Nasipten Ötesi, Üsküdar.

Kaynak belirtilmedi

Kaldırıma oturmuşlar, selam.
Ben Sude. Boş zamanlarımda, 22’ime dayadığım merdivene çıkıp tavan boyası yapıyorum.
Anlatacaklarım var: biraz günden, biraz hayattan, biraz da haddim olmayanlardan.
Ki zaten tüm bunlar sizi pek de ilgilendiren şeyler değil.

Bizi hep “nasipten öte yol yok” diyerek büyüttüler.
Biz de hayatımızda olumsuz ne olsa, “nasip, kısmet” diye avuttuk kendimizi.
Nasip, bize ayrılan paydır.
Belki bir pastanın en küçük dilimi…
Belki üç erkek evlattan en sinirlisi…
Belki de Doğu’nun ücra bir köşesinde dünyaya gözlerini açmak…
En azıyla avunma telaşı belki de nasip.

Ama işin aslı, bizim kendimize ayırdığımız payın büyüklüğünde saklı.
Biz, kendimize neyi uygun görüyoruz?
Kimi, hayat ona ne verirse “tamam” der;
Kimi, nasibin tanımını zorlar, daha fazlasını ister.
Çünkü bazen “nasip” dediğimiz şey, önceden yazılmış kader değil;
Bizim ellerimizle biçtiğimiz bir paydır.

Nasip bazen beklediğin yerde durmaz; sen adım atarsan yerini değiştirir.
Bazen de, “nasip değilmiş” dediğin şey, yalnızca biraz daha cesaret ya da ısrar bekliyordur.
Kendine ayırdığın payı büyütmek, çoğu zaman başkalarının verdiğiyle yetinmemekten geçer.
Ve belki de en zoru, elindekinin gerçekten sana yetip yetmediğini dürüstçe sormaktır.

Bazen, “nasip” diyerek elimizi eteğimizi çektiğimiz şeyler, tam da kapımızın önünde bekler.
Ama biz, “gelirse gelir” rehavetiyle bakar, fırsatları misafir gibi kapıdan uğurlarız.
Oysa nasip, sadece beklemek değil;
Bazen kapıyı aralayıp, misafiri içeri buyur etmektir.

Belki de mesele, “nasip” kelimesine sığınmak yerine, ona yön vermeyi öğrenmektir.
Çünkü nasip, yalnızca gökten düşen bir armağan değil;
Çoğu zaman elimizi uzattığımız yerde duran bir fırsattır.

Ve bazen nasip, beklediğimiz bir kapının hiç açılmaması değil…
O kapının ardında bize göre olmayan bir hayatın saklı olmasıdır.
Bunu bilmeden yıllarca bekleriz.
Sonra bir gün, geriye dönüp baktığımızda anlarız ki, o kapının hiç açılmaması da bizim nasibimizmiş.

Nasip, her zaman almak değildir;
Bazen vazgeçebilme gücüdür.
Bazen de, elinden kayıp gidenin arkasından sessizce bakabilme olgunluğu…
Ve kim bilir, belki de en güzeli, henüz nasip olmamış şeylerin umudunu içinde taşıyabilmektir.

Çünkü nasip, yalnızca kaderin önümüze koyduğu bir yol değil…
Bazen kendi ellerimizle çizdiğimiz, bazen de rüzgârın yön değiştirdiği yollardır.
Bazen gökten düşen bir yıldızdır nasip;
Bazen de o yıldızı görüp dilek tutan kalbin hikâyesidir.
Kimi zaman bir kapı açılır, içeri ışık dolar;
Kimi zaman kapı kapanır, biz karanlıkta yeni yollar çizeriz.
Ve belki de nasip, bize verileni beklemek değil…
Hak ettiğimize inanıp ona yürümektir.

Sen…
Eğer şu an yaşadığın hayat sana yeterli gelmiyorsa,
belki de nasibin sana küsmemiştir;
sadece seni biraz daha yürümeye, biraz daha istemeye, biraz daha cesarete çağırıyordur.

Ve bu yüzden, hiçbir yere ulaşmayan, yalnızca bir serzenişten ibaret sözlerimi Üsküdar’dan denize bırakıyor; yağmurdan kaçıp bir köşenin sakinliğine sığınıyorum.

Sylvia
Ben Sylvia. Kaldırıma oturup geçen hayatı izleyenlerdenim. Bu satırlarda sokak köşeleri, yarım kalmış cümleler ve ufak felaketler var. Kimi zaman kahve lekeli bir defter kadar dağınık, kimi zaman gece lambası kadar sakin.
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm yorumları gör
Önceki
Sandık’larımız ve Tozlu Raflar

Sandık’larımız ve Tozlu Raflar

Sonraki
İnsan Ömrü Biraz Tamirhane Biraz Tımarhane

İlginizi Çekebilir

kooplog'dan en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerez (cookie) kullanıyoruz.