Yazmalı da Nasıl?

Yazmalı da Nasıl? blog yazmak

Herkes farklı sebeplerle yazabilir. Kimi kafasının çok dolu olduğu bir anda ruhunu boşaltmak için yazar, kimi kendi kendinin farkına varmak için, kimi sadece yazmayı sevdiği için, kimi ise büyük bir yazar olmak istediğinden. Albert Camus ‘Denemeler’ kitabında der ki: “Bir yazar, çoğunlukla okunmak için yazar. Bunun tersini söyleyenleri alkışlayalım ama inanmayalım onlara.” Buna katılıyor musunuz?

Kendi düşüncemi tam bu noktada açıklayayım ki bence yazan, anlaşılmak için yazar. İçindeki haykırmak ister ve o büyük yankı dağına bağırır. Tek istediği karşı taraftan gelen yankının ‘Aynısı bende de var’ ya da ‘Evet, tam da yaram var o söylediğin yerde.’ demesidir.

Ben yazmayı çok sevdiğim için bolca araştırdım ‘Nasıl daha iyi yazabilirim?’ diye düşünerek. Bulduklarımı da şimdi sizinle paylaşmaya karar verdim. Elbette bilirkişi değilim lakin derin ve uzun süreçli bir araştırmadan çıkıp geldim bu blogu yazmaya.

Yazma konusunda kendini geliştirmek isteyenler şöyle yüzeysel bir araştırma yaptıklarında bile bu konuda gelişmek için gerekli asıl maddelere rastlarlar. Nedir onlar? Bir bakalım:

  • Okumak: İyi bir okuyucu olup bolca okumak kuşku götürmez şekilde sizi yazma alanında geliştirir. Zira yazmayı düşünen birinin okumaması aşçı olmak isteyen birinin yemek tatmamasına benzer.
  • Yazmak: Ana eserden önce birçok eskiz üretmek gerek. Şöyle düşünülebilir: Yeterince kahve yapıp içmeden sizin damak tadınıza ait ölçüleri, kahve-süt oranını, şeker miktarını anlayamazsınız. Mesela ben birkaç cümleye bakıp yazarını anlamayı çok seviyorum. Bence bir yazar için de yazım tarzının imza halini alması çok hoş bir şeydir. İşte düzenli yazmak da bunu sağlar. Kendi kendinize yazabilirsiniz. Örnek gerekirse ben ‘Kim-Kimle-Nerede-Ne zaman?’ oyunu gibi kâğıtlara rastgele meslekler-isimler/ yerler/ zaman yazıp her kategoriden bir tane çekerek oluşan kombinasyonla her hafta tuhaf hikâyeler çıkarırdım ama sonra bu yolla sadece tek bir tür yazdığımı fark ettim.

Siz de kendinizi keşfetmek adına farklı türleri denemelisiniz. Farklı türlerin farklı faydaları vardır. Kimi hayal gücünüze eklenir, kimi ruhunuzun eteğine takılır. Sizi inceden inceye oyar, şekillendirir. Özellikle yönelmek istediğiniz bir tür varsa da o türde yazılmış kitapları ve o türün nasıl yazılacağını irdeleyen eserleri okuyabilirsiniz. Sizin tercihinizdir. Hatta bu türleri denemeden kurallarını araştırmak sizi daha da geliştirebilir böylece daha olgun yazılar da ortaya çıkar.

Yazmalı da Nasıl? blog yazmak

Yazmaya burası gibi bloglarda kendinizi deneyerek başlayabilirsiniz böylece karşıdan gelecek tepkilerden de haberdar olursunuz. Ayrıca hikâye, roman konusunda kendinizi deneyebileceğiniz uygulamalar mevcut.  Ek olarak ülkemizde çok fazla yazı yarışması yapılıyor, bunları düzenli olarak takip edebileceğiniz pek çok site de var. Bu yarışmalar, bloglar, hikayeler daha sonra sizin özgeçmişinize de olumlu yansıyacaktır. (Sadece güvenilirliğinden emin olduğunuz yerlere yazmaya dikkat etmelisiniz.) Böylece yetkinliğiniz ve kendinize güveniniz artar; ruhunuzdan gelen bir şeyi, onu önemseyen insanlara ulaştırdığınız için mutlu da olursunuz.

  • Farklı hayatlar tanımak: Gözlem yeteneğiniz gerçekten çok önemli. Bunu kendiniz üzerinden düşünebilirsiniz. Gündelik hayatımızda dizi, film izliyoruz değil mi? Orada bile bazen kullanılan kelimeleri garipsediğimiz olmuyor mu? Özellikle sokak ağzında dikkatimi çekiyor benim. Yine yetkin kişi ben değilim ama karakterler arasındaki kaba bir konuşmada bile bazen racon o değilmiş gibi geliyor. Aslında olay bu sanırım. Gözlem yeteneğiniz güçlü olmalı ve hayatın çeşitli dallarına ait raconlara hakim olmalısınız. Bazen bir yazar öyle bir şey yazar ki siz okuduğunuzda ya da izlediğinizde şöyle dersiniz: ‘ Ah, evet böyle bir şey var. Gözümün önünde aslında, nasıl fark edemedim oysa burada ne temiz anlatmış.’ Gözlem de öyle bir şey.

Ataol Behramoğlu’nun şiirinde de geçtiği gibi özetlenebilir bu farklı hayatlara aşina olma meselesi aslında: Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar./Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın.

Bu son bahsedeceğim şeyse yazarların bizzat röportajlarında da duyduğum bir olgu: Bir kavgan olmalı, diyorlar. Dünyayla paylaşamadığın, insanlara fark ettirmek istediğin bir şeyler olmalı. Saklanmaya çalışan bir bıçağı ortaya çıkarma ya da kabuk tutmaz bir yarayı sarma peşinde olmalısın. Bir de bu açıdan bakın diyerek başları çevireceğin bir yön bulmalısın.

Her şeyden önce, kendini bilmeli bence insan. Ne anlatmak istiyor, nasıl anlatacak buna karar vermeli. Dilinin tarihini ve kurallarını, kültürünü, edebiyatını öğrenmeli. Sonuçta ise hata yapmaktan korkmamak gerek, düştüğünde ise yeniden denemek. Zaten insan gerçekten isterse geri kalkacak gücü kendisinde bulacaktır.

Ben de böyle düşünerek deniyorum, araştırıyorum ve öğrendiklerimi sizinle paylaşarak gelişmeye çalışıyorum.

Bu yazım da burada bitti. Dilerim hayallerinizi gerçekleştirmeniz için önünüze çok güzel kapılar açılır. 🙂

yazar

Yazar: Akasyaben

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

6 yorum

Yorum Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.