Siyah Zeytinler

Yatılıda ilk yıl kabakulak salgını oldu.İlk kabakulak olanlardandım.Bir hafta izin verdiler bana.Kış günü üzerimde sadece bir gömlekle köye gittim. Babaannemin aklı çıktı beni görünce. Bir hafta köyde dinlenerek,beslenerek ve kendi kendime matematik çalışarak geçirdim.Bir hafta sonra döndüğümde okul bomboştu.Ne hızlıymış bu kabakulak salgını;okulda üç beş kişi kalmış sadece.Haliyle en yakın arkadaşım Ali’de yoktu;benden sonra kabakulak olmuş o da..Mahmut gülerek:

”Bütün sınıf kabakulak oldu.Ali’de senden hemen sonra kabakulak oldu’ ‘ dedi.

Mahmut kabakulak olmamış.Mahmut ilkokul birinci sınıftan beri yatılı okulda okuyor.Belliki daha önce kabakulak geçirmiş. ilk okulu köyde okuyup ,orta okulu okumak için yatılıya gelen benim gibiler Mahmut gibi ilkokul birden yatılıda başlayanlara yatılının kurdu diyorduk. En berbat okullarda okumak zorunda kalan bozkır kurdu.

İkinci yılımda ise su çiçeği salgını oldu.Yine okul bomboş kaldı.Ama suçiçeğinin karşısında kim durabilir.Birinci katın ilk sınıfında bir çocuk su çiçeği çıkarsa ,ikinci katın son sınıfındaki son sıradaki çocuğa bulaşır bu virüs.

Yatılı okulun giriş sınavına giripte hayatıma bu okulun yön vereceği belli olduğu gün köyde babam kolumu tutmuş çekiyor ,aslan babaannem de diğer kolumdan çekiyor.Babam:

”Oğlumu bu okula vermem” diyor.’Bit salgını oluyormuş.Doğru dürüst yemek yemiyorlarmış,aç kalıyorlarmış”

Babaanem:

”Olmaz ,torunum okuyacak,okula gidip okuyacak.Ben göderecem okula”diyor.

İleri görüşlü anam benim. Bense Kendimi babaannemden tarafı çekmeye çalışıyorum haliyle.

Neyse ki bit salgını olduysa da ben bitlenmedim yatılıda ;babaanem haklı çıktı ama evet aç kaldık hem de çok aç kaldık.Çok zayıflamıştım.Babaanem İstanbul’a diğer çocuklarını ziyaret gitmişti.İstanbul’da bir falcı şöyle demiş babaaneme:

”Uzun bir yola çıkacaksın.Bu uzun yolun sonunda uzun ince birine sarılıp ağlayacaksın”

İstanbul’dan dönününce yanıma uğradı anam bana sarılıp ağlamaya başladı ve o an falın anlamını anladı.

Her yarıyılda ve yaz tatilinde bütün hünerini sergileyerek yemekler yaptı bana .Telafi etmeye çalıştı beslenmemi nur yüzlü babaannem.

Yatılıda kahvaltı şöyleydi:Tencere büyüklüğünde çaydanlıklarda bol şekerli kaynatılmış çay,yarım ekmek ve yanında sadece bir tabak zeytin.(ertesi gün sadece peynir yada reçel)Bu bir tabağa masadaki beş kişi aynı anda uzanırdık.

Zeytin ekmek,yerken çelik bardaklar içinde kaynamış şekerli çayımızı içerdik.Diyelim bir tabakta yirmi beş zeytin var ve beş kiş aynı tabaktan yiyoruz, her birimize beşer zeytin düşüyor;bir sabahki kahvaltımız beş zeytin ,yarım ekmek ve çelik bardakta şekerli çay olurdu.Ertesi sabah beş kişye bir tabak reçel sonraki sabah peynir ve yine zeytin sıra hiç şaşmaz.

Zeytin olduğu günlerde Barış zeytini ekmek arası yapıp yemeği sevdiği için bizimle aynı anda çatalını zeytin tabağına uzatır,aldığı zeytinin yarısını yer yarısını ekmeğinin arasına koyardı.Barış’a sürekli:

” Barış! A,l beş altı zeytini ekmeğinin arasına koy ,rahat rahat ye” derdik.

”Olmaz’ derdi.”Size haksızlık yapabilirim,fazla zeytin alırsam siz daha az zeytin yemiş olursunuz.”

Plan yapmayı yatılı okulda öğrendim.Akşam etütünde ders çalışırken yatmadan önce birikiken çamaşırları elde yıkamayı planlıyorduk. Harçlığımızdan ayırdığımız parayla kantinden bir kutu çamaşır tozu eğer bitmişse diş macunu alır yatakhaneye geçerdik.Sonra kalan vaktimizde gece on ikiye kadar laflardık. Hangi çocuk kendi çamaşırını yıkar,yatağını düzeltir ve büyük insanlar gibi sohbet eder.

okur

Yazar: Düşİnce

1978 de Sivas'da doğdum. Evliyim ve bir kızım var.Diş Hekimiyim.Amatör olarak yazıyorum.Sinema ve Kitaplar hayatımın geri kalanını dolduruyor.

Blog YazarBlog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.