TV Programcılığından Çıkış, Reklamcılığa Giriş Eksi 1

Çok uzun bir süre olmasa da, bundan belli bir süre önce reklam sektörüne giriş yaptım. 8 yıllık televizyon programcılığı geçmişimden sonra üzerine şimdi de 3 yıllık reklam tecrübemi katarak ilerliyorum.

Ben iki sektör arasındaki farkı şöyle açıklıyorum. Tv sektöründe çalışmak demek sonradan zenginliğe erişmiş ve bunu henüz sindirememiş bir insan gibi hava atıp caka satmak. Reklam sektöründe çalışmak ise; zaten zengin bir aileye sahip, az çok bir şeyleri görmüş ve bunu sindirmiş, belli bir kültür seviyesine sahip, olgun ve üst segment insan topluluğu gibi olmak demek. Yani en azından bana hissettirdiği bu. Hatta öyle bir topluluk ki kendi dillerini bile oluşturmuşlar.

Reklamcılığın tabi belli başlı kuralları var. Havalı bir kaç ingilizce kelime kullanıp, cümlelerin arasına kimsenin anlamadığı (ya da anlasa da rezil olacağını düşündüğünden soramadığı) kelimeler uydurmak ve ne olursa olsun en basit bir olguyu bile en karışık ve “kreatif” şekilde anlatmak en spesifik kurallar.

Televizyon programcılığında ise kural yok. Kural kendinizsiniz. Gerekirse bir ünlüyle konuşabilecek kadar her konudan haberdar, zarif ve nezaketli aynı zamanda da mesafeli, (hangi ünlü zarif ve nezaketli bu tartışılır), gerekirse de kulisi temizleyen abi ile “aman abicim, canım abicim…” yapacak kadar samimi olmak. Altın kural bu. Sonrası yalanlar, kıvırmalar, poh pohlamalar, aşkımlar, balımlar…

Aslında her iki sektör de iletişim başlığı altında toplanıyor ama iletişim yöntemleri bile çok farklı. Tek ortak noktaları ise büyük egoların havalarda çarpışması. Diğer ülkeleri bilemiyorum ama sanırım ülkemiz de iletişim sektörü “ego”suz “iletişemiyor”.

Olur da yolunuz bu iki sektörle alakalı bir yere düşerse aklınızın bir köşesinde bulundurun isterim. Naçizane tavsiyemdir.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.