in

Kendimle yüzleşeceğim

Kendimle yüzleşeceğim

O gün evden nasıl çıktığımı bilmiyorum. Bulutlar havayı karartmış, mavi kendini siyaha teslim etmişti. Doğanın mizahını hiç sevmezdim zaten. İçimde ne zaman bir sıkıntı olsa hava birden kapanmaya başlardı. Sanki beni anlıyormuş gibi.

Ah nedendir bilmezdim bu sıkıntı, sadece kazanmak istemiştim, yükselmek en tepelere çıkmak. Elle tutulur her şeye sahip olmaktı hedefim. Hayatımın çoğu zamanında bir şey kazanmak için çok şeyimi feda etmiştim. Bazılarımız standartın altında doğar ne de olsa, kazanmak için feda etmekte gerekir.

Feda ettiğim şeyler paçamı bırakmıyor sanki beni bataklığa çekiyordu. Ama buna değerdi çünkü kazandıklarım vardı (o zamanlar böyle düşünürdüm), kendi kazandıklarım, benim kendi başarılarım.

Hava iyice kararmaya başlamıştı, saatim olmasa akşam vakti diyebilirdim. Yapacak pek bir işim yoktu sahile inip biraz hava almak istedim. Böyle havalarda sahilde kimse olmazdı kara bulutların insan üzerinde büyük tesiri vardı ne de olsa. Bulduğum boş bir banka oturdum. İçimdeki sıkıntının mideme verdiği hasarı düşünmek istemiyordum. O anda oldukça yaşlı bir adam oturduğum banka doğru yaklaşıyordu. Yüzüme baktığını hissediyordum ama ben bakmıyordum, yanıma oturdu esnada bakmaya karar verdim. Saçı ve sakalı birbirine karışmış bir adamdı. İnsan incelemeyi pek sevmezdim hem gereksiz hemde yorucu bir işti. Gün boyunca çalıştığım insanların bile suratına bakmazdım lakin bu adamı inceleme gereği duymuş olmalıyım ki parmağındaki yüzüğü gördüm evlilik yüzüğüydü sanırım. İnsanların neden evlendiği anlamıyordum.

Güler yüzlü bu adamı biraz süzdükten sonra aklıma iki soru takılmıştı, ilki neden o kadar boş yer varken yanımdaydı, ikincisi ise böyle kara bir havada gülme cesaretini nereden buluyordu. Bu gülüş sanki karanlığa meydan okumaydı. O anda farklı bir şey hissetmiştim, köle olma içgüdüsü fabrikadan çıkan bir robot gibi ama bunu sonradan farkedecektim.

Yaşlı adam gözlerini kısarak bana doğru bakıyordu ve şöyle dedi ” yüzleşmen gereken bir sıkıntı var delikanlı” şaşırmıştım ” ne.. ne sıkıntısı, neyden bahsediyorsun sen” diye çıkıştım yaşlı adama. Yüzündeki hafif tebessüm kendini kahkahalara almıştı. “Yukarıda ki karabulutlar delikanlı, içimizdekinin yansıması” dedi ve devam etti “doğanın bizi insanlardan daha iyi anlaması ne kadar garip, öyle değil mi?” Bir cevap bekliyormuş gibi suratıma bakıyordu. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Doğanın bizi anlamasımı kimsenin anlayışına ihtiyacım yoktu oysa.

Ve birden kendi hayat hikayesini anlatmaya basladi. Yaşlı adamı ne oradan kaldırabiliyor ne de susturabiliyordum bunun için uğraşmiyordum çünkü boşa uğraşacağımı biliyordum, adam iç sesimdi sanki.

” yokluğun en ücra köşelerinde büyüdüm. Bu saçma dünya bana sevenin değil kazananın saygı görüleceğini anlatmıştı ya da ben öyle anladığımı sandım. Küçük yaşımdan beri maddi kazancın güç olduğunu öğrendim ve bu kazancın saygı getireceğini de öğrendim. Kendi ayaklarımın üstünde kimseye ihtiyac duymadım, duymak lazımdı delikanlı o basamakları tek çıkmak işe yaramaz. Şan, şöhret ve para kazandım. O zamanlar sadece kazandıklarımın farkındaydım. Kendimi iyice ise adadım, yükselmenin bir sınırı yoktu. Gezen, arkadaşlık kuran, evlenen ve güvenen insanları hiç anlayamadım kimseye güvenmiyordum.

Kazanmayı biliyordum lakin kaybetmeyi daha öğrenememiştim. Küçükken yokluk içinde yaşadığımı biliyordum, kazanmayı ya da kaybetmeyi maddiyat olarak düşünüyordum.” O sırada o anlamlı gülümsemesi ile yüzüme bakıp devam etti ” işte ilk kaybını zirvedeyken yaşadım, hiç görüşme fırsatı bulamadığım annemi kaybettim. Bunu o zaman kayıp olarak düşünmemiştim bile. Yıllar sonra anlamadığım halde bir kıza gönlümü kaptırmıştım benim kontrolüm altında gelişen bir şey değildi. O an anladım ki duygular mantıktan daha güçlüydü. Duygularımı da bir kenara bırakıp yükselmeye, kazanmaya devam etmek istedim. yanımda insan fazla yoktu lakin her zaman azalmaya devam ediyordu. Tek olduğumu güçlü olduğumu zannederdim. Bu işin sonu yoktu amacım olmadığı fark ettiğim zaman ne yaptığımı anlayamamıştım dünya yukselmekten ibaret mi? Milyar insan içinde yalnız yürümek mi? Çevremde kara bulutlar eksik olmazdı güneş ışığı gözükmezdi.”

Çok sonradan anladım ki delikanlı, ben hiç bir zaman kazanmadım. Gözümün önündeki cevherleri hep yüksekte aradım. İnsan kazanmanın, arkadaş kazanmanın herşeyden daha yüce olduğunu anladım. Karşındakine vereceğin sevginin, kazanmaktan daha önemli olduğunu anladım.”

O güne kadar en son ne zaman göz yaşı döktüğümü bile hatırlamıyorum. O hafta sadece bunu düşündüm. Amacım neydi, kazandığım şeyler neydi, feda ettiklerim neydi. Bir zaman sonra yükselmeyi bırakıp, aşağıda bıraktıklarımı, feda ettiklerimi döndüm.

Bunları unutmamak için yazdım. Yaşlılık hafızamı zorluyor aradan kaç yıl geçtiğini de anımsamıyorum. O günden sonra o yaşlı adamı çok aradığımı hatırlıyorum, bulmak için çok uğraştım. Bulamadığımı sandım ama çoktan bulmuştum… – yaşlı adam

Yaşlı adam not defterini kapattı ve çalışma masasından kalktı, defteri kaldırmadan önce aynaya, kendisine baktı saçının ve sakalının birbirine girmiş olduğunu farketti. Parmağındaki yüzüğü kontrol etti ve o her zamanki gülümsemeyi yaptı.

Okuduğunuz için teşekkür ederim 👋🏼☺️

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.