in

Yaş Almak…

Kenan Doğulu’nun Rüzgar adlı bir şarkısı var, bilmem bilir misiniz?

Hani; ‘Bizim bayramı çocuklara devredeli, çok düşünür olduk. Bizim tarih eskidikçe, çok kasılır olduk.’ diye başlayan…

Şarkıya radyoda denk geldiğimde bu iki mısra bir an durup düşünmeme neden oldu. Halbuki defalarca kez dinlediğim, baştan sona ezbere bildiğim bir şarkıydı. Daha önce neden bu etkiyi yaratmamıştı bilmem ama şimdi içimi derin bir hüzne boğmuştu. Sanırım hala o bayramlara sahip olduğumu sanıyordum. Onları devretme düşüncesi beni sinirlendirmişti, üzmüştü. Tarihimin eskidiğini düşünmek, kasılmama mı neden olmuştu bilmiyorum ama ‘bizim zamanımızda…’ ya ‘eskiden…’ diye başlayan cümleler kurduğumu fark etmek…

Lanet olası neşeli şarkı, bir anda benim için dünyanın en hüzünlü şarkısına dönüşmüştü.

Sanki büyüdüğümü o an fark etmiştim. Sanki bir şeyler yapmaya geç kalmışım gibi hissetmiştim. Artık on yedi yaşının verdiği pervasızlığı bir kenara bırakmak ve yaşımın verdiği olgunluk ile temkinliliği sahiplenmem gerektiğini idrak etmek ağır gelmişti anlaşılan. Yaşımdan ve ilerlemekten nefret etmiştim.

Halbuki şarkının devamında, ‘Her yaşın bir güzelliği var, en güzel çağımdayım’ diyordu. Aslında yaş almış olmanın kötü olmadığını, sadece yaşımın verdiklerini kucaklamam gerektiğini söylüyordu. Yani, bir şeylere geç kalmamıştım. Bunu kabul edemezdim. Bu pes etmekti, kendinden, hayallerinden vazgeçmekti.

Hem buna en başta Tolstoy izin vermezdi zaten değil mi? Altmış yedi yaşında bisiklet sürmeyi öğrenerek bize, ‘hiçbir şey için geç değildir.’ demek istememiş miydi? O bisikleti gerçekten sürmeye başladığında sizce elinden giden bayramlar olduğunu mu düşünmüştü yoksa o gün, o an, ona bayram mı olmuştu?

Annemin, ara ara aklıma gelen bir sözü vardı; insan kaç yaşında olursa olsun, ancak ebeveynleri ölünce büyür. Bu söze güvenerek, hala o bayramlara sahip olduğumu söylemeye cüret edebilirim sanırım.

Her yeni bir şey öğrendiğimizde ya da küçücük de olsa bir işi başardığımızda, içimizde hissettiğimiz o mutluluk, heyecan bizim bayramımız. Tolstoy’u da bayramlarınızı da her zaman hatırlayın.

Onları hiç devretmemeniz dileğiyle…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.