Yaş Almak Güzel Bir Şey mi?

Yazıyı okumaya başlamadan önce lütfen anketi cevaplayınız! 😉

Yaş aralığınız nedir?

Ø 16 / 25

Ø 25 / 45

Ø 45 / 60

Ø 60 ve üzeri

45 yaş ve üzeri şıkları, içini hafif burkuyor, biraz geriyor ve duygulandırıyorsa, yazıyı okumaya başlayabilirsin. Çünkü konu başlığımız; yaş almak!

Şaka yapıyorum tabii… Ne münasebet sinirleneceğiz, üzüleceğiz, hisleneceğiz de, karamsar karamsar oturacağız? Asla. Yaş almak güzeldir bir kere! Elbette canım. Biliyorum da söylüyorum. İkinci yarıya gayet kararlı, azimli, güler yüzlü, en pozitifinden enerjili, sakin ve kabullenmiş olarak girdim bir zaman önce. Hayır, başka ne yapacaktım sanki? Benim elimde mi ki; ‘gelme’ diyeceğim yeni yaş’a?!. ‘Geleceği varsa, göreceği de var!’ sözünü hayata, kendimi de yeni bir mod’a geçirip; daha güzel, olgun, anlayışlı, dolu dolu yepisyeni günlere geçeceğim yeni hayatıma başladım canım okur. Böyle yapmanı tavsiye ederim sana da. İvit.

Hayatın farkına ve tadına varabilmek, tecrübeyi bilgiyle harmanlayıp henüz görmemiş ve bilmemişlere bildirmek, hürmet ve saygı görmek, yaşam ve ölümün harmanlandığı engin bir ruha sahip olabilmek için; yaş almak lazımdır. Yaş almak, yaşlanmak güzeldir. Nokta.

Nedir yani, alt tarafı bazı değişiklikler yaşıyoruz ve daha da yaşayacağız!?. 😨

Hücre yenilenmesi azalmaya başlayacak örneğin. Zaman içinde daha büyük hale gelip, daha az bölünüp, daha az çoğalacaklar. Hücrelere enerji sağlayan mitokondriler etkilerini kaybedecek ve bu hücrelerin içindeki pigmentler ve yağlı maddeler de artacak.

Eklemlerimiz de büyük oranda etkilenecek bu durumdan. Her şey yolunda giderse (!) yaşlılığa bağlı eklem problemleri 40’lı yaşlardan sonra başlayacak. Ve zamanla oturup kalkmak, yürümek, merdiven inip çıkmak zorlaşacak.

Yorgunluk ve enerji kaybı ile kendini gösteren belirtiler, -kişiye göre değişiklik gösterse de- durup durup ‘ce’ diyecek bir yerlerden ara ara.

Östrojenin büyüme etkisi azalacak ve saç kökleri incelmeye başlayacak. Akabinde de gelsin azalmalar ve dökülmeler. Çünkü saç kökleri, kalınlaşan kolajen liflerle çevrelenip seyrekleşmeye başlayacak. Bir de renk menk kalmayacak. Menk nedir, ben de tam bilemedim ama renk kısmı doğru. Beyazlayacağız itinayla.

Cildimizde kuruluk, ince çizgiler, lekeler ve elastikiyet kaybı artacak. Göz kapaklarımız ve gıdımız sarkmaya başlayacak. Ayrıca görme fonsiyonunda da azalma olacak illaki. Ben yakını artık net göremiyorum mesela. Çok şirin bir gözlük var şu an bunları yazarken gözümde. Bazen gözümde olduğu halde arıyorum gözlüğümü, biliyor musun? Çok eğlenceli anlar bunlar. Ha, bir de yağ ve kolajen dengesi bozulduğu için, göz altlarında pigment kaybı yaşanacak ve morluklar oluşacak.

Aman… Bu kadarcık işte! Gelsin, illaki gelecekse. Karşılarız biz de güler yüzle.

Yaşlanma süreci, ölüm ve doğum kadar doğal bir süreç değil mi? Öyle tabii. Önüne geçebilir miyiz? Hayır! Yavaşlatabiliriz ama. İyi geldi değil mi bu cümle? Sağlıklı beslenme, sinirlenip streslenmeme, esneme, gerinme, sevme, sevilme, ‘hayır’ diyebilme ve içe dönme ile üstesinden gelebiliriz bu sürecin. Yahu, biliyorum da söylüyorum. Yok bir şey bunda. Alt tarafı farklı bir rakam/sayı söylüyorsun her yeni sene. O kadar!

Birçok insan yaşlanmaktan korkar. Bunda sorun yok, çok normal. Ben de korkuyordum. Yalnız değilsin cancağızım! Önemli olan kabullenmek ve doyasıya sağlıkla yaşayabilmeyi sağlamaya çalışmak. Korkulan şey; fiziki değişimlerle birlikte gençlik enerjisini kaybetmek, yaş olarak genç olanlarla çağ farkına ayak uyduramamak ve tabii en önemlisi geçmekte olan vaktin ölüme yakın olduğunu düşünmek oluyor genelde. Ölümün yaşı yok oysaki. Kundak yaşındayken de, üniversite yaşındayken de, kariyer peşinde koşulan yaşta da, ikinci yarıdan sonra yorgun bedeninizle uyuklarken yatakta da gelebilir ölüm. Babaannem; “Allah hayırlı, güzel ölüm versin.” derdi Allah rahmet eylesin. Şaşakalırdım, ölümün de güzeli mi olurmuş diye? Olurmuş!

Sağlıklı yaşamak ve ölmek, yani doğal nedenlerle eceliniz geldiğinde ölmek var; bir de bile isteye bedeninize organlarınıza ruhunuza zarar verecek şeyleri yapıp, uzun süre acılar çekerek ölmek var!

En basit örnekle; yıllarca sigara içen birine sorsan;

 “Onca yıldır içiyorum, bir zararını görmedim. Benim dedem 75 yaşında elinde sigarasıyla öldü. Doktoruma sordum o da içiyormuş, zararı olsa okumuş insan içer mi? Sigaradan kanser olduğumu öğrensem, nasılsa öleceğim deyip yakarım bir tane daha… vs…” cevaplarını alabilirsin öksürük ve balgamlar eşliğinde. Ama onu da sorsan, üşüttüğünü söyler hemen. Ki ben bile bile, oynaya güle, seve seve sigara içenlerin gerçekten üşütmüş olduklarını düşünüyorum. Kafalar cereyanda kalmış olabilir. Çünkü, insan zararını bilerek ve isteyerek vücuduna bir zehiri neden ve nasıl alabilir, aklım almıyor!?.

Bunun yanı sıra hiçbir kötü alışkanlığı olmayan, yürüyüşünü, beslenmesini düzenli bir hayata uyarlayan biri de ölebilir pat diye herhangi bir sebepten. Evet. Ancak konu, kendi hatalarımızdan kaynaklanan hastalıkları çağırmamakla ilgili. Elimizde olmayanlara müdahale edemeyiz elbet. Fakat elimizde olanlar da az buz değil. Yapabiliriz! Hiçbir şekilde sıfır beden ya da kum saati şeklinde veya bolca kaslı olmak yok sağlık için yapmamız gerekenlerin içinde. Sadece ve sadece yenmesi içilmesi faydalı şeyleri tüketip, zararlı olduğu kanıtlanan şeylerden ve sinir stresten mümkün olduğunca uzak durup, bolca da hareket ettik miydi, oldu bitti işte, nedir yani?

Kim korkar yaş almaktan, yaşlanmaktan? Gelsin rakamlar dilediğince. Sonuçta hiçbirimiz ölümsüz değiliz. Elbet gelecek o da bir gün. Amma ve lakin, cümbür cemaatin ve elalemin ne dediğine bakmayacağız yaş alırken. Kendimiz gibi olacağız. Cilt kırışıklarımız, kalp kırıklarımız ve ümit kırıntılarımızla birlikte yaşayacağız gülümseyerek. Yaşamak zorundayız.

Gerçekten ama bak gerçekten -ki özellikle genç okuyucu sana bu sözüm- her yaşın ayrı bir güzelliği var. Biyolojik olarak yaşlanmayı durduramayız evet ancak ruhen yaşlanmayı durdurabiliriz. Yaş, sadece bir rakamdan ibaret. Fiziken gösterdiğin yaş, hissettiğin yaş ve nüfusunda yazan rakam farklı olabilir. Olmalıdır da zaten. Çünkü rakamların bir önemi yok. Hissiyatınızdır önemli ve gerçek olan. Ruhunun enerjisini asla kaybetme canım okur.

Kalbimiz sevmeyi bildikçe, asıl güzelliklerin farkına vardıkça, yeni şeylere açık oldukça, kendimize ve hayata güven duydukça, umut ettikçe asla yaşlanmayız. Yaşadıkları yaşlandırmaz insanları her zaman, yaşayamadıklarımız içimizde bir yara olarak kaldıkça yaşlanırız esas. Her şey için geçerli olduğu üzere, yaşlı hissedip hissetmemek bize bağlı. Beynimize doğru sinyalleri ve emirleri göndermemiz lazım her konuda uygulamamız gerektiği gibi. Cildimizin buruşması ne fark eder ki, ruhumuz buruş buruş olduktan sonra? Neye karar verirsen,o olur ya da onu uygular beynin. Ruhen genç kalmaya karar ver hemen!..

Ben küçükken ellilerinde biri bana nine/dede gibi geliyordu. Çocukken o yaşlar çoook büyüktü, fazlasıyla yaşlıydı. Ve resim olarak da yaşlı mı gösteriyorlardı ne? Şimdi ise biyolojik yaşlanma artık çok daha yavaş gerçekleşiyor. Eskiden yolun yarısı otuz beş iken, ellilerinde biri de haliyle yaşlı kategorisine giriyordu. Şu an elliler yolun yarısı bile değil neredeyse. Belki de bizim neslimizden sonrası -koronasıydı, virüsüydü, vebasıydı, doğal afetiydi, vs. mani olmazsa- daha uzun yıllar yaşayabilecek. Elliler gençlik dönemi olarak sayılacak belki de, kim bilir?

Bazı şeyler dışında pek bir şey hatırlamıyorum çocukluğuma dair aslında. Sanki hiç çocuk olmamışım gibi geliyor bazen. Hani bir söz de var ya; “Çocukluk sarhoş olmak gibidir, sen hariç herkes hatırlar neler yaptığını!” diye. Öyle işte… O değil de, ne kadar büyüktü teyzeler amcalar o zamanlar yahu?!. Hey gidi hey…

Biraz önce sigara örneği verdim ama artık çok daha az sigara içiliyor şükürler olsun ki. Eskiden, otobüste dolmuşta biri suratınıza karşı duman üfleyebiliyordu rahatça. Ne kötü değil mi? Onu bırakın, hastanelerde bile içilebiliyordu yahu! E, tabii bilinçlendikçe ve sigara tüketimi azaldıkça sağlık ve görünüm olarak da daha dinç oluyor insanlar.

Bir başka farkındalık da, güneşin yararları olduğu gibi zararlarının da olduğunu bilmek ve örneğin cilt kanserinin önüne geçebilmek olsa gerek.

“Bizim zamanımızda …” diye başlayan cümleler her ne kadar eskiye özlemi ifade ediyor olsalar da, artık hayatı kolaylaştıran unsurlar daha fazla. Her konuda hem de.

Beden gücü yerine beyin gücü gerektiren işler artık daha makbul olduğu için, buna yöneliyor insanlar da doğal olarak. Beyin de yoruluyor elbette ama beden gücüyle çalışan eski insanlar biraz daha çabuk çöküyordu sanki.  

Daha doğal, daha sağlıklı, daha organik olan tercih edilmeye başlandı gösteriş de olsa, geç de olsa.

Teknolojik yenilikler, estetikler, icatlar, robotlar derken; ölümsüzlüğü aramaya kadar gider bu devran. Ölümsüzlük var oysaki. Güzel birer insan olarak tarihe adını yazdıranları hatırla. İşte onlar ‘ölümsüz’ler! Bizler de sevdiceklerimiz için ölümsüz olabiliriz. İyi, güzel ve hasretle anılacağımız hatıralar bırakalım geride. Sevgi, vicdan, merhamet sarsın ki hücrelerimizi, hiç yaşlanmayalım, hiç ölmeyelim.

Bu konu bitmez…

Bu arada Allah sağlık versin, Ajda Pekkan’ın yaşlandığını görmeden ölmeyeydik iyiydi. 😀

Ölümsüz ruhlarınızın huzurla dolması temennisiyle,

Doğala özdeş aromalı, katkısız, saf, temiz, berrak zihinli, huzurlu ve sağlıklı günler dilerim güzel okuyucu.

kooplogger

Yazar: iklim dora

Yazıyorum, Paylaşıyorum. Hayatın Sevmek, Inanmak Ve Paylaşmak Olduğunu Düşünüyorum. Az Öz Dostum, Ruh Ikizim Ve Kitaplarım Olduğu Sürece Benden Mutlusu Yok. Dünyalıyım. İçi Dışı, Özü Sözü Bir Olmak; Istediğim. Hadi O Zaman, Okuyalım Güzelleşelim. ツ

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

2 Yorum

  1. Hayatın kısa bir özeti şeklinde algıladım sizin yazınızı. Yorum yapmadan geçmek istemedim.Geri dönüşlerin çok besleyici aynı zamanda da motive edici olduğuna inananlardanım. Yazınızı okuyana kadar iç huzursuzluğum vardı gerçekten karamsar bir gün geçiriyordum.Güzel birkaç yazı okursam etkilenir kendime gelirim diye düşünmüştüm hakikaten de öyle oldu. Tam da bu kadar enseyi kararttığım bir günde güneş gibi içimi ısıtan yazınız bana ilaç gibi geldi. Kaleminize sağlık 🙂