in

Gerçekten Kopuş -gerçekten-

ADIM 1

            Tüm hayatımız birbirine bağlı binlerce iplikle sarmalanmış durumda. Bu iplikler bizi mutluluğa götüreceğine inandığımız dolaylı veya doğrudan ilişkilerden ibaret. Arkadaşlarımızla ilişkilerimiz, eşyalarımızla olan ilişkilerimiz, ailemizle olan ilişkimiz, dinimiz veya inandığımız şeyle olan ilişkimiz.. Ben tüm bunlardan arınan bir hayatın amaçtan yoksun kalacağına inanmayarak bir adım atmak için kendimi sorumluluk altında hissedenlerdenim. Bu grubun benden başka üyesi yahut inanı yok. Çünkü bu herkes için tek ve yalnızca kendini barındırabilecek bir yoldur.

Zihinlerimize dönüp baktığımızda nelerin beynimizi istila ettiğini göreceğimizi biliyorum. Bu istilacı fikirler ve meşguliyetler hayatta kalmamız için gerekli olan tüm iç güdüsel savunmamızı zinde tutmaya yarasada bir yönüyle hatta çok büyük bir yönüyle de bu gerekliliği zedelemektedir. Biz, kan, kemik ve etten meydana gelen, düşünme kapasitesi göz önünde bulundurulduğunda hiçte ilkel olmayan varlıklar olmamıza rağmen farkına varmadan sonlandıracağımız hayatlar içinde yaşamayı yeğliyoruz. Bu eylem ‘özgür irade’ dediğimiz ve bizi biz yaptığına inandığımız özelliğimizin ön plana çıkmasıyla gerçekleşiyor gibi gözükse de, yaptığımız tek şey teslim olmak. Politikalara ve politikacılara, fiyatlara ve paraya, inananlara ve inandırmaya çalışanlara, konuşanlara ve dinlememizi isteyenlere ve daha nicelerine.

Kimsenin, kendi gerçekliğini aramaktan yoksun kalmasına karşılık hayatta kalma hakkını elde ettiğini düşünmesi ve bu fikrin genel bir kanı olduğuna inanması mümkün değildir. Bu, gözle görülmeyen bir şeytana, adına sistem, mecburiyet ve farklı jargonlarda farklı isimlerle seslenilen işte bu olguya satılan ruh olmak daha farklı nasıl açıklanabilir.

  ‘Hayatı, hayatın anlamından daha çok sevin.’

Bugüne kadar bir şeylere inanarak veya inandığımızı sanarak yaşayan bir insan topluluğunun içinde büyüdük, geliştik ve kök saldık. Ama tüm bunlara karşın elimizden uçup giden, farkına bile varmadığımız bir kaybımız vardı: kendimiz. Ben kendini bulmak için her şeyden vazgeçen Hintli felsefecilerin etkisinde kalmış bir birey değilim, aksine etki altında kalmak istemeyen genç, aktif ruhlu bir beden ve gencim. Düşünmenin bizi bir şeyle yahut biriyle karşı karşıya bırakacağını söyleyenlere, inanmanın veya inanmamanın beni bir felakete götüreceğini söyleyen ve bunu söylemeyi kendisine vazife bilenlere, rüyalardan gerçeklik yaratmaya çalışarak zihinleri bir rüya kadar tutarsız gerçeklere yönlendirenlere, susmanın erdem olduğuna ve erdemi yalnızca cetvelinin kendilerinde olduğunu iddia ettikleri bir çizgi olduğu kanısında olanlara, duyduklarımızı işleyerek yeni bir veri ortaya koyabilecek kadar gelişkin ve her ‘insan’ da bulunan beynimizi kullanmaktan bizi alıkoymaya çalışanlara ve bu amaçlara çıkan her türlü yolu destekleyenlere karşıyım.

Binlerce bağın, binlerce çelişkinin, binlerce tartışmanın ortasına doğmuş bir neslin sıradan bir mensubu olarak tüm bunlara karşı tek bir felsefeye tutunma niyetindeyim. ‘Hayatı, hayatın anlamından daha çok sevin.’ Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Kapaktaki resim: İlya Glazunov

yazar

Yazar: Okur(in)sanız

Herkes okur, herkes yazmaz, her yazılanı herkes okumaz

Blog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.