"KARDEŞ DEVLETLER"

       

KARDEŞ DEVLETLER

       Sınır. Ne kadar da keskin bir kelime değil mi? Her şeyi birbirinden ayıran, ayrıştıran, ayrılığı çağrıştıran… Bu yüzden mi bu kadar soğuk bir kelime acaba? Bilemiyorum… İnsanlarla aramıza sınır koymak dediğimizde bizi anlık ürpertiye sürükleyen bu düşüncedir belki, ne dersiniz? Bu ürpertidir belki koyamadığımız sınırların katili.

       Sınır söz konusu olduğunda insanlardan ayrı kalmak mı bizi korkutan yoksa mesele yalnızlık mı sizce? Yani kaybetmek istemediğimiz, sevdiğimiz insanlar mı yoksa kendi kendimize yaratmaya çalıştığımız kalabalık mı? Nerden nereye kadar sınırlarımız ve biz o sınırlar içinde ne kadar biziz? “Bizi yöneten korkularımızdır” sözü doğruysa eğer sınırlarımızı ihlal etmelerine izin vermemizin sebebi yalnızlıktan bu kadar çok korkan zihnimiz midir? Bir soru bir başka soruyu yaratırken kafamın içinde cevaplarını bulmak için peşlerinden koşturuyorum şimdi.

       Sınır dediğimizde aklınızda meydana gelen resim nedir? Benim zihnimde canlanan bir karış toprak. Ülkelerin sınırları yani. Ülke sınırlarını öğrendiğimden beri bana her zaman tuhaf gelmiştir, birkaç adımda sınırların geçilebilecek kadar kolay fakat o birkaç adımın bedelinin çok  ağır olması… Ama artık anlıyorum. İnsan sınırları da böyle olmalı bence. Komşu ülkeler gibi kurmalıyız ilişkilerimizi. İlk önce kendi ülkesini, değerlerini sevmeli insan. Sonra komşu ülkesiyle kültür alışverişini yapmalı ama kendi özünü, benliğini kaybetmeden. Başka ülkenin himayesine girmeden  var olabilmeli. Devlet olabilmeyi, kendi içinde de kalabalıklaşmayı öğrenmeli. Kendi kendine yetebilmeli öncelikle. Kendisinden sonra gelmeli başkalarının ihtiyaçları ve kendi ihtiyaçlarını karşılamayı hep başka ülkeler, başka insanlar üzerine  kurmamalı. Öncelikle bir devlet olabilmeyi öğrenebilmeli insanoğlu! Sonra ise kendine komşu devletler seçebilmeli. Ama sınırlarını geçmeye çalışan, değerlerini suistimal eden olduğunda da taarruza geçmeyi bilmeli! Önceliği kendi değerleri, benliği olduğunu bilerek yaşamalı ama yeniliklere de açık olmalı. Kapatmamalı kendini “ben!-ben!-ben!” diyerek. Ama her dayatılan yeniliğe de kollarını açmamalı. Her şeyi ölçüsünde, sınırında kabul etmeyi ve yaşamayı öğrenmeli. Ayrıca herkesten sakladığı sırları da olmalı bazen. Bazı şeylerin sadece kendisine özel ve özgü olduğunu bilmeli ve bunlara sahip çıkabilmeli.

       Yani demek istiyorum ki hepimiz bir devletiz! Kendi içimizde koyduğumuz kurallar ve sınırlar olmalı başkalarına karşı. Söylemek istediğim savaş naraları atmak veya herkese sırt dönmek değil, birbirine karışmayan iki deniz olabilmeyi öğrenelim istiyorum… Herkese karşı net olabilmeyi, yeri geldiğinde hayır diyebilmeyi, sınırlarımız ihlal edildiğinde kontrollü bir şekilde öfkelenebilmeyi ve bunu ifade edebilmeyi diliyorum. İnsanlara sınır koymadığımız halde sonradan neden benim değerlerimi önemsemiyorlar diye ağlamamayı anlatmaya çalışıyorum…

       Ben, hepimiz kardeş devletler olalım istiyorum. Birbirini seven, sayan, birbirine değer veren. Yeri geldiğinde kendi özümüzü kaybetmeden birbirimize bir şeyler katalım evet ama temelinde birbirimizi olduğumuz gibi kabullenelim, sevelim istiyorum.Çok mu  zor dersiniz? Denemeden bilemeyiz… Önce kendimizi olduğumuz gibi sevebileceğimiz ve kabullenebileceğimiz, sonra ise bütün herkese aynı sağduyuyla yaklaşabileceğimiz bir hayat diliyorum…

Kardeşçe kalın!

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.