Derinliklerde Kaybolmak

 Her insanın bir doğma anı ve ve bir de ölüm anı vardır. Doğmadan önce yani anne karnında ve doğma anımızdaki anılarımızı hiç hatırlamayız. Ama ölürken hayatımız bir film şeridi gibi önümüzden geçer. Her şeyi kaybedeceğizdir. Tüm sevdiklerimizi, bizi sevenleri, belki evcil hayvanımızı ya da gülümsemesi bize huzur veren insanı bir daha görememek bizi o an endişelendirir. Hepsi birer filmin parçalarıdır. Bu tanım size tanıdık geldi mi bilmiyorum ama insan yaşarken de bu duyguları hisseder. Ölmezsin o an ama bu kaybetme duygusunu ve endişesini her zerrenle hissedersin. Kaybolursun kaybetme girdabında…

Kaybettiğin veya kazandığın her canlı ve cansız varlıkta sadece duyguların ortada kalır. Ya sen o duygularını yükseltirsin ya da o duyguların seni yerle bir eder. Aslında tercih seninmiş gibi görünse de bir seçim hakkın olmadığını duygularında kaybolduğunda anlarsın. Kendine ben böyle hissetmek istemiyorum desen bile öyle hissedersin. Hatta Tolstoy’un buna benzer bir tanımı vardır. Bir insana beyaz ayı düşünme derler ama o insan beyaz ayıyı düşünmeden edemez. Duygularımızda aynı şekildedir. Böyle hissetmemelisin dendiğinde ya da kendimize dediğimizde aslında tam olarak öyle hissederiz. Bırak hissetsin/hissedelim. Çünkü o duyguyu hissetmezsek bir ömür boyu o duyguda esir oluruz. O duyguda kaybolmazsak onun acısı ve pişmanlığıyla filmimiz mahvolur. Ve eğer o duyguyu her zerremizle hissettikten sonra tekrar kendimizi bulmak için yola çıkmazsak derinliklerde kayboluruz.

‘Kayboldum bulunmam gerek’ deniyor bir şarkıda.. Pandora’nın kutusunu açmanı zamanı gelmedi mi sizce?

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.