Veda busesi

Eşini kanserden kaybeden Orhan Seyfi’nin kansere yakalanan kızı,’Annem öldüğünde çok ağladın. Ben ölürsem ağlamayacağına söz ver’ deyince ölümsüz bir şarkı yaşatır kalbimizde “Bir alev halinde düştün elime, hani ey gözyaşım akmayacaktın? “keyifli okumalar…

Sevdiğim çocukluğunun başını okşuyorum geceleri. Alamadığım tüm balonları alıyorum,parkın kenarındaki yaşlı amcadan. Dünyanın tüm pamuk şekerlerini seriyorum yoluna. Sen ölüm döşeğinseyken okşadığım başına gidiyor ellerim, ellerim sıkıntıdan terlemiş saçlarına gidiyor. Oysaki sen mutluluğu sallanırken ulaşırdın mutluluğa nasıl oldu da Azrail sallar oldu hayatını… Sana acı veren yaraları iyileştirmeye niyet ediyorum, dizlerini okşuyor; içimden bizi Yaradan’a bildiğim tüm duaları okuyorum. Belki iyileşirsin diye seni bilmediğin dua yağmurlarıyla yıkıyorum. Sonra hiç bilmediğin güneşli sabahlara uyandırıyorum seni. Güneşli günler getiriyor, gülüşüne nazar boncukları takıyorum. Kucaklıyorum tüm korktuğun geceleri , azrailinle savaşıyorum. Uyumanı seyrediyor, üzerini örtüyorum. Son sözlerinmiş gibi bekliyorum dudağından dökülecek her kelimeyi. Sen çocukluk yapsaydın da ben gönlümde sana salıncak yapsaydım…Böyle olmamalıydı, yaşayamadığın çocukluğuna ağlıyorum…

Fazla konuşamadık seninle… Giderken seninle gitti güneşli günler. Yoluna döktüğüm pamuk şekerler elimde kaldı. Nazar boncuğu taktığım gülüşünü arıyorum şimdi boş evde. Seni sordum kayan yıldıza, göç eden kuşlara…Ağaçlarla dolu mezarlıkta bir söğüde dayanıp sana ağladım. Oysaki söz vermiştim sana veda ederken ama ne var ki göz yaşıma hükmedemiyorum. Ama hiçbir zaman ne kadere ne de sana isyan ettim. Gittin diye hiçbir zaman suçlamadım seni.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.