zaman sorgulama tohumları içinize ekilebilir ve onlara özenle bakarak yeşertebilirsiniz. Farklılığı ilk kanaldan almak gerekmez, uzun zaman önce yazılmış bir yazı, çekilmiş bir film, söylenmiş bir şarkı, söylenmiş bir söz bile sorgulamak ihtiyacınızı tetikleyebilir.

İster Aristo’nun yoluyla ister Platon’un yoluyla olsun. Sorgulanmanın temel birimi deneyimlerdir. Deneyim aktarılamaz; deneyimi görebilirsiniz, duyabilirsiniz ancak başka birinin deneyimlerini almak size o deneyimi yaşatmaz. Bebekliğinden beri laboratuvar ortamında büyütülmüş iki insan kobayı düşünün, hayatları tıpatıp aynı olsun. Aynı dersler, aynı sesler, aynı yüzler olsun. Buna rağmen bir gün önlerine saksıda kırmızı gül koyduğunuzda deneyimleri farklı olacaktır. Biri; gülün kırmızı yapraklarını, kokusunu, kahverengi toprağını deneyimlerken öteki; taç yapraklarını, tomurcuklarını, dikenlerini deneyimleyebilir. Biri gülden ilham alıp şiir yazarken öteki gülün anatomisini, fizyolojisini merak edebilir.

Hayatlarımızdaki, iç dünyalarımızdaki bunca farklılığa rağmen deneyimlerimizin aynı olmasını beklemek aptallıktır. Her insan özgündür ve bir hayatı vardır. Hayatınızı suni deneyimlerle yönlendirmek yerine bizzat deneyimlemek en güzelidir. Ancak bu deneyimlerden sonra özgün düşünceleriniz oluşur, birikiminiz bunu sağlar. Altını, anlamını bilmediğimiz bir düşünceyi savunmak kuklayı oynamaktır. Deneyimlerimizin aynı ya da farklı olmasına karşın benzer çıkarımlar yapabiliriz ve bu bizi ortak bir düşünce çatısı altında, ideolojide toplayabilir.

Yalnız ben herhangi bir ideolojiye tamamen, tüm benliğimizle katılabileceğimizden, savunabileceğimizden emin değilim. Mutlaka bir fikir ayrımı çıkacaktır. Bu yüzden de yine Aristo’nun dediği gibi mükemmellik “orta olmaktan” geçer. Hiçbir şeye tamamen zıt veya tamamen yandaş değilimdir. Her fikir çatısı altında varımdır aynı zamanda da hiçbirinde de yokumdur. Daima duracağım ve destekleyeceğim tek alan kendi düşüncelerimdir, benliğimdir.

“Evrende en büyük ziyan, sorgulama yeteneğini yitirmiş bir beyindir” 

-Albert Einstein

okur

Yazar: Athena

Blog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bir Yorum

  1. Gerçekten kendi deneyimlerimizin kendimiz tarafından oluşturulmasını şiddetle tavsiye ediyorum. Özellikle çocuk sahibi olmuş ya da olacak insanlar bazen çocuğuma zarar gelmesin diye çocuğunu gereğinden fazla korunaklı bir yaşam ortamında yetiştirebiliyor. Kendi deneyimlerinden yola çıkarak “Bunu yapamazsın çocuğum.” diyebiliyor ki ben bunu çok yanlış buluyorum. Baktığımızda kendi deneyimlerimiz yerine hayatımızı başkasının deneyimleriyle sürdürürsek bu o kişinin yaşamı olmuş oluyor, bizim değil. Ayrıca bana kendi deneyimlerim yerine onun deneyimleriyle yaşam alanı sunan babam-annem ben çocuk sahibi olduğum zaman bu suni ortamı kendi çocuğum için oluşturmama sebebiyet verecektir büyük ihtimal. Gün gelip de çocuğum “Neden anne, neden yapamam?” diye sorduğunda verecek hiçbir cevabım ve deneyim sonucu elde ettiğim nedenim olmadığı için çocuğuma veremediğim güven yüzünden çocuğumda güvensizlikler oluşacak gibi geliyor bana.