Üç Sokak Lambası

Hiçlik kokan sokağın ortasından hiç kimse gibi yürüyordum. Etrafımda kimseler yoktu, ruhumda ise sadece yalnızlık vardı. Saat geceyi geçiyordu. Güneşin doğmasına birkaç saat kalmıştı. Sağım ve solum yalnızca kaldırımlardan ibaretti. Yürüdükçe sokak lambaları yüzümü aydınlatıyordu. Bir, iki ve üç… İleriye Baktığım zaman sadece üç tane sokak lambası görebiliyordum. Acaba o üç sokak lambasını geçebilir miydim? O kadar yorgundum ki geçebileceğimi zannetmiyordum. İlk sokak lambasını geçtiğim zaman yorgunluğum daha da artmıştı. Hasta bir adamdım, yorulmamam gerekiyordu. Birkaç hafta önce akciğer kanserine yakalandığımı öğrenmiştim. Tedavi olmam gerekiyordu fakat istemiyordum. Bu yönden babama benziyordum; o da akciğer kanserine yakalanmış ve tedaviyi reddetmişti. Eninde sonunda da öldü. Ne acı… Annemi ise hiç tanımamıştım. İki.. İkinci sokak lambasını geçiyordum. Artık daha yorgun ve acılıydım. Tuhaf, ben acı çekmeyi pek bilmezdim. Annemi tanımadım, babam öldü, kanserim ama bunlar acı vermedi hiçbir zaman. Artık hiçbir zaman diyemiyorum çünkü şu an acı çekiyorum. Hiç arkadaşım olmadı, babam öldü, annemi tanımıyorum, sokaklar ıssız ve ruhum yapayalnız. Hiçlik kokan sokakta ölüme boyun eğmiş gibiydim. Bu sokak lambaları beni duyuyor mu acaba veyahut bu sokak ya da annem… Annem, güzel bir kadındır kesin. Keşke bir kere görebilseydim. Gözlerinin içine bakıp gülümsemeyi ne isterdim o güzel kadının. Babam sever miydi acaba annemi? Sinirli bir adamdı babam, beni hep döverdi. Düşününce pek sevebileceğine ihtimal veremiyorum. Beni döverdi çünkü hem de hiç acımadan. Bir kere bile bağırmadım beni döverken. Ağlamadım, bağırmadım ve boyun eğdim. Her cuma beni döverdi babam. Baba, bak bugün cuma, beni neden dövmüyorsun? Yaşasaydın da dövseydin beni keşke. Ruhumda bu derin yalnızlığı hissetmek yerine senin tokat darbelerini isterdim. Yalnızlık, dövülmekten daha betermiş. Üç… Üçüncü lambanın dibindeki kaldırıma çöktüm. Hayatım boyunca yaşadıklarım da acıyla üzerime çöktü. Yorgunum, bitkin ve yalnız… Yaşam denilen sisli tiyatronun son perdesini tamamlamak üzereyim, hissediyorum. Aklıma annem geliyor, kokusunu bilmemenin acısı ve babam… Babamın kemer şaklamaları sanki tek tek yüzüme iniyor. Yüzüm yanıyor, ruhumla beraber, yalnızlığımla beraber. Gözlerim kapanıyor ağır ağır, solgun tenim bedenime daha da işliyor, kafam ağırlaşıyor ve düşüyor, yalnızlığım da yanarak kayboluyor, o da terkediyor beni. Yaşamın son, sokağın üçüncü perdesi… Elveda yaşam…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.