Yazılamayanlar

Tanrı bir sabah kalkar ve yazıcısına seslenir:

“Bugün insanlar birbirlerine nazik davransınlar, içlerinde ki kötülüğü def edin”

Yazıcı tüm gecedir uyumamış ve kafası dün ki emirlerin yükü ile mücadele içindeydi. Bunalmıştı ve biraz olsa dinlenmek istiyordu. Ya da biraz bile olsa vicdan azabı çekmemeyi.

Bunun mümkün olmadığını ve şeytanla savaşamayacaklarını, bunu yapabilecek tek kişinin yine kendisinin olduğunu söylemek istedi, görebilseydi eğer söyleyeceği daha bir çok şey vardı, biraz kızmış olsa gerek, bir dağın ağırlığı ve bir hyperionun boyu kadar olan kalemini kaldırdı ve hırsını atabilmek için tüm gücüyle kitabın tam ortasından cümleye başladı.

“İnsanlar…”

Denizin ve gökyüzünün birleşme anı gibiydi. Tüm canlı alemi olduğu yerden bambaşka bir galakside reankarne olmuş gibiydi. Kalemi ortadan ikiye ayrılmış ve devasa boyutta bir sarsılmaya sebep olmuştu.

Yazıcının gözleri kitaba bakakalmış, hareketsiz bir biçimde kırılan kalemin elinde kalan kısmına bakıyordu.

Aklından geçen tek şey kovulacağı ya da kanatlarından olacağı düşüncesiydi. İrade sahibi bile olmayan ruhundan bile olabilirdi. Korku, vücudunun her tarafını sarmıştı.

Yerinden kalktı, var olduğu zamandan beri yapmadığı ve düşünmediği bir fikir kapladı beynini.

“Kaçmak”

Bulunduğu odanın ne camı ne de kapısı vardı. Uçamazdı çünkü kanatları odanın üç katı büyüklüğündeydi. Aklına daha kötü bir düşünce girdi ve burada hapis olduğunu aslında varoluşunun ötesinde ki tek gerçekliğin kendisi olduğunu fark etti. Şimdi hem korkmuş hem de daha çok kızmıştı.

Tavanı yüzlerce metre yüksek olan odanın tepesinden gözünü yerinden çıkaracak kadar parlak bir ışık belirdi. Tanrı olabileceğinden o kadar çok korkmuştu ki yere çöküp başını dizlerinin arasına almış kollarıyla kafasını kapatmıştı.

Bunun bir yardımı olmayacağını düşündü. Kafasını kaldırdı ve ışığa doğru baktı. o an korkusu azaldı çünkü odanın tepesinde ki ışık ona doğru gelmiyor, aksine ondan uzaklaşıyordu. Odanın bir ucunda beliren kapıyla beraber.

Artık hem kafası karışmış, hem korkmuş hem de şaşkındı. Binlerce yıldır tek düşüncesi varoluşunun minneti olmuştu, şimdi ise karar vermesi gereken bir anının tam ortasındaydı.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

2 yorum

Yorum Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.