in

Hayatımızdaki Edebiyata Bir Garip Yaprak Bakışı

Asıl Orhan Kemal hakkında onun son romanı Avare Yıllar hakkında yazmak için başlamıştım yazıya. Biraz düşündüm başka hikayeleri geldi aklıma. Romanı ile hikayelerinin tadı birbirinin içine girdi. Anladım ki ondan parça parça bahsedilemez. Bütün o hikayeler ve romanlar bir adam ortaya çıkarıyor Orhan Kemal’i. Bunu övmek içinde söylemiyorum yermek için de. Kimi sanatı kendi dışında bir iş gibi görüyor. Kimi ise yaşıyor onu hayatına karıştırıyor. Çağımızın yazarları sanırım bu ikinci yolu beğeniyorlar. Orhan Kemal’de onlardan biri. Hani başka yazarların yemin etseler başlarından geçtiklerine inandıramayacakları olayları düşünceleri duyguları o hiç yorulmadan bizi inandırmak için çırpınmaya kalkmadan sakin sakin söylüyor. Galiba başarısının kaynağı da burada.

   Yazdıklarında onun kadar kendisini çizen sanatkar az bulunur sanırım. Kitaplarından birini okuyup kapattıktan sonra düşünün Orhan Kemal gelecek gözünüzün önüne. Âmâ yalnız başına değil. Bir fabrikada işçilerin arasında, karısı ile çocukları ile bir istasyonda, sıranın üstünde, bir vapurun ambarında fakir yolcularla omuz omuza… Evet, onu hiçbir zaman yalnız yakalayamayacaksınız. Bu bakımdan Orhan Kemal için kendini hayatını yazan bir hikayeci demek olmaz. Zaten çağımızın yazarlarının bir özelliği budur, çağımızın yazarı için asıl önemli olan çoğunluğun halidir. Kendi olsa olsa bir bahane bir vasıtadır. Orhan Kemal bunu o kadar iyi biliyor o kadar iyi uyguluyor ki siz onun başından geçenleri okuyorum sanırken bir de bakıyorsunuz ki işçiler fakir fukara kadınlı erkekli içinize işlemiş istif istif kafanıza dizilmiş.

  Bizim hikayeciliğimizde halka doğru köylüye işçi sınıfına doğru bir akım başlamıştı. Önceleri bir heves gibi görünen bu akım sonraları güçlenmeye temellenmeye başladı. Yaman yazarlar yetiştirmeye başladı. Orhan Kemal’i yeni hikayeciliğimizin en gerçek erlerinden sayıyorum. Orhan Kemal’in bana ilk ağızdan düşündürttüklerini yazdım yazmaya da devam edeceğim. 

Bu yazı, 1 Mayıs 1950 yılında çıkan yaprak gazetesinin 15. sayısında, Melih Cevdet Anday tarafından yazılmış. Orhan Kemal üzerinden, gerçek yazarların olması gereken özelikleri üzerine tespitleri var Anday’ın yazısında. Sanatı yaşayan sanatı hayatına karıştıran yazarların ne kadar başarılı olduğunu söylüyor. Zaten sanatta yaşamın kendisi değil mi?

Bu günlerde popüler dizi ve filmlerle edebiyatın karşılaştırılması üzerine yapılan yazıları okuyunca, Yaprak gazetesindeki bu yazı geldi aklıma. Hayatın içine kalemleriyle dalan bu yazarların eserleri, kurmaca olsalar da (sinema da bir kurmaca) bizleri içlerine çekmemişler midir hep.  Kendi zamanları dışında okunsalar da zamanlarındaki etkiyi devam ettirmiyorlar mı? Tolstoy, zamanın çok gerisinde kaldı deyip onu okumayı bırakabiliyor muyuz? Hayır. Her okuduğumuzda kendimizden bir parça bulmaya devam ediyoruz. Zaman, ne kadar değişse de değişmeyen bir şeyler var yaşamın akışında. Hayatımızı değiştiren teknolojiye rağmen insanın hamurunun aynı kalması mı bunun nedeni. Yoksa dünyada yaşanan hikayelerin (acıların, savaşların, haksızlıkların …) hala devam etmesi mi. Kesin olan şu ki zaman değişse de düzen değişmiyor. İnsanın başrol oynadığı dünyada sorunlar hep aynı kalmaya devam ediyor. Belki de bu yüzden bu eserler kendi zamanları dışında okunsalar da aynı etkiyi yaratıyorlar bize. Odalarına çekilip uzun bir zaman diliminde kaleme aldıkları hikayeleriyle yazarlar ne kadar okuyucuyu zamana dahil edebilirler, edebiyata ve okura fazla anlam yüklemek doğru değil,  şeklindeki yaklaşımlar, bana biraz edebiyata haksızlık gibi geliyor. Doğru ifade edilmiş sözcük dizgelerinin olduğu bu yazılı eserler, günümüz gösterge insanını sinema gibi içlerine çekiyorlar çekmeye de devam ediyorlar bence. ( Sinemanın malzemesi de hikaye değil mi zaten. ) Buradaki tüm mesele bu yazarlarla taşınabilmekte. (Doğru yerde doğru zamanda olmak gibi..)

Tüm bu yazıdan sonra Yaprak Gazetesini sizlere tanıtmadan geçmekte olmayacak galiba. Dergiden çok gazete formatında olduğu için gazete denilen 1948’in sonlarında Mahmut Dikerdem’in Selanik Caddesindeki evinde bir dost sohbeti ortamında doğan, yaklaşık iki yıl basılan bu gazetenin sahibi Orhan Veli. (Oktay Rıfat ve Melih Cevdet’le birlikte çıkarmış) Gazetenin yeni bir sayısını çıkarmak için ekonomik anlamda zorlandığında, paltosunu, son sayısını çıkarmak için de Abidin Dino’nun kendisine verdiği hediyeleri satmış şair.(Toplam 27 sayı çıkarabilmiş.)

Gazetesinin kadrosunda;  Abidin Dino,  Ceyhun Kansu, Sabahattin Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyuboğlu, Erol Güney, Suat Taşer,  Orhan Kemal,  Necati Cumalı,  Osman Darıcı,  Talip Apaydın,  Ziya Osman Saba,  Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi önemli isimlere de yer vermiştir Orhan Veli.

Gazetede; Saik Faik’in Mahalle Kahvesi, Orhan Kemalin Ekmek Kavgası, Mahmut Makal Bizim Köy, Orhan Kemalin Baba Evi, Âşık Veysel’in Sazımda Sesler gibi yapıtları okuyucuya tanıtılmıştır ayrıca.(Bugün gerçek okuyucu için hala değerli olan yapıtlardır bunlar.) Orhan Veli’nin ölümünden sonra, arkadaşları tarafından son defa onu yâd etmek için özel sayı olarak basılıp yayın hayatı sona ermiştir gazetenin.

Yeni çıkan yapıtları okuyucuyla buluşturan, yazarların yayın hayatları hakkında bilgi ve eleştiriler yapan, yeni çevirileri edebiyata kazandıran bu kısa soluklu gazete, edebiyat tarihimiz açısından da tam bir bellektir.

Bütün bu tarihi hatırlatmadan sonra bize de (özelikle de 1 Mayıs Emek gününde basılan yukarıdaki alıntıdan sonra) edebiyatın tüm emekçilerini, hayatımızı anlamlandırmamıza yardımcı oldukları ve olmaya devam ettikleri için saygıyla selamlamak kalıyor galiba.

Kaynaklar

1.Dr. Esma Dumanlı Kadızade Yaprak gazetesi üzerine bir dizin çalışması

2.Yaprak dergisi 25. sayısı

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir yorum

Yorum Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.