Edebiyatımızın Gamlı Prensesi: Tezer Özlü

Edebiyatımızın Gamlı Prensesi: Tezer Özlü

Merhabalar! Kooplog’un yeni üyesi olarak yazacağım ilk yazıma hoşgeldiniz!

Aslında ne yazıp ne yazmayacağım konusunda uzunca düşüündükten sonra beni bu hayatta en çok etkileyen, kendine en çok çeken, yazdığı kitaplarıyla hayatının her anını benimle paylaştığını sonuna kadar hissettiğim yazar Edebiyatımızın Gamlı PrensesiTezer Özlü”den genel bilgilerle bahsetmek istiyorum.

Edebiyatımızın Gamlı PrensesiTezer Özlü

10 Eylül 1943’te Kütahya’ya bağlı Simav’da doğan Tezer Özlü’nün çocukluğu, anne ve babasının memuriyetleri sebebiyle Simav, Ödemiş ve Gerede arasında geçmiştir. Daha sonra İstanbul’a geldikten sonra Taksim 29 Ekim İlkokulu’nu bitirdi. Avusturya Kız Lisesi’ndeki eğitimini bitirmeden Ankara’ya yerleşti, ancak babasının isteğiyle dışarıdan sınavlara girerek İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi. Özel firmalarda ve devlet kurumlarında çevirmenlik yapan yazarımız, 1981’de sanatçı bursuyla Berlin’e gitti. 1983’te İstanbul’a tekrar döndüyse de buradaki koşullara dayanmayıp Mart 1984’te İsviçre’nin Zürih kentine yerleşti. Yazarımız iki yıl sonra göğüs kanserine yakalanarak 18 Şubat 1986’da yaşamını yitirdi.

Öyleki, hem yaşamıyla hemde kişiliğiyle beni oldukça şaşırtan bir yazar olduğunu itiraf etmeliyim. Kendisiyle ilk tanışmam “Yaşamın Ucuna Yolculuk” adlı kitabını almamla başladı. Uzun süredir kitaplarını merak ettiğim hâlde bir türlü alamadığım için okumaktan mahrum kaldığım ama aldıktan sonra “yahu iyiki okumuşum, iyiki hayatına tanık olmuşum” diye bütün arkadaşlarıma anlattığım, anlatırken heyecanlandığım, heyecanlanırken elime ayağıma dolaştıran bir yazar. Türk Edebiyatımız ona “Gamlı Prenses” demeyi uygun bulmuş. Niye peki?

Bu kadar iyi bir ailede yetişip çok iyi bir eğitim alan Tezer, ne oldu da Gamlı Prenses oluverdi? İtiraf etmeliyim ki özellikle “Çocukluğun Soğuk Geceleri” adlı anı kitabını tek solukta okuduktan sonra neden böyle bir lâkap takıldığını çok derinden hissetmiş oldum. Daha çocukluğunda hayatı, varlığı, acıyı sorgulamaya başlayan bir insan. Çevresinden ve bulunduğu toplumun, insanı bir mengene gibi sıkan etik hapisanelerinden ve genç yaşlarda yaşadığı acıların kendi ruhunda bıraktığı derin izlerin gölgesinden kaçmaya gayret etmiş dimdik bir kadın… Yazı yazmayı, içinde bulunduğu dünyadan bir nebze olsun diye değil, tümden bir kaçış olarak görmüş.

Aslında Tezer Özlü’yle ortak noktamızın bu olduğu kanaatindeyim. Beni kendisine bağlayan etkenlerden biride yazı yazmayı, içinde bulunduğu toplumdan bir kaçış olarak görmesiydi. Yaşadığı anları seven bir yazar. Aşkı yalnızlıkla özdeştirmiş bir yazar bana göre ama bir o kadar da çoşkulu. Hayata başkaldırabilen bir Tezer… Gençlik yıllarında psikolojik rahatsızlıklar yüzünden yıllarca hastane köşelerinde yatmış, ağır ilaç tedavileri elektrik şoku tedavileri görmüş ama uyumamış, uyuyamamış, uykuya yabancı bir Tezer… Erken yaşlarda yaşamdan yorulup o yaşamın ucunu merak edip intihar eden ama hayatta kalıp “bundan sonra hayatı seveceğim…” diyen Tezer…

Tezer Özlü’nün, Gamlı Prenses olması için geçirdiği evreler beni öylesine derin etkiledi ki hatta zaman zaman ki yaşadığı karamsarlıklarının, benimde zaman zaman yaşadığım karamsarlık hâllerime benzeyince kendisine daha da ısındım diyebilirim. Onu anlatacak kelime bulmakta zorlandığımı hissediyorum aslında. Size tavsiyem en kısa zamanda kendisinin kitaplarını alıp okumanız olacaktır. Onun anılarına, yaşadığı acılarına, yalnızlıklarına, kendini kendi yapan düşüncelerine kulak vermeye sizi davet ediyorum…

Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim. Yazar hakkında ki düşüncelerinizi yorumlara muhakkak yazmanızı bekliyorum. Tekrar görüşmek üzere!

okur

Yazar: plutonyumabi

Bitmeyen öğrenciliği âdeta meslek edinmiş bir kişilik 😏

Blog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

4 yorum

Yorum Yazın
  1. “Aristo’dan bu yana klasik dramaturjide ve dolayısıyla öykülemede üç birlik kuralı olarak tanımlana
    gelen eylem, yer ve zaman açısından da çok yetkin görünmüyor Tezer Özlü’nün öyküleri. Eylemleri neticede
    tutarsızlığın gerektirdiği nevi şahsına münhasır bir iç dengeden yoksundur. Anlattığı ortamların büyük
    çoğunluğu yerli okurun yabancısı olduğu ortamlardır. Dolayısıyla bu yerlerin kendi iç dinamiğinden
    kaynaklanan doğal atmosferi izlemek, benimsemek, anlamak da zorlaşmaktadır. Üçüncüsü zaman ise
    yaşanmışlığı, belgeleyen, gösteren bir olgu olmaktan öte bir anlam ifade etmez. Batı ve Doğu felsefelerinin
    belalı konusu zaman, entelektüel bir bakışla, sıra dışı bir yazar bakışıyla girmez Tezer Özlü’nün Öykülerine.
    Ona göre, yaşanmışlıktır zaman ve yaşamamazlıktır o kadar.” (Ömer Lekesiz)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.