Yazılamayanlar-2

Cennetin tüm melekleri yukarıya doğru yükselen ışığa bakıyordu. İdari binadan binlerce yıldır tek bir kişi bile çıkmamıştı. Oranın dışında bulunan hiçbir melek içeride kimlerin olduğunu da bilmiyordu.Zaten merak etmeleri mümkün değildi. Şimdi ise galaksinin alabildiğince büyüklüğünde bir ışık yükselmişti. Herkes görevinin başından ayrılmış ve büyük salona doğru yürümeye başlamışlardı. Herkes bu ışığın varoluşun kendisi olan Tanrı’nın olduğuna gayet emindi. Bu durumu onlara açıklayabilecek tek bir kişi vardı. Cennetin koruyucusu ve Tanrı”nın en sadakatli askeri “Micheal”.

Micheal büyük salonda oturmuş cennet bahçelerinde ki sonsuz içeceklerin tadına bakıp arada insanoğluna üstten bakışlar atarak kardeşinin fesatlıklarına içten içe hayran olurdu. Çünkü kardeşinin idealizmi binlerce yıldır savaşlara, yalanlara, insanların birbirlerini canice katletmelerine sebep olmuştu. Bu durum Micheal’da hem hayranlık uyandırır hem de insanoğlunun bu kadar basit varlıklar oluşuna karşı onu daha sinirli yapıyordu. Çünkü cennet kurulduğundan beri aynıydı ama insanoğlu bir şekilde gelişmeyi başarıyordu ve kendi iradelerinde verdiği kararlar,bu kararları verirken bağımsız şekilde hareket etmeleri Micheal’ın belli etmese de gücüne gidiyordu.

Cennetin tüm melekleri toplanmış sayılırdı. İdari binanın kapısından da yüzlerce melek çıktı. Herkes büyük salonda endişeli gözlerle toplanmış Micheal’ın bu duruma bir açıklık getirmesini bekliyordu. 

Micheal oturduğu yerden kalktı ve endişeli gözlerin içinde ki o en nefret ettiği duyguyu gördü. “Şüpheyi”. 

Tüm endamıyla kanatlarını açıp kendisini gösterdi. Kanatları bir meleğin görebileceği ve sahip olabileceği algısının çok üstünde bir güce sahipti. Gökyüzünde şimşeklere sebep olur hatta bazı meleklerinin varoluş algısının kaybolmasına yol açardı. Bu yüzden Tanrı ona sadece emir verirse kanatlarını açabileceğini söylemişti. Ama Micheal şüpheyi görmüştü ve kendisine hakim olamadı. Korkudan donakalan tüm melekler Micheal’ın ağzından çıkacak iki kelimeye bakıyordu. 

Micheal ise Tanrı’nın emrine karşı geldiği için ceza almasından korkuyordu çünkü yine sabırsız ve düşüncesizce bir hareket yapmıştı. Sinirine yine yenik düşmüştü. Bunu belli etmemesi gerektiğinin farkındaydı ve sadece :

“Gördüğünüz ışık Tanrının size varoluş ışığını göstermesiydi. Size kendisinin varlığını ve gücünü hatırlattı. Siz ise insanoğlunun aşşağılık duyguları ile kaplandınız ve Tanrı’nın gitmiş olabileceğini düşündünüz.” dedi.

Aslında kendisi de sebebini bilmiyordu ama kıvrak zekasını kullanarak şüpheleri yok etmesi için bir yol bulması lazımdı. Başarılı olduğunu düşünerek yine o büyük egosuna bir basamak daha koydu ve herkesi işinin başına gönderdi.

Oysa farkında olmadan daha büyük bir probleme yol açmıştı. Kendisinde oluşan anlam veremediği ama her işi çözümlemediğinde varlığında ki gücü ve bilgisi artarak onu şüpheden daha kötü bir duyguya sürüklüyordu. Tanrı olma isteğine. 

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.