Zeki Demirkubuz’dan Bir Dostoyevski Esintisi: Yeraltı

Bu yazı dizisinde Zeki Demirkubuz’un dünyasına götürmek istiyorum sizleri. Fakat onun öncesinde birkaç yorum da iletmek istiyorum sizlere. Türkiye’de bağımsız sinemanın en güzel temsil edenlerden biridir kendisi bence. Kendine özgü tarzı ile edebiyatı sinema ile birleştirmesi büyük ölçüde katkı sağlıyor denebilir. Her zamanki gişe filmlerinden farklı tam anlamı ile insanı, insanın yaşadığı yaşanmışlıkları sorguluyor. Benim ilk izlemiş olduğum film ise Yeraltı filmidir.

Zeki Demirkubuz sineması ile tanışma fırsatım ise; Işık Üniversitesi’nden okurken HSS Elective olarak seçmiş olduğum seçmeli Literature & Cinema dersi sayesinde olmuştur. Bu ders sayesinde tıpkı bir Radyo Tv Sinema öğrencisi gibi film eleştirileri yazma fırsatı da buldum öyle ki hocamın değindiğim noktalardan ötürü neden yüksek lisans yapmıyorsun İrem? Sorusuna kadar gitti konu. Zeki Demirkubuz dünyasını anlamak istiyorsanız aşağıda yazmış olduğum satırları dikkatle okumanızı rica ederim.  

Yeraltı filmi bir nevi edebiyattan besleniyor

Çünkü Dostoyevski Zeki Demirkubuz için her şey demektir. En son Aile Arasında filminde izlediğimiz Engin Günaydın, Muharrem karakteri ile karşımıza çıkıyor. Karakter o kadar hayatın içinden ki mutlaka herkesler kendinden bir şeyler bulacaktır. Eğer sizde doğruları söylemeden kendinizi tutamayan biriyseniz Muharrem’i çok seveceksiniz. Filmde yer yer kendisi ile yüzleşen döneceği tek yer ise kendi evi olan bir karakter izliyoruz. Filmde başka kimler yok ki Leyla Mecnun’dan bildiğimiz naif İsmail abimiz, Murat Cemcir gibi daha nice isimler var.

Önerilen İçerik: 21. Yüzyılın Film Devrimi: Black Mirror, Bandersnatch

Film, günümüz modern insanının nasıl da yalnızlaştığını insan ilişkilerinin nasıl da zayıfladığını çok da güzel gösteriyor bize. İşte film bu yüzden samimi iyi diyebilirim çünkü gerçekçi. Benim de kuvvetle inandığım bir repliğin üzerinde durmak istiyorum özellikle. Filmde öyle bir sahne var ki not alınacak ve hayat felsefesi haline getirilecek cinsten kesinlikle. Bu sahne benim filmdeki en beğendiğim Engin Günaydın’ın oyunculuğuna helal olsun dediğim ve son derece gerçekçi bulduğum bir Tirad sahnesi yemek sahnesi.

“Sayın generalim ve kadirşinas yalakaları; şunu iyi bilin ki, gösteriş budalası insanlardan, gösterişli laflardan, gösterişin kendisinden, hiç hoşlanmam, bu bir. Kibirden, kendini beğenmişlikten, bütün bu dağları ben yarattım havalarından, süslü kişiliklerden nefret ederim, bu iki. Yalakalardan, yalakalıktan, yalakaca edilmiş laflardan ve davranışlardan da nefret ederim bu üç. Dördüncüsü, gerçeği, içtenliği, samimiyeti çok severim. Ve Dostoyevski’nin dediği gibi: gerçeğin, her şeyin üstünde, zavallı egolarımızın bile üstünde tutulmasını isterim. Arkadaşlığın karşılıklı, açık sözlü ve yalansız olanı için canımı veririm. Evet, buna bayılırım. Arkadaşlık, hassaslık ve incelik isteyen bir iştir. Öyle kabalığa, özensizliğe, alaycılığa gelmez.

Zeki Demirkubuz bunu filmde seyirciye nasıl yansıtıyor dersiniz tabi ki sinemadaki geri sarma metodunu kullanarak.

Günlük hayatından sıkılmış insanların hikayesi

“Dünyanın en aşağılık düzeni tam karşımdaydı artık dayanamıyordum yüzlerine bile bakmadan hemen kalkıp gitmeliydim” repliğini söylemesi ancak o yemek masasından kalkamayışı… Sonrasında ise yandaşların sinir olduğu insanların ise yemek masasında “Güneş doğacak, açacak çiçek, Çav Bella Çav Bella, gelip geçenler diyecek merhaba ey güzel çiçek” şeklinde şarkı söylemeleri ise sinir bozucu gerçekten. Filmi izlerken olduğu gibi bu satırları yazarken de Muharrem’e hak veriyor onu canı gönülden anlıyorum. Muharrem’in yaşadığı bu muameleyi mutlaka sizde hayatınızın bir döneminde yaşamışsınızdır bu anaokulunda ya da üniversitede mutlaka olmuştur…

Muharrem tam anlamı ile günlük hayattan sıkılmış, yaptığı işten de keyif alamayan bir karakter. Bu yüzden de sevebileceğinizi düşünüyorum Muharrem’i. Çünkü kendi içinde öyle yalnız ki arkadaşım dediği insanlar tarafından kullanılıyor bu da onu isyana sürüklüyor. Buna en büyük kanıt ise şüphesiz fikirlerini çalan arkadaşlarının kutlama yemeğine bile kendini zorla davet ettirmesidir. Elinizi omzunun üzerine koyup “Üzülme Muharrem biz varız” demek istiyorsunuz ona. Maalesef arkadaş dediği insanlar onu istemediğini buluşma saatini değiştirerek belli ediyor. İşte tirat sahnesi burada kopuyor.

Zeki Demirkubuz’dan Bir Dostoyevskş Esintisi: Yeraltı

Tam anlamıyla psikoloji filmi

Filmdeki sahne geçişleri, görüntülerin kalitesinin çok başarılı olduğunu belirteyim. Hikâye gördüğünüz gibi karamsar ama Zeki Demirkubuz bunu öyle bir anlatıyor ki yer yer mizah tozunu da senaryoya dokunduruyor. Yeraltı filmi tam anlamı bir psikoloji filmi diyebiliriz. Muharrem günlük hayatta işte ya da okulda ya da çevremizde ya da vapurda her yerde karşılaşabileceğimiz bir karakter. Yaşamdan tam anlamı umudunu kesmiş kaybetmiş hüzünlü bir adamın hikâyesi bize aktarıyor. Hayat bu başımıza yarın ne geleceği bazen belli olmayabiliyor hatta hiçbir zaman belli olmuyor, bir anda hiç beklemediğimiz bir anda sevindirici/üzücü ya da haber hayatımızı değiştirebiliyor.

Yeraltı herkesin hikâyesi aslında, çünkü herkesin kendi içinde kimseye göstermediği bir Yeraltısı vardır. Kimi Muharrem gibi,  kimi de Cevat gibi ya da bir başkası gibi kendi yeraltında can çekişiyor, gömülüyor. Türkiye’de daha çok bağımsız sinema örneklerini görmek istiyorsanız Zeki Demirkubuz filmlerini izlemeye devam edin, destekleyin derim.

Önerilen İçerik: Sibel: Özünü Bulma, Özgürce Var Olma Yolculuğu


İlginizi Çekebilecek Faydalı Bağlantılar: 

Rapor Et

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları