Yeni Türkiye Ekonomi Modeli Sürdürülebilir mi?

Son günlerde herkesin gündeminde yeni Türkiye ekonomi modeli var. Nedir bu yeni ekonomik model kabaca özetleyecek olursak faizi düşürerek kuru yükseltmek. Kurunda yükselmesiyle ihracat artacak ve ithalat azalacak. İthalat pahalı hale gelecek ve yerli üretim ağırlık kazanacak. Yerli üretimin artmasıyla ithal girdilerinin maliyeti azalıp enflasyonu düşürecek. Böylece cari açık cari fazlaya dönüşecek. 

Bu yeni ekonomik model anlayışıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla Merkez Bankası faizleri birer birer azaltarak %14’e kadar düşürdü. Bu haliyle faiz düşürülünce kur arttı ve kurun artmasıyla enflasyonda arttı.

Merkez Bankası, bankalara %14 faiz ile borç vermektedir. Bankalar ise bu aldıkları borcu %22 ile hazineye borç vermektedir. Bu model sürdürülebilir model değildir. Gerçek enflasyonun %21 olmadığını, böyle ortamda bankaların yüksek faiz vermesi vatandaşın ₺’den dövize, altına ve işverenlerin mal stoklamasına yol açarak enflasyonu daha da yükseltmektedir. Yani devlet bankalarındaki faizler düşük olduğundan vatandaşlar ₺ ile kredi çekip dolara yatırım yapmaktadır. Eğer ki faizler yükseltilirse bu kez de vatandaşlar faiz ödememek için dolarını satıp kredisini kapatmaktadır.

Bir diğer noktada bilinmesi gereken piyasada iki çeşit faiz vardır. Birincisi Merkez Bankası’nın bankalara borç verme faizi, ikincisi ise hazinenin piyasadan borç alma faizidir. Merkez Bankası’nın borç verme faizi sıfırlansa bile bu vatandaşa yaramaz. Çünkü özel bankalar, hazinenin borç alma faizi altında piyasaya borç vermez. Yani %21 faizle garantili olarak devlete borç vermek varken %15 ile neden vatandaşa borç versin ki? Anlaşılması gereken piyasadaki faiz hazinenin borç alma faizi belirliyor. Eğer ki piyasadaki faizlerin düşürülmesini istiyorsanız sıkı maliye politikası uygulanması gerekmektedir.  

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘faiz sebep enflasyon sonuçtur’ ısrarını sürdürmektedir. Bu önermeyi Türkiye ilk defa 1994 yılında denemiş ve bunun bedelini 1994 krizinde pahalıya ödemişti. Bu krizden kurtulabilmek için faizleri yükseltmiş işin içinden çıkamayınca IMF’den ciddi anlamda maddi destek almıştı. Aynı durumda tarih tekerrür edecek gibi görünüyor. Merkez Bankası ‘faiz sebep enflasyon sonuçtur’ tezini uygulayabilmek için politika faizini %19’dan %18’e indirmiş. Birer birer indirerek son haliyle %14’e kadar düşürmüştür. Tabi bu durum hem kuru hem de enflasyonu yukarı çekmektedir. Merkez Bankası faizi düşürüp kuru yükseltiyor. Yükselen kur neticesinde milyarlarca doları piyasaya sürerek bu kez de kuru tutmaya çalışıyor. Yani Merkez Bankası satım ile dövize doğrudan müdahale etmesine rağmen döviz tekrar günün başlangıç noktasına geri geliyor. Boşu boşuna swap ile alınan rezervleri de harcıyoruz. Merkez Bankası’nın şu anda swaplar hariç net rezervleri eksi 36 milyar doları bulunmaktadır.

Aslında enflasyon da faiz de başka şeylerin sonucudur. Faizi yükselten şey ülke riskinin yükselmesiyle başlayan olaylardır. Bunlar kısaca ülkenin cari açık vermesi, güven kaybı, döviz kurlarında artışlar, ithal girdilerinin artması ve buna bağlı olarak fiyatlarda artışın olmasıdır. Tüm bunlar enflasyonu arttırır ve faizi yükseltir. Ülke riski eğer ki CDS primi 300 baz üzerindeyse ülke aşırı riskli demektir. Türkiye, dünyanın en riskli ülkeleri arasında yer almaktadır. Türkiye, ülke riskini azaltmak için riski düşürmeye çalışmak yerine faiz ve kurlarla oynamaktadır. Kur ve enflasyon yüksek olduğu bir ortamda Merkez Bankası, faizi düşürmeye çalışmaktadır. Bu durumda riskler yükselmekte ve kurla birlikte enflasyonda önlenemez konumda yükselmeye devam etmektedir. Merkez Bankası’nın her faizi indirdiğinde kur yükselmiş, kurun yükselmesiyle hem ithal girdilerin arttırmış hem de enflasyonu arttırmıştır.. Türkiye’de kur artışında ve bunun neticesinde ortaya çıkan enflasyon artışında ilk neden risk artışıdır. Bu ortamda faizi indirmek demek risklere ilave yapmak demektir. Risklere yapılan her ilave kuru ve ardından da enflasyonu yükseltir. Türkiye’nin faizi indirmekten ziyade yüksek enflasyonu çözmesi gerekmektedir. Bunu halletmek içinde ülke riskini azaltmaktan geçmektedir.

Yeni ekonomik modelin uygulanması için öncelikle yargının düzeltilmesi, ortada oluşan panik havasını dağıtarak bir güven ortamının oluşturulması, yerli üretimin desteklenerek fiyat istikrarının sağlanması ve yabancı yatırımcılarına güven vermeleri gerekiyor. Merkez Bankası’nın kurumsal kimliğinin korunması ve siyasi kararlara göre değil ekonomik konjonktür neyi gerektiriyorsa o yönde kararları almaları gerekiyor. Hukukun güvenli olmadığı, insan haklarının düzeltilmediği bir ortamda ekonomi sürdürülebilir bir ekonomi değildir.

Türkiye üretici bir ülke olmadığından ihracat ithalat ile birlikte paralel olarak cari açık ile artmaktadır. ₺’nin değersizleştiği bu ortamda bütün ürünler küresel piyasada dolara göre fiyatlandırıldığı için bir müddet sonra ucuzluk ortadan kalkmaktadır. Türkiye teknolojide hep bir adım geriden geliyor. Arge çalışmaları desteklenmeli, teknolojiye ağırlık verilmeli ve ürün üretilmelidir. Üretilen ürünler ile pazar payı kapması gerekmektedir. Bunu sadece TOGG ve insansız hava araçları ile sınırlamamak gerekmektedir.

Genel geçer iktisat teorilerinde yüksek faiz yüksek enflasyonun sonucudur.  

yazar

Yazar: Thebat

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.