Deneme Öykü – Basit Bir Ruhun Çöküşü

Hesabını tuttuğu dertlerinden sıyrıldı, isteksizce boşladığı işine döndü. Diğer çoğu insan gibi o da işi ile ilgilendi. Tezgahtaki kolyeleri, düzeltti. Bileklikleri boy sırasında, renklerine göre dizdi. Kirlenmiş tezgahın tozunu beşinci defa aldı. Küçük dükkanın önündeki duvara yasladı, önünden geçen müşterilere seslendi, yardımcı olabileceğini söyledi, sıkıldıkça elinde bulundurduğu telefona baktı. Geçmeyen zamanı düşündü, işinin bitmesine ona uzun gelen saatler vardı. Umutsuzluğa kapıldı, hiç bitmeyecekmiş gibi geliyordu bu saatler. Buradaki işi bittikten sonra yapacaklarının düşüne dalıyor ama her an önünden geçip giden müşteriler dikkati dağılıyordu, o da uyanıp tekrar insanları dükkana davet ediyordu.  Meraklı şekilde gezinen insanlar, isteksizce gelen bu teklife karşılık vermeden geçip gidiyorlardı.

Buranın kapalı bir mekana göre boğucu bir havası yoktu, geniş pencerelerden giren ışık, kahve rengi duvarları canlı kılıyor, insan kalabalığını yok sayıyor gibiydi. Dükkanın duvarlarında toprak kokusu dört bir yana dağılmıştı. Kısa mesafelerle geniş koridorda tam sekiz dükkan bulunuyordu. Birkaç dükkan haricindeki dükkanların sattığı şeyler tıpatıp aynıydı. Bu koridor oldukça kalabalıktı ama dükkanlarda çok az kişi bir şeyler alıyor, geneli bakmakla yetiniyordu.    Genç kız boş, kimi zaman gülümseten, çoğu zaman sıkılan bakışlarla önünde gezinen insanlara bakıyordu.

Birkaç defa duvarlara, insanlara, renkli giysilere, yeşil ve mavinin belirdiği büyük camlara daldı, defalarca kendini bu durumdan kurtarmak istedi ama kurtulmak istedikçe dalgınlığı artıyor gibiydi. Telefonuna baktı, birkaç bilindik insanın birkaç bilindik mesajını cevapladı. İnsanlara baktı, isteksizce davet etti, isteksiz cevaplar aldı. Meraklı gözlerle etrafı inceleyen genç bir adam, sakin adımlarla genç kızın çalıştığı dükkana doğru ilerledi. Genç kadın onu hemen fark etti, beklenmedik uzun bir göz teması, sabit yüzlerin gülümsemesine ve tatsız bir heyecana neden oldu. Kısa sürede kafasından oluşan binlerce düşünceyi daha kısa bir sürede dağıttı, içindeki heyecanı korkuyla bastırdı, korkakça konuşma gereği duydu. Nasıl yardımcı olabileceğini sordu. Genç adam gözleri bir kadına birde kolyelere bakıyordu, zor duyulan bir sesle sadece baktığını, istediği bir şey olmadığını söyledi. Dükkânın önündeki tezgâh içindeki, kolyeler ve hediyelik birkaç şeyi incelemeye başladı. Bir dizinin üstüne çöktü, bir alt rafı incelemeye başladı. Adamın bu hareketini gören genç kadın, orada da isteye bileceği şeyler olduğunu heyecanla söyledi, bu heyecanına şaşırdı, utandı…

Tam olarak neyden utandığında emin olamadı. Genç adamın ona bakmasıyla, tekrar gülümsedi, hislerine, meraklı bakışları ona bakan gözlerdeydi, kısa sürede bütün vücudunun hissizleştiğin fark etti, ayakları yerden kesilmiş gibiydi. Tam olarak nerde olduğunun veya ne yaptığını bilemiyor, anlamaya çalışsa da bu ona boş ve gereksiz geliyordu. Odaklana bildiği tek his, tek duygu, tek şey oydu, onun bütün benliği üstünde aniden söz sahibi olan o bakış ve gülüştü. Hiçbir şeye düşünemiyordu belli bir şeye odaklanamıyor, ne yapması gerektiğini bilmiyordu, etrafında gezinen kalabalık gibi hiçbir şeyi umursamıyordu. Kalbi hızla çarpıyordu, ayakta duramıyordu, kendini kahve rengi duvarlara yasladı. Tekrar daldı, aklında bir boşluk, gözlerinin önünden binlerce düşünce geçiyordu hangisini düşüneceğini bilmiyordu, bütün yaşamı gözlerinin önündeydi adeta, sanki her şey bitmişti, düşünülecek veya yaşanılabilecek hiçbir şey kalmamıştı. Hiçbir şey gibiydi, oracıkta yaşamı bitmiş gibiydi. Emin değildi, ne yaptığından, nerede, kim olduğundan emin değildi. Bir gözle görülür bir hava bulutu gibi gözlerinin önünden binlerce düşüncenin, sorunun, soruların, yaşamları, arzularının, tutkularının, hislerinin, amaçlarının, şu ana kadar onu yaşamda tutan her bir şeyin elinden kayıp gittiğini hissetti. Kendi bedenine dahi yabancıydı, garip hissediyordu, yukarıdan izliyordu kendisini, kendinden olmayanları ise sadece hayal kurarak yerlerine yerleştiriyordu… hayaller kurarak… belki de buydu hepsi, her şey, bir hayalden ibaretti, tam anlamıyla bir yalandı, bunlar kendi kuruntularından başka bir şey değildi!

Evet, bu düşündükleri hepsi bir kuruntudan ibaretti. Ama bu kuruntuları hiçbir zaman anlayamamıştı, anlamakta istememişti, neydi bu, neyin içinde yaşıyordu, kimdi? Tekrar başa döndüğünü fark etti. Bunların her şeyin bir sonu varılabilecek bir yeri bir noktası olması gerektiğini düşündü. Gittikçe derine batıyordu, kendisini boğuluyor gibi hissediyor, canı da gittikçe bu durumdan sıkıyordu. Bir taraftan bu durum yani ne olduğunu bilmediği bu, bu, bu düşünceler hoşuna gitmişti. Bunu devam ettirmek istiyordu ama anlamadığı şekilde bu düşüncelerinden çekiliyor uzaklaştırılıyor gibiydi, bilinçsizce hareket ettiğini, bilinçsizce konuştuğunu hissetti ama bunlar bütün bunlar nasıl olabilirdi. Uykuya benziyordu, kendisine tatlı bir o kadar da zevk veren bu rüyadan, bu uykudan uyanmak istemiyordu. Düşündükçe yukarı çekiliyor, düşünceleri de yere batıyor, bütün bedenini terler basıyor, kendini kaybedecekmiş gibi hissediyordu, uykusuz olduğu halde hiçbir şekilde uykusuz olduğunu fark etmiyordu. Bu bir tür uçma hissine benziyordu, ama iyide önceden hiç uçmamıştı ki, bir uçağa dahi binmemişti. Sadece özgürce uçan kuşların, ya da özgürce uçtuğunu düşündüğü kuşların, uçuşlarını izlemişti bu ona şu an ki düşünceleriyle aynı geliyor, ama aynı zamanda uçsa, aynı his olmayacağını düşünmeden de edemiyordu.  Hiçbir şey yapmadığı halde kendini hiç olmadığı kadar yorgun hissediyordu. Kafasından geçen binlerce olay içinde olay, başına küçük ağrılar girmesine sebep olmuştu, bu daha önce hiç olmayan kendisini iyi veya kötü hissetmemesine sebep olan bu duygular, karmaşık duygular, başını döndürmüştü.

Yorulmuş bir halde kendine geldi, genç adamın önünden geçip dükkâna girdiğini gördü. Kısa süre bekledi ve onun arkasından gitti, sanki aniden bir gazete parçası tutuşmuş ve sonra aniden sönmüştü. Geri sadece sıcak küller kalmıştı. İşte kendini bir gazete gibi hissediyordu, sadece bir gazete. Kolaylıkla bulup, ucuz bir fiyata satın alabileceğiniz, bir gazete. İster okursunuz ister okumazsınız ister sadece büyük bir şekilde yazılmış başlıklarını göz gezdirirsiniz. Belki de onu bir yelpaze gibi kullanırsınız. İsterseniz onu en aşağılayıcı işlerinizde kullanırsınız, isterseniz onu bir köşeye atar arada bir bakarsınız. Veya onu sonsuz bir yalnızlığa terk eder ve onu hiçbir şekilde merak etmezsiniz. Ya da tekbir alevle tutuşturursunuz.

Genç adamın yalancı ucuz pırlantalara baktığını gördü eğer annesi için bakıyorsa ona yardımcı olabileceğini dalgın dalgın söyledi. Genç adamın kendisine bakmasıyla kadının bu dalgınlığından uyanmasıyla bir olmuştu. İkisi de aynı anda gülümsedi. Genç kadın ilkinde olduğu kadar beceriksizce kendini bu gülümsemeye bırakmadı. Genç adam hayır cevabı verdikten kısa bir süre sonra tekrar konuşmak için kadına seslendi. O ara kadın eksik bir kutudaki yüzüğün yerine yeni bir yüzük arıyordu. Kendisine yapacak başka bir iş bulduğu için mutlu gözüküyordu. Genç adam kadının işini bitirmesini kısa süre bekledi, kadın yüzüğü yerleştirdi, adama yakın bir yerde tekrar telefonunu kontrol etti, cevaplar ve sorular uğraştığı sırada adamın konuşmasıyla işini yarım bıraktı. Adam “mavi gözlü bir kadın ne sevebilir diye bir cümle kurdu. Kadın aklında kendisinin de hoşuna giden birkaç kolyeyi ona gösterdi. Adamı tekrar yalnız başına bıraktı, adam kısa bir süre sonra tekrar kadına seslendi ve ikinci gösterdiği kolyeye bakmak istediğini belirtti. Kendisi kolyeyi almaya çalıştı ancak beceremedi, kadın kendisinin alabileceğini, kendisinin almasının daha faydalı olacağını belirtti. Adam kabul etti ve kolyeyi, elinde olduğunu fark etti. Kısa süre sora kolyeyi alacağını kadına söyledi. Kolyeyi beğendiğini belirtti, kadında kolyeyi sevdiğini söyledi. Tekrar göz göz geldiler. Adam kadına güldü, kadın adama güldü. Genç adam parayı uzattı. Kolyeyi aldı, paket olmayacağını söyledi ve oyalanmadan beklenmedik bir hızla dükkândan çıktı, kadın zaten başka bir iş koyulmuştu. Adam içerdeki birkaç dükkâna baktıktan sonra, kadının bulunduğu dükkânın önünden son kez geçti, göz göze geldiler, küçük kapının ardında kadının sadece keskin bakışlarını fark etti.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?