Yazı İşçisi

günlük kalem kağıt defter

Yazmak, günün tansiyonunu ölçmek…

Şöyle bir baktığınızda, eğer profesyonel bir yazıcı değilseniz, yazma özgürlüğünüz vardır denebilir.

Gerçekten de yazmak eylemi de, bence diğer faaliyetler ve işler gibi “disiplin” ister…

Mesela…

Edebiyat yazarı ile bir gazete köşe yazarının yazma eylemi ile alışkanlığı da farklılıklar arz edecektir.

Bu bağlamda herhangi bir bağlayıcılığı olmayan bloggerlar için de yazma eyleminin bir serbestisinden bahsedebiliriz…

Köşe yazarlarının, yani günlük yazı yazma “zorunluluğunda” olanların, gündemle atbaşı gitme zorunluluğu vardır diyebilirsiniz…

Esasında yazmak, oturup en azından iki satır bir şeyler bile yazmak, “disiplin” ister.

Olaya bu veçheden bakmak gerekir diye düşünmekteyim.

Yazma yetisinin kaybolmaması için, günün belli dilimlerinde, elimizden geldiğince kendimizi yazmaya “zorlamak”, en azından bir iki satır doğru ve mantıklı şeyler yazmaya çabalamak, o gün için kazançlı geçirilmiş sayılabilir.

Dediğim gibi, günlük maraton koşusuna çıkan köşe yazarı için bugün canım yazmak istemiyor, bugün de yazmayayım, yazma iştahım yok, ilham gelmiyor, deme “lüksü” yoktur.

Ama, edebiyat alanında yazanlar için gün daha farklı başlayabilir. En azından bir süre tembellik yapılabilir. Eğer yetiştirilecek bir dosya veya edebî bir ürün yoksa…

Yazmaya “can isteyinceye” kadar ara verilebilir…

Tabii bu durum, yazma fiilinden çok uzaklaşılacak kadar da uzun tutulmamalıdır.

Yazmak gerçekten de içinde çocuksuluğu, romantizmi barındıran, eğer yazmaya bir illet bağımlılığı gibi bağlanılmışsa, deyim yerindeyse yazmadığınız anlarda yerinizde rahat duramazsınız.

———*———

Tabii ki yazmaya toplumların yüklediği anlamlar da farklılaşabilmektedir.

Yine yazarların-düşünenlerin de yazma edimine yaklaşımları farklıdır. Yaşadığı toplumda meydana gelen gelişmeler, siyasal ve sosyal kopuşlar olsun, çalkantılar olsun…

İnsanların yaşadıkları haksızlıklar, adaletsizlikler

Ülkesinin geçirdiği dönüşümler…

Yazarlar için her daim bir etki-tepki meselesidir.

Şöyle bir baktığımda…

Eli kalem tutan birinin uzun süre yazma eyleminden uzak durması, onun yazma melaikelerini törpüleyebilmektedir.

Onun için diyorum ya, yazmak için kalbi atanlar, yazamama dönemlerinde bile, yazma yetisini yitirmemek için kaleminin ucunu sivriltmekten imtina etmemelidir.

Tabii ki bir insanın duyargaları sürekli açık olamaz. Kayıtsızlık olsun, vurdumduymazlık olsun… Adamsendecilik olsun… Bencillik olsun…

Yazanlar az biraz “duygusaldır”…

Yaşadığı gezegende zuhur eden gelişmeler karşısında biraz daha “duyguları” ile hareket ederler…

Evet…

Ama…

Yazmak…

Disiplin ister, özveri ister, fedakârlık ister, sıkıntı içinde zorluklara katlanmak gerekebilir…

Daha önceki yazılarımda da ifade ettiğim gibi… Öyle olur ki çok olumsuz ve yersiz tepkilere maruz kalabilirsiniz…

Yazmak gibi bu dünyada en saf ve masum eyleminiz “kınanabilir”!

Evet… Gündemin nabzını tutanlar ve gündemle yatıp kalkanlar için, dur durak yoktur…

Şöyle düşünüyorum da…

Neden yazıyoruz?

Dünyada gelişmeler dur durak bilmeden dönüşüme tâbi iken, senin de her gün yazma zorunluluğunda olman…

Yazmak…

Biraz keyif, biraz da zorunluluk…

Rapor Et

kooplogger

Yazar: Erhan Salman

Ben, ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ BÖLÜMÜ mezunuyum...

Yıllardır çeşitli mecralarda, dilimiz döndüğü kadar bir şeyler karalamaya çabalayan biriyim...

Yazma sevdasına ilk önce politikadergisi.com sitesinde başladım, sonra sırasıyla radikal blog ve milliyet blog mecralarında sürdürdüm...

Hâlen milliyet blog mecrasında yazmaya devam etmekteyim...

Elimden geldiği ve dilim döndüğü ve kalemim yazmaya devam ettiği sürece, siz kooplog ailesi ile paydaş olmaya devam edeceğim...

Yazma serüvenimde bana paydaş/yaren olmanız dileğiyle,

Esen kalın...

İlk YazımBlog Yazarı

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları