Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Selam! Bugün Stefan Zweig’ın “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu” adlı romanını yorumlayacağım.

Roman önce bir kadının küçük yaşta başlamış olduğu çok ama çok büyük bir aşkı, sevgiyi anlatıyor. Bir gün yaşadıkları binaya bir adam taşınıyor. Kadın adamı görmeye çalışsada bir türlü göremiyor. Ama daha sonra onu görmeyi başarıyor ve karşısında hayal ettiği adamdan çok ama çok daha güzelini görüyor. Evet evettt ona çok ama çok aşık oluyor. Durmadan onu, evini izliyor. Gerçekten çok tuhaf değil mi? Hiç başka birine aşık olmadan hep o adamda sabit kalıyor. Gerçekten çok büyük aşk… Neyse daha sonraki zamanlarda adamın evine durmadan kadın giriyor:( Ama kadın bunu gördükçe üzülüyor fakat adamı sevmeyi de bırakmıyor. 

Daha sonralarda kız artık adamın karşısına çıkmaya karar veriyor. Sadece merdivenlerde karşılaşıyorlar:) Ondan sonra sokakta vs yine karşılaşıyorlar. Tabi kız çok heyecanlanıyor fakat adam sadece kızın güzel olup almadığına bakıyor ve bir gün adam kızı evine davet ediyor. Kız çok ama çok mutlu oluyor. Tabi adam birde güzel sözler söylüyor “diğer kadınlara söylediği gibi”. Kadın o kadar aşık ki bütün söylediği sözler sahte olduğunu bilse bile yinede inanıyor…Gerçekten bunu bildiği halde insan neden yapar ki bunu kendine? 

Neyse yine böyle bir akşam evine çağırıyor kız yine hayır diyemeyip gidiyorr. Gitme işte! Uzun bir zaman sonra kız bebek haberi alıyor çok ama çok mutlu oluyor. Ama adama bunu bir türlü diyemiyor ve çocuğu kendi başına doğuruyor ve bir zaman sonra bebeğini kaybediyor…:(( Çok acı gerçekten. Bir kadın çok ama çok sevdiği bir adamdan olan bebeğini acılar içinde kaybediyor. Ve o gün(bebeğini kaybettiği gün) adama her yıl beyaz güller gönderiyor. Adam her yıl gülleri görsede sadece gülüp geçiyor… Kadının sevgisine bak birde adamın sevgisine… 

Ve kadın adama bir gün mektup yolluyor “olan biten herşeyi anlatan bir mektup”. İşte o gün adam çok ama çok pişman oluyor herşey için. Pişmanlık çok ama çok kötüdür. 

Tabi daha birçok şey oldu hepsini yazmadım. Hatırladıklarımı yazdım. 

Benim bu romandan çıkardığım şu: Bazen arkada acı, paramparça olmuş hayatlar bırakırsın ki bunu artık düzeltme olanağın bile kalmamıştır. Ve şuan elinden gelen sadece oturmak ve düşünmektir…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

2 Yorum