Düştüm kabul… Kalkıyorum müsadenizle

Düştüm kabul… Kalkıyorum müsadenizle

Yazmalıyım..Yüzleşmek için, geçtiğim yolları hatırlamak için, artık bittim dediğim her an yeniden başladığımı görmek için.

Yazmalıyım… Kendim için…Ve senin için…

Sen; gökyüzünün altındaki milyarlarca hikaye gibi kendi hikayesinin sahibi SEN.

Haksızlığa uğramış ve kırılmış olan SEN.

Kabul edelim bazen haksızlık da yapmış, birilerini de kırmış olan SEN.

Savrulmaktan yorulmuş SEN.

Kararlar alıp günde yüz kez karar değiştiren SEN.

Koşarken nefes nefese kalmış, biraz durup sakinleşmesi gereken SEN.

“Hiç bir şeye inancım kalmadı” derken bile, bir yerden bir mucize bekleyen SEN..

Ve düşen benim gibi, kalkmak için kendi elini tutması gereken SEN…

Bir sürü insanla kesişecek yolun. Ve hep konuşacaklar. Çok şey söyleyecekler _hayata dair…aşka, paraya doğruya ve yanlışa dair_.

Olmadığın biri gibi olduğuna inandıracaklar seni. Kendini unutturuncaya kadar cümle kuracaklar.

Al bir cümle de benden o zaman. Hayat tek kişilik bir direniş sevgili okur. En çok da kendine, içindeki tembelliğe, bazen öfkeye, bazen umutsuzluğa karşı bir direniş…

Anlatacağım çok şey var. Bir hastanenin psikiyatri servisinde akıl sağlığım son derece yerindeyken fark ettim “acı çekmek tek kişilik bir eylem” kimse kimsenin basit bir baş ağrısını bile alamaz. Öyle bir teknoloji yok. Olsaydı keşke… Bir saat acınımızı birine emanet bırakabilirseydik. Ya da alabilseydik yalnızca bir saat en sevdiklerimizin acılarını. Ama düzen öyle işlemiyor. Teselli cümleleri bazen kulaktan beyine bile ulaşmıyor.

Psikiyatri servisinde bilincim sanki kasıtlı bir şekilde son derece açıkken, kalbim kafayı yemiş gibi bir hızla çarparken, bir bardak su içmek bile ulaşılmaz bir hayalken hayatın anlamını sorgulamaya başladım. Biteceğine emin olduğum bir yolculuktu ve yol çok canımı acıtıyordu. Asık suratlı bir doktora yalvarırken buldum kendimi “nolur benim için bi şey yapın, artık yaşamak istemiyorum” zeminden daha soğuk bir tavırla “biraz sonra serum yapacaklar”.

“Bu mu yani? benim için yapabileceğin şey bu mu?”  demek istedim. Diyemedim tabi. Öfkeme öfke eklendi sadece. Kendime karşı nefret büyütüyordum.

– Dışarıda akan hayatın içinde olamadığım için.

– Bu kadar zayıf olduğum için.

– Düştüğüm ve kalkamadığım için.

– Kendime yetemediğim için.

– Hatalarım için, bana yapılanlar için…

Şimdi yazarken bile içimi bunaltan o duygularla baş etmeyi öğrenmem zaman aldı.

Havalar soğudu bu aralar. Sıcak bir bardak çay alıp pencereden dışarıyı seyredeceğim. Ve sen sevgili okur. Zor ama kalkabilirsin, yeniden başlayabilirsin, yolunu değiştirebilirsin, kendini değiştirebilirsin…Sadece nefes al ve ben varım de. Çünkü sen varsın, ben varım…bu dünyada bizim de bir hikayemiz var… Sağ kal nolur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bir Yorum